Vehbi Aktert

Arşiv

“Biz Develeri Ektik Pireleri Biçtik”

  Vehbi Aktert *

   

Merhaba Dostlar,

Yirmibeş yıl aradan sonra nerden başlamalıyım diye çok düşündüm.Çünkü konuşulması gereken o kadar çok şeyimiz var ki… Bir çeyrek asır geçti aradan ve bu süre zarfından köprülerin altından çok sular aktı. Hepsini bir arada yazmak ve söylemek olanaklı olmasa da bu konuda az da olsa birşeyler söyleme  gereğini duydum.

   

Amaçım kimseyi kırmak değil ama gerçeğimizi de söylemek durumundayım ve her arkadaşın da içinden geçenleri açık söylemesi gerekir diye düşünüyorum.”Köprünün altından çok sullar aktı” demiştim. Bazılarımız o akıntıya kapıldık döküldük, boğulduk. canlar verdik. Bazılarımız sağa sola savrularak tutunmaya çalıştık,  belki de teselli  olmaya çalıştık. Ve bir kısmımız da gelen o akıntılı sele karşı dimdik sağa sola savrulmadan kendi ayaklarımızın üstünde ve alın akımızla  hiç bir yere dayanmadan sapasağlam halde ayaktayız. Bu da umudun, iradenin,inancın ve kişiliğin birleştiği noktadır.

  

Kuşkusuz Dünya'da, Ortadoğu'da, Türkiye'de ve Kürdistan'da hiçbir şey yirmibeş yıl öncesinde bıraktığımız gibi kalmadı. Birçok şey değişti. Dünya, iki kutuplu sistemden tek kutuplu sisteme geçti. Irak'da faşist Baas rejimi yıkıldı, yerine federe bir devlet kuruldu. Güneyli kardeşlerimiz otonomiyi savunuyorlardı, şimdi devletleştiler.Türkiye 12 eylül faşist diktatörlüğünden az da olsa dış dünyanın kamuoyu baskısıyla ve AB girebilme vesiylesiyle bir takım reformlar yaptı, yapıyor.

 

Ve bu arada bizlere ne oldu ne yaptık? Biz de çok farklılaştık demiştim. Kimilerimiz can verdik, kimilerimiz mafylaştık, kimilerimiz bürokrat veya işveren olduk, kimilerimiz de hâlâ emekçi veya küçük burjuva karekterimizi korumaya çalıştık, kimilerimiz ise mülteçi olduk. Bunca aradan ve farklaşmadan sonra ne yapabiliriz diye çok düşündüm.

 

Biz bunları 1996'da, DEP sonrasında Diyarbakır'da olan bazı dostlarla başlayıp  ara sıra bir araya gelerek tartışıyorduk ve bunu giderek seri toplatılara dönüştürdük. Bilindiği gibi daha sonra Ankara toplantısı ardından da Mersin toplantısı yapıldı. Mersin'de, 2001 Mayısında yapılan son toplantıya katılanlar, oy birliğiyle KÜRT DEMOKRATİK BİRLİK PLATFORMU adında bir platform kurma kararı aldılar ve bunu bir dekarasyonla kamuoyuna sunuldu. Amaç, dağınık olan bizlerin bir araya gelme koşullarının yaratılması ve hiç olmazsa bir siyasi ”adres” yaratılmasıydı.

 

Bu amaçla bir komite kuruldu. Kurulan komite, diğer çalışma gruplarıyla ilişkilerin kurulmasını sağlayacak ve daha organizeli ve güçlü olarak toplanabilmemizin koşullarını yaratacaktı. Komiteye bu amaçla ülke geneli için yetki verildi. Öte yandan bazı arkadaşlarımız değişik guruplarlaşmalar içindeydiler. Bizler, kurulan bu komiteye partileşme yetkisi vermemiştik. Bu komite, varolan diğer kimi guruplarla dostane ilişkiler kurup sürdürmeliydi. O arada bazı bölgelerde daha toplantılar yapıldı. Bu toplantıların önce ülke içi ve ülke dışı olarak ve sonrasında da birlikte bir toplantıyla bir yere, bir sonuca vardırılması gerekiyordu. Ancak bu süreç olgunlaştırılıp tamamlanmadan, komitedeki arkadaşlarımız, diğer bazı gruplarlarla parti kurma kararı vermiştiler bile. Platform adına atılan bu adımdan imzadan sonra haberimiz oldu. Ben doğal olarak buna karşı çıktım; kendi aramızda tartışıp bir mutabakat sağlamadan başkalarıyla yapılan anlaşmaların hele de parti kurmaların ne bize ne de başkalarına bir faydasının olamıyacağını anlatmaya çalıştım. Bilindiği gibi bu süreç sonunda HAK-PAR adında bir parti kuruldu. Bu yanlış adım ve yöntem bizi fiilen böldü, bazı arkadaşlar bu partiye katıldılar, bazılarımız da yerimizde kaldık.

 

Görülüyor ki bizim ”DDKD”lileri bir araya getirme, onları toparlama ile ilgili girişimimiz daha eskidir yani bu ülke dışında başlayan son girişimle başlamış değil. Ama görüyorum ki, o dönem yanlış yapıp toparlanmamızı tutumlarıyla sekteye uğratan bazı arkadaşlar, o günleri unutmuşa benziyor ve şimdi de bazı tutum ve davranışlarıyla yine yangından mal kaçırmak misali bazı hususları aceleye getirmek istiyorlar. Bu defa buna müsade edilmemelidir.

 

Herşeyden önce bizlerin netleşmemiz gerekir; ne yapacağız, ne düşünüyoruz, kimlerle ne yapacağız? Aksi halde kısa süreli bazı çıkar veya sınırlı bazı amaçlar uğruna, toparlanma ve birlik çabalarımızla birlikte halkımızın uzun süreli çıkalarlarını da feda ederiz. Ulusal çıkalarımız, herzaman her şeyin üstünde olmalıdır.

 

Kendim hâlâ sosyalit düşünceyi savunuyorum. Değişen dünya konjonktöründe sosyalistlerin de kendi o klasik  düşüncelerini süzgeçten geçirip ve yeni politikalar üretmeleri lazım; bu bir zorunluluktur.

 

DEVRİMCİ DEMOKRATİK KÜLTÜR DERNEĞİ ( D.D.K.D} DEVRİMCİ DEMOKRAT HAREKET 1970'li yıllarda Kürdistan tarihinin en parlak en temiz ve en kitlesel örgütlü güçüydü. Ne istediğini bilen ve istenilenleri azimle, inatla almasını başaran, kitlelerle çok iyi bir şekilde bağ kuran  ülke ve Türkiye  koşularına göre politika üretebilen bir örgüttü. Zaten öyle olmasydı, kısa bir sürede o kadar muazam bir güçe erişmezdi. Bu kısa sürede DDKD'yi DDKD yapan o mücedele azmi, kitle çizgisi ve seviyeli politikasıydı. Siverek ve Bismil'de feodal taprak ağalarına karşı onbinlerin katıldığı protesto mitingleri, Eyneto'da toprak ağağılığına karşı verilen pratik mücadele ve eylemler bu politikanın ve ciddiyetin ürünleriydi.

Peki ne oldu da 12 Eylül Faşist Darbesi'yle birlikte bu hallere geldi. Esas üzerinden durmamız gereken tarihimizin bu acı sayfasıdır. 12 eylül sabahı, ayağımızı yere vursaydık, PKK'nin 1992- 1993 yılarında eriştiği güce biz daha o zaman ulaşabilirdik. Esas üzerinde durmamız geren bu. Oysa şimdi neredeyse sıfır noktasındayız. Marks şöyle diyordu: “BİZ DEVELERİ EKTİK PİRELERİ BİÇTİK”. Dostlar, afınıza sığınarak ben de diyorum ki, biz develeri ektik ama pireleri de biçemedik. Çünkü 1980'den sonra sonra mücadele alanlarını terk ettik, kadrolarımızı mücadeleye sokarak onları çelikleştirmek bir yana, onlara sahip çıkıp koruyamadık bile. Herkes başının çaresine bakmak zorunda kaldı adeta. Esas irdelenip sorgulanması gereken KİP ve PEŞENG süreçleridir. DDKD değil. Bizler, o zaman çoğunlukla gençtik ve DDKD de bir gençlik örgütüydü.Şimdi ise hepimizin çocukları o yaştalar, onlara bırkalım o temiz ve onurlu örgütü. Biz bize bakalım ve geçmişimizin acı safyasına dönelim, tartışalım, sorunları ve sorumluları çıkaralım. Ançak o şekilde tarihin bize yüklediği misyonu yerine getiririz; ançak bu şekilden yeniden bir araya gelebiliriz ve kaldığımız yerden yolumuza devam edebiliriz.ÖZELLİKLE bazı arkadaşlar bundan kaçınıyorlar veya bunu önemsemiyorlar. Oysa bizler nasıl doğrularımız ve güzelliklerimizle onur duyuyorsak, hatalarımıza da sahip çıkmalı, onları kabul etmeliyiz.1982, 1985 ve 1990'lı yıllarda yapılan operasyonlaın neden ve sonuçlarını hiç bir zaman yazıp tartışmadık veya bu tartışmalar çok sınırlı kaldı. Kendi içimizde yapılan müdehallerden hiç kimse bahsetmedi. 1980  sonrasında ülke dışına çıkarılan kadrolar bu halkın onurlu mücadelesi için mi yoksa kimilerinin çıkarı için mi korunamadılar. Bu kadrolar neden korunup, geliştirilp mücadeleye sokulamadılar? Kısacası, geçmişimizi bilmeden, tartişmadan, eksiklerimizi görmeden, onlardan  dersler çıkarmadan geleceğimize yön veremeyiz dostlar.

 

Otuzbeş yıllık geçmişimizden onur ve gururla bahsedenler neden son 25 yılık dönemi elle almıyorlar?. 1970'li yıllarda DDKD'yi annesini, babasını, ailesini düşünmeden, mücadele için canını feda eden ve etmeye hazır olan insanlar güçlendirdi ve o düzeye eriştirdi. Darbe gelip çattığında mücadelenin gereklerini ailesinin ve kişisel yaşamının çıkarına uydurmak isteyenler, bizi başsız bırakanlar, bu duruma düşmemizin asıl sahipleridir. Bu durumdakilerin bizi bir kandırmalarına müsade etmemeliyiz.

     

SONUÇ olarak diyeceğim şu: Bundan sonra yapılacak toplantılara dostlarımızın bazı temeni dileklerle değil, belli net projelerle gelmeleri gerekir. Başarı için politik iş ve üretkenlik, kimlerle niçin, nasıl yürüyeceğimize çok kafa yormamız gerekir. Çoğumuzun hata hepimizin biribirimizle olan ilişkilerimiz 1970'li yılların, ”gönül bağı”ndan kaynaklanıyor, oysa o günden bugüne çoğu şeyler değişti. Onun için yeni bir kişilik ve ilişki biçimi oluşturmamız lazım. Dostlar DDKD RÜYASINI CANLANDIRMAYA GEÇ KALDIK GEÇ, bunun yerine Kürdistan'da anlaşabileceğimiz diğer guruplarla varolan partilerle Kürt muhalefetini toparlayıp ortak bir alternatif için çalışmamız bence daha akılıcadır.

    

DİYARBAKIR SOKAKALARI YİRMBEŞ YIL ÖNCE BIRAKTIĞIMIZ GİBİ DEĞİL. BİZİM YERİMİZi KAPKAÇÇILAR, HIRSIZLAR, TİNERCİLER, FUHUŞ YAPANLAR DOLDURMUŞ DURUMDA. BİZİM, BUNDA HİÇ KABAHATİMİZ YOK MU? BİLMEM ANLATABİLDİM Mİ?

 

EN KÖTÜ ÖRGÜT ÖRGÜTSÜZLÜKTEN İYİDİR DİYEREK SÖZLERİMİ BİTİRMEK İSTİYORUM.

  

SELAMLAR SAYGILAR.

 

25.06.2006

 

* DDKD DİCLE Şubesi kurucu üyesi ve sekreteri Vehbi Aktert'in DDKD'lilerin Diyarbakır toplantısında yaptığı konuşma