M. Ali Ural

Arşiv

m.a.ural@hotmail.com

Arjen Ari

“Ben bir şair olarak kendimi Cigerxwin okulundan sayıyorum”

Ben bir şair olarak kendimi Cigerxwin okulundan sayıyorum. Seydayé Evine Cigerxwin ve ondan öncesine gittiğimizde Mella'ınn, Feqi'nin, Koyi'nin ve Xani'nin aşklarına (erotikalarına) raslarız. İlk gençlik erotikamı saymazsak,ben onların erotikasını sevdim ve onların aşkına gönül verdim. Cigerxwin'de aşk ülkeydi, ulustu. Uçsuz bucaksız bir ülke, parça parça ve işgal altında bir coğrafya.


Kürd Şairi Arjen Ari ile Son Şiir Divanı EROUTİKA Üzerine Söyleşiyi M. Ali Ural Yaptı.


M.A.Ural : Genel olarak sanat,özel planda şiir bireysel bir çabadır. Diğer yazılı sanat türlerine göre şiir daha derin bir bireyselliğin etkin temeli oluyor. İnsanın içgüdülerinin coşkusal patlamalarını dil yoluyla açıklanması,kendiliğinden bir ritme uyar. Bu durum tümüyle rasyonel olmayan bir süreçtir. Ritmin tokluğunu besleyen de temelde budur. Rasyonel olanın iki ayrı temelde anlaşılması şiirin temel özelliklerindendir. İnsanın dış dünyaya bakar bakmaz, bir düzen uyumluluğunu görmek istemesi rasyonel bir tutumdur. Ama insan kendi içine döndüğünde bu düzenin karma karışık olduğunu hemen hissedip algılar. Şiir bu anlamda öznel ve nesnel karmaşanın diyalektik sürecindeki karşılıklı etkileşmelerin aralıklarından sızıp çıkar. Şiire böyle bakıldığında,şair temelde bireysel ve toplumsal olanın bir yankısını dile getirir. Bu yankı coşkusal ve ritimlidir. Şairin, şiir yoluyla oluşturmaya çalıştığı denge, onun şiirinin gücünü belirler. Bu denge şiiri kolektif ve toplumsal olanla bütünleştirir. Son sözde ve bu dengede şiir, şairle onun içinde yaşadığı çevre,toplum ve insanlarla olan dolaylı ilişkisine verdiği tepkilerin yoğunlaştığı dilsel bir bildiridir…


Sayın Arjen Ari,son çalışmanız olan EROUTİKA adlı şiir kitabınıza geçmeden önce sizin şiire ilişkin görüşünüzü (poetikasını) alabilir miyiz?

Cevap : Ben bir şair olarak kendimi Cigerxwin okulundan sayıyorum. Seydayé Evine Cigerxwin ve ondan öncesine gittiğimizde Mella'ınn, Feqi'nin, Koyi'nin ve Xani'nin aşklarına (erotikalarına) raslarız.İlk gençlik erotikamı saymazsak,ben onların erotikasını sevdim ve onların aşkına gönül verdim. Cigerxwin'de aşk ülkeydi, ulustu. Uçsuz bucaksız bir ülke, parça parça ve işgal altında bir coğrafya. Zamanla gördüm ki Mella'da ten güzelliği Tanrısal'da;Cigerxwin de toprağın bedeninde bunu bir araya getirmiştir.Onda toprak da organik bir bütündür; ten topraktır. Ayrıca hafızamızı kazıdığımızda, Melanın, dil jı mın bır/Dil jı min *, dizelerini hemen hatırlarız.Cigerxwin'in vatan aşkını bir yana bırakırsak –ki bu aslında kolektif bir aşktır-.ben de erotikamda yer verdiğim dizesiyle şöyle anımsarım: li min megre ku sévıme .* Tabii ki burada Cigerxwin'in öksüzlüğü, benim öksüzlüğüm olamazdı:Cegerxwin'in sevdasını,en az onun kadar severken, başka sevdaları da yönelmeliydim.Yönelme ihtiyacıyla hareket ettiğimde yolda Xani'yi buldum. Xani'in,bütün sevgisini; tanrısal,doğal ve insana dair olanını erotikamın girişindeki dört dizesinde özetlemiş olduğu görülmeli.Erotika bu özetin daha yoğunlaştırılmış somut bir yeni özetidir.


Daha da somut bir ifadeyle gösterirsek; Cegerxwin kendi şiirine ilişkin şöyle der:” Ben şiiri gökyüzünden yeryüzüne indirdim.” Biliniyor ki Cegerxwin gelinceye kadar şiir medresede hapistir ve daha çok tasavvufidir.Bunu benden önce sezen Cegerxwin halkın diline ulaşır ve daha önce şiirde merkez alınan Tanrısallığı şiirden dışlar.Ama bunu yaparken,bir açmazla da karşılaştığı anlaşılıyor.Nedir? Sınırlı bir alanda hareket ediyor şiir o zaman.Önceleri aşk merkez alınan Tanrısallığa odaklanmışken;bu mutlak merkez şiirsel eylemle parçalanıyor;yerine ülke ve ulus sevgisi gibi kolektif sevgiyle beraber bireysel olana yöneliyor.İzole edilmiş bir beden ve ruh mistizmi aşılıyor.Şair böylelikle yüzünü gerçekliğe,insana,çevreye,doğaya çeviriyor artık.Biçimde Tanrısal arılık, insani ve doğal bir arılığa evrilirken, bireysel ve ruhsal gerçekliğin temeline inmekte ikirciklidir yine de.Şiirim,ikircikli olan bu eylemi aşmayı amaçlıyor.Bu tespitle yola çıkıp kendi şiirsel eylemimin poetikasını oluşturduğumda özel olarak kendi erotikama ulaştığımı söyleyebilirim. Ben her şiiri,sözcük sözcük, mısra mısra,bölüm bölüm çevremde olan biten kaosu,çelişkiyi, adaletsizliği ve özellikle savaşı-bana göre yaşamın kendisi tek başına adı konulmamış bir savaştır- alır, yüreğimin hunisinde süzüyor, örüyor, duygu ve arzularla dokuyup, kendi çeşnimi ve tonumu katarak,öyle ki, kağıdı sazın teliymiş gibi vererek ,şiiri sunuyorum.Erotikamın tek bir makamla söylenmesinin sonucu da budur.Benim sesim,dağ sesidir ve isyan içeriklidir.Bunun için erotikamın poetikası,bütüncü bir aşkı seslendirmekte.Daha önceki şiirlerimde olduğu gibi bu şiirimde de bu ses daha yoğun bir kurulum göstermiştir.Kürdlerin gözünde ve algısında dağ her zaman umut olarak görüldüğünden şiirde de umut olarak yerini koruyor.Güncel konuşmadan uzak bir dil değil benimkisi..Fazla imge ihtiyacım olmuyor bu yüzden.Erotikanın elit bir dil üzerinde kurulmamış olması buna bağlanmalı.Ben her şeyde olduğu gibi şiirsel bildirinin de çırıl çıplak olmasından yanayım. Okuyucu okurken, kendine göre onu yeniden giydirebilir veya daha da soyarak onun teninden,etinden inerek ruhuna kadar ulaşabilir. Yer yüzünde bütün erotikalar yırtıcıdır! Bir ülke sevmek için savaş gerekliyse,o topraklarda artık bütün erotikalar birer savaştır.Bu anlamda benim için şiir,bir savaş aletidir.


M.A.Ural: Öyle de olsa,okuduğumuz kadarıyla, bu son çalışmanızı özel olarak aşk üzerinde temellendirdiğiniz görülüyor. Kürd folklorunda aşk ve cinsellik zaten iç içedir. Siz bunu şiire daha açık bir şekilde taşıdınız. Aykırı sayılabilecek bu tarz denemeniz sonucunda alabileceğiniz tepkileri nasıl karşılayacaksınız?


Evet.Size katılıyorum…Ama farkına varılmayan bir şey var.Bu erotika ya da bu savaş,Xani ile başlar ve beni de önüne katarak sürüp gider.Bu çalışmamın tematik olarak temel taşları,ikili bir ilişkidir.Ama bu ilişki,mutlu bir ilişki değil.Bu aşkın dışında ya da uzağında kolektif aşka uzanan eller var:ÜLKE…Şu da doğrudur:Kürd folklorunda,şarkılarında ve epopelerinde erotika vardır,ancak bu şiirimde olduğu gibi şimdiye kadar başkalarınca kurulup sunulmamıştır. Doğrusu bu şiir, klasik şiirin ve halk epopesinin ortak harmanıdır.Çünkü,imgesel planda ele alındığında, özel olarak kadın bedeninin parçaları,şiirin kimi yerlerinde,benzeş imgelerle dile getirilmektedir.Ben bir soru üzerine, bir kadına, eğer ben istersem,şiirle yüz kere mahremiyetinle birleşebilirdim, dedim.Şimdi biz yaz sonu bir hazan mevsimindeyiz. İstek ve arzunun kızışmasını-şevheti-yatıştırmak için bir karakışı geçirmek zorunda mıyız?İnsan sevgilinin gül memeleri için baharı beklemek zorunda değil. Bu eylem isteğine gelebilecek tepkileri; aşk,yaşam,ülke kent,yürek atışları, cinsellik, insanlığın kolektif nedenselliğine yabancı durmayı isteyen yasaklayıcı tutuculuk olarak ele almalı. Doğal ve yaşamsal olanın inkarı,neyi değiştirir ki!Birini sevemeyen ve isteyemeyen biri, bir ülkeyi de sevip isteyebilir mi?


M.A.Ural : Bu sözlerden sonra sizin için aşk ne anlama gelir?

Aşk veya erotika,çok çiçekli bir tarlaya benzer.Her çiçek bir diğerine bağlı değil,kendi kökü üzerindedir.Ve ayrımını öyle koyarak kendini farklılaştırıp sevdirtir.Kendi bağımsız kökleri üzerinde yaşayıp bir arada durmaları güzelliği hem daha ahenkli hem de daha renkli hale getirir.Şiir buradaki sessizliğin dilidir.Coşkusaldır.Kendini sürekli yeniden üretme enerjisi bu coşkusallıkla harekete geçer.Bir ülkeyi seviyorsam ve o ülkede birini seviyorsam;o ülkenin dağlarını,ağaç ve ormanlarını,güneşini, seher yelini seviyorsam,bu ikili sevgi,birbirini besleyecektir.Bir tarla olsa,ve çiçekleri ben kendi ellerimle ekip sulamışam;bunlar bir vadide, bir köyde, çocukluğumla birlikte büyümüşse,bir gün, birileri tarafından çiğnenip tekmili ateşe verilse, ağlamam gerekir.Yeri bile belli olmayan bir mezara ağladığım gibi…Sevgi değişik de olsa,sevgilinin;ananın, kızkardeşin sevgisiyle harmanlanan aşkın dibeğinde havlanır; iç içe geçer ve çoğalır.Kusursuz sevgi olur bu;bir o kadar da dokunulmaz… Bana sorarsanız, düşman sevgimizin üçte ikisini bizden çalıp kopararak götürdü. Ben çalınıp götürülen o aşkın peşindeyim.Şiirimle onun izini sürüyorum. Aşk, bireyin varoluşunun,dünyayı algılayıp gerçekliğe dalmanın tükenmez bir gücü olduğu kadar,özü öze,canı canana sunup yedirme arzusudur da.Bu arzu hem bilinçli hem de ateşlidir. Aşk ve coşku bu sürecin bir ürünü.Aşk özün öze kavuşması,ona akmasıdır. Benim erotikam budur.


M.Ali Ural : EROUTİKA'da şiir ete yüklenmiştir. Et ve şiir soyutlanmış reflekslerle çok çarpıcı ve çekici bir biçime oturmuştur. Ancak burada çıkan ses erildir. Aşkı da bir araç olarak kullanıp daha çok dişisel olana yapılan çağrıların temeli nedir?


Savaş koşulları altında aşk, isyankardır.Sığınağı,yattığı pusuları var.Aşkı özlem ve öfkeyle besler;onun nesnesine dayanılmaz bir istek büyütür.Çoğu zaman,böyle koşullar altında,korkunun yarattığı uyuşukluk gibi beyin yürek, kan; bedenin bütün parçaları insanın doğasına aykırı güçlerin saldırısıyla karşılaşır.Ben öldürme kahrını ve hazını birbirine benzetiyorum. Biri katildir; öteki yiyici…Aşk savaşçısının yatırdığı beden üzerine bu saldırgan duygular eşliğinde ete abanması ve onu kucaklamasındaki şiddet doğal olarak vardır. İnsan doğası gereği etoburdur.Ne kadar gizlemek istense de,onun bu özelliğini veren yırtıcılık, cinsel eylemin en hafif biçiminde bile göze çarpar. Çoğu zaman sevgilimizi kuzuya,bülbüle benzetiriz.Ama ikisinin de kafasını koparıp etine bayılırız. Bu paradoksun temelinde bastırılmış doğal cinsel şiddet var.Ben Erotikada et pazarlamıyorum. Kadın etini sevgi sofrasına çekiyorum.Alınıp satılan bir şey değil. Yemekle tükenmeyen bir nesnedir; yani bir tür bereket sofrasıdır.


M.Ali Ural: Peki erillik?

Evet sesim eril 'dir. Ancak sesim eril-erkeksi olmakla birlikte, bu sevgi ilişkisinde,kadının sesi,erkeğinkiyle yan yanadır;hatta iç içe geçer. Bir şair kendi ülkesini kendi mülkü olarak görüyorsa,sevgilisini de öyle görmeli. Çağrımın temeli yitirdiğim sesi geri çağırmaktır sesimle…Etten ziyade bütününü geri çağırma ve onunla yeniden kucaklaşmaktır. Kendi doğallığımın derinliğine inerken dişi olanı kendimle birlikte sürüklüyorum.


M.A.Ural : Şiirlerinizde kurduğunuz dil ve ritim özellikle korunmuş olmasına karşın şiiri belli bir biçime hapsetmediğiniz görülüyor. Bu ayrıca size ait bir biçim mi, yada şiirde biçim konusunda bize ne söyleyeceksiniz?

Bu sohbetin bir yerinde söylediğim gibi benim şiirim bir harmandır; kürd şiiridir.Bu harmanda kendi şiirimin balyalarını ayırsa idim,klasik Kürd şiirini ve folklorunu ıskalardım;ama ben bunu dizelerime yedirdim.Şiirsel biçim burada çok fazla önemli değil,şiirsel ritmin orurup oturmadığı önemli.Dolayısıyla biçimi belirleyen şiirin odaklandığı insaniliğin dile gelişindeki anlam ve ahenktir.Ben biçim kaygısından ziyade bir önceki şiire ekleyebileceğim bu ahengi önemserim.Bir şiirde ifade, anlam ve ahenk yöneldiği nesnesiyle ritmik bir uyumdaysa, biçim de ona zorunlu olarak uyar.Ben salt biçim savunucusu olmadığım gibi, biçimi ifade, anlam ve ritmin tamamlayıcılarından ayırmıyorum da.Diğer şiirlerime baktığınızda da böyle bir kaygımın olmadığını görebilirsiniz. İçerik biçimi belirler;dolayısıyla içsel doku nasıl başlayıp örülürse, özünden kopmadan biçime doğru öyle evrilecek.


M.A.Ural: Sizin şiirinizde diğer belli başlı şairlere ait temel özelliklerden biri olan içgüdüsel patlamalar dil yoluyla cesaretle veriliyor. Sizce şiirin esas işi, bu içgüdüsel keseciklerden çıkan patlamalara kulak vermek midir?

Mellayé Ciziri, yüreğin kaynağı aşktır, diyor. Bir Fransız da, çoğu kez çok kişi şiirin duygu işi olduğunu unutur, der. Aşk zaten duyusaldır. Bununla birlikte onun yoğunlaşması bütün geçmişimizin de etkilerini taşır. Genetik örgüye bile bu iner.İlkelliğimizin,iç güdüsel tonlarımızın günlük dile sezdirmeden bulaşması kadar doğal bir durum yok. Belki şiir, insanın elinde, bunu dile getiren tek yoldur. Bu yüzden her ciddi şiire kulak vermek gerekir; insanın derinindeki sesi duymalı, dinlemeli.Siir nasıl bir savaş aletiyse bana göre,aynı zamanda insanın derinliğini anlamanın en geçerli yoludur.


M.A.Ural: Şiiriniz kürtçe. Ama hem Latin hemde Arap alfabesiyle yayınlamişsınız. Buna niye ihtiyac duydunuz?

Bildiğiniz gibi,Kürdler,şimdiye kadar,üç alfabeyle yazıyı kullanmıştır.Bunlar hala kullanılıyor: Arapça, Latince ve Kril…Bildiğim kadarıyla,tektip bir alfabe isteği, daha çok politik olsa da, bir şair olarak, bu politik isteğin sonucunu beklemek zorunda hissetmedim kendimi. Bu tercih kişisel bir nedene dayanıyor. Yaratılan bu fırsatlaş unu söyleyebilirim ki, Kürdler tek alfabe kullanmadıkları sürece, ulusal edebiyatta ifade biçimi yeterince oturmaz.Bu süreç oluşuncaya kadar ses ve sözü dejenere etmeden şu veya bu alfabenin simgelerini kullanarak yazmak,aykırılık taşımaz. Klasik Kürd şirinin çıkış noktasında, Kürdlerin buluşu olacak simgeler yazıda kullanılmamıştır.Saydığım üç alfabede de Kürdler hala yazıp okuyorlarsa, Erotika'nın Latin ve Arap alfabesini bir arada kullanmış olması, ona daha geniş bir alana seslenme olanağı verebileceğinden, bu tercih şimdilik, yerindedir.Ses,söz ve öz değişmiyorsa, kullandığınız simgelerin pek önemi yoktur.


M.A.Ural: Baştan sona bu söyleşiye konu olan düşüncelerin çok tartışılcağı kesin.Son olarak kendinizi buna hazır hissediyor musunuz diye, soracağım…


Şiirime sahip olduğum gibi şiire ilşkin görüş ve değerlendirmelerimin şiir ve sanat dünyasında tartışılması bana haz verecektir. Ben kendimi elbette hazır hissediyorum. Erotika'nın bu anlamda kışkırtıcı olması beni ayrıca boş bir çabaya girmediğime inandıracaktır.


M.Ali Ural: Teşekkürler Arjen Ari…


Eroutika/Şiir

Weşanen LİS

Temin edilecek yerler:Lis Basın Yayın Pazarlama

Wesanenlis@yahoo.com

Tlf: 0412-228 73 30/Diyarbekir