Ömer Tuku

Arşiv

 

Kürd'ün Eylemidir Kürtçülük

Osman Aydın'ın Biyografisinin Eleştirisi

 

Önsöz

Bilgi ve tecrübe aktarımı; söz, yazı ve semboller vasıtasıyla sonraki kuşaklara aktarılır. En güveniliri yazılı olanıdır. Kürtler'de nesillerarası deneyim alışverişi ve kadaro sürekliliği çok zayif. Genç nesilere fazla yazılı ve sombolik deneyimler bırakılmamış, aktarılan bilgiler daha çok spotane sözlü akatarmalardır, ama hafizalarda canlı değil.

 

Doğan Ceren, bu boşluğu doldurmayı kendisine konu seçmiş ve «Kürt Tarhinde Bir Yaprak – yaşamı, anıları ve düşünceleriyle Osman Aydın» başlıklı çalışmasıyla nesillerarası deneyim aktarımına bir katkı sağlamak istiyor, kendi deyimiyle Kürt «tarihinin bir portresini» çiziyor. Soru cevap yönetemiyle yapılan bu çalışma, onun ilk politik biyografi denemesidir.

 

Kitapta soru ve cevap şekilinde çok değişik konular tartışılıp değerlendirilyor. İlk önce bu seçkin Kürt entellektüelinin (ayd ının ) çocukluğu, ailesi, gençlik ve öğrencilik yılları, kürtçülükle tanışması konuşuluyor. Bunu 49'lar Olayı ve 1960, 1970 ve 1980 Darbeleri ve bu gelişmelerin Kürt milliyetiçiliği üzerine etkileri izliyor. Kürtlerin kendi öz örgütlenmeleri izah ediliyor. Bu genel gelişmelerin dışında spesifik konulara (Kürtler'de vatan sevgisi, medreslerin önemi, Ezdiler, Kürtler ve Ermeniler, Kürtlerin politika yapma tarzları, ulusal mücadelelerdeki yenilgi nedenleri, Kürtlerin kimiliği ve özellikleri) değiniyor ve gelecek kuşaklara deniyimlerini aktarıyor.

 

Önce Osman Aydın'ı konşumak isitiyorum, sonra iki konu üzerine,-Kürtlerin politika yapma tarzı ve Kürtçülüğün kaynakları üzerin e- görüşlerimi belirteceğim.

 

I

 

Osman Aydın, lokal bir Kürt entellektüeli değil, uluslararası düzeyde bir entellektüel ( aydın) ve yetenekli bir hukukçudur. Onu tanımıyanlar, dostları Osman Aydın'ı övüyor diyebilirler. Hay ı r. Alman Yüksek İdari Mahkemeleri Türkiye'nin Kürtlere ilişkin politikas ı üzerine bir konuyu karara bağlamadan önce seçkin uzamanlardan bilirkişi raporu istiyor. Bu seçkin birkaç kişi arasında yıllardır Osman Aydın da var. Mahkemeler kararlarını onun raporlarına dayanarak veriyorlar .

 

Osman Aydın, Kürtlerin son elli yıllık tarihini yaşıyan ve yapan canlı tanığıdır. O, önceki nesiller hakındaki bilgilerini ve kendi dönemine ilişkin bilgi ve deneyimlerini aktarıyor, bu gelişmeleri kürtçe düşünyor, kürtçe yorumluyor. Kitapları üzerine yaptığım eleştirilerde Osman Aydın için kürtçe düşünenen Kürt entellektüeli demiştim. Osman Aydin, „1925 Kürt Ulus Hareketi“ isimli kitabıyla Şeyh Sait önderliğindeki ayaklanmanın tarihini yazan ilk Kürt'tür. Doğrudur bu konuda önce ve sonra yazanlar da var, ama bunlar Kürt ulus hareketinin tarhini de ğ il, masalını yazmışlar. Modern Kürt tarih yazarlığının en önemli yazarıdır Osman Aydin. Siz, okuyucular, onun bu kitabını okuyunca doğru tespit yaptığıma tanık olup, sevineceksiniz benim gibi yeni bir Kürt bakış yaklaşımını öğrendiğnize. Onun kendisine özgü bir ifadeyle Kürt sorununu tartıştığını ve Kürtlerin önemli sorunlarını gündeme soktuğunu göreceksiziniz. Osman Aydın gibi düşünmeye gerek yok, ama bu kürtçe dünenen Kürt entellektüelinin argumanlarını öğrenmek, konuya ilgi duyanların merak etmesi gerekmez mi?

 

Osman Aydın, ülkesini ve halk ı n ı çok seven, bir entelelktüeldir, al ı nı açık, gururlu bir Kürt yurtseveridir. O, “en belirgin ulusal özelliği” ile iligi soruya şu cevabı veriyor: “Kürtleri çok severim. Ben de iman gibi, din gibi. Kürtler'in eksikliklerini, hatalarını görünce çok kızıyorum, ama her şeyine rağmen çok seviyorum.” Bu aynen öyledir. Buna defalarca şahit oldum. Palu Cezaevin'de 1988 y ı l ı nda eşi Şadiye Han ı m ile çekilen bir fotograf var. (sayfa 170) Plastik örtlü bir tahta masanın üzerinde Şadiye Hanım'ın ziyaret için getirdi ğ i açık sigara ve kibrit kutusu var. Osman Aydın ve eşi Şadiye Hanım, masanın arkasında oturmuş alınları açık, gururla gülmüseyip, poz veriyorlar. Yaptıklarından gurur duyuyorlar. Bir Kürt dağ köyünde tatilde hatıra fotografı çeker gibi rahatlar. Birgün DDKD'lillerin Almanya'daki Bielefeld toplantısından sonra onunla birlikte Ali Tuku'ya 29 Mayıs 2006'da Cellle'de misafir olduk. Bordeaux bölgesinin, Grand Cru Classé şarabını içiyorduk ve şarabın kalitesi üzerine sohbet ediyorduk. Osman Aydın bize, bu çalışmada da anlattığı gibi, Elazığ'ın Buzbağ şarabının kalitesini anlattı. Kendisine, ‘bu şarap mı, Elazig'da üretilen şarap mı daha kaliteli' diye sordum. Mamoste, “Elazığ'ın şarabı daha iyi” dedi. Kürt dostu merhum Fransız Cumhurbaşkanı F. Mitterand bu değerlendermeyi duysaydı acaba ne söylerdi?

 

II

 

Doğan Ceren, Osman Aydın ile yaptığı çalışmasında çok konuyu tartışıyor. Ben, bu konulardan (A) Kürtlerin politika yapma tarzı ve (B) Kürtçülü ğ ün tanımı üzerine sizinle konuşmak istiyorum.

 

(A) Kürtlerin en büyük zayıflığı, varlıklı ailelerden gelen Kürt politikacıların Kürt ulus hareketi içinde zamanla zayıflanmasıdır bana göre. Osman Aydın, 17 Aralık 1969'da tutuklanan 49'lar ve diğer Kürt aydınlarını anlatırken, önceleri Kürt sorununda hep etkin aileler öncülük etmiş diyor. Türk hükümeti, bu etkin ailelerden gelen kadroların gücünü kırmak, bunları Kürt toplumundan izole etmek istedi. Osamanl ı hükümeti de Kürt mirlerini ve etkin köklü aileleri yurtlarından sürdü. Burada Türk devleti çok etkili oldu. Varlıklı ailelerden gelen Kürtler, sosyalist düşüncenin yayılmasından sonra ulusal harekten uzaklaştırıldılar. Kürt siyasetleri bir birine karşı sertleşti ve esas görevleri yerine, Kürt davasına hiç yararı olamayan dar ideolojik basma kalıp konuları tartışmaya başladı. Bir birlerine karşı çok sert çatışmalar içine girerek aralarındaki dayanışma ve ortak konularda işbirliği yolları kapatıldı; hatta PKK gibi örgütler Kürt halkının kurtulması için Kürt rakip siyasetlerin yok edilmesini programlaştırdı. Ergenekon davansında çıkan belgelere göre, Türk devleti bu eğilminlerin Kürtler arasında güçlenmesini desteklemiştir.

 

Bugün de varlıklı Kürt ailelerden gelen Kürt politikacılar, rakiplerine kar ş ı çok saygılılar ve ortak iş yapmanın tüm yollarını kapatmıyorlar. Dikkat edilirse Osman Aydın aynı dü ş üncede olmadığı, ayrı partilerde çalışan diğer varlıklı ailelerden gelen rakipleriyle iyi dostluk ilişkisini sürdürüyor. Ama yoksul ailelerden gelen Kürt politikacıların önemli kesimleri, diğerlerine karşı uzla ş maz bir tutum içindeler. Neden? Varlıklı ailelerden gelen Kürtler, uzla ş mayı ailden öğrenmişler. Aşiretler veya bölgeler arasındaki çekişmelerde kendi karşıtlarıyla uzlaşıp geçinmek zorundalar, aksi halde her iki taraf ta zarar görüp, kaybedebilir. Onlar aile ve aşiret kültürünün verdiği deneyime dayanarak politika yapmaya alışmışlar. Sadece Kürtçül ük yaptıkları için Kürt toplumu içinde bir sosyal statü kazanmıyorlar, tersine sosyal statülerini yurtseverlikleri için riske ediyorlar. Buna karşı yoksul Kürt kesimden gelen politikac ı lar, sadece şiddeti tanırlar, onların uzlaşma kültürü çok zayıftır. Devletin kullandığı baskı alt ı nda büyümüşler. Onlar, Kürt toplumu i ç inde daha yüksek bir sosyal statüye kavuştuklarında bu pozisyonlar ı n ı riske edecek tüm gelişmeleri acımasızca eziyorlar, ve buna tecrübesizlikleri de eklenince bu tutumları, PKK örneğinde görüldüğü gibi, tüm rakiplerini “hain” ilan edip, “halk adına” öldürüyorlar.

 

Osman Aydın, Kürtlerin politika yapmayı bilmediklerini, en çok politika ile uğraşanlar Kürtlerdir, ama politikayı en az bilen yine Kürtler olduğunu tespit ediyor. Doğrudur. Politika uzmanlık işidir. Bir dalda iyi uzman olan biri, iyi politika da yapabilir. Ama sivil hayata bir meslek öğrenmeyen, bir baltaya sap olamayan bir kişinin iyi bir politikacı olamsını beklemek için çok iyimser olmak gerekir. Beledediye başkanı veya milletvekili olabilir, ama iyi bir politikacı olamaz. Örne ğ in, 49 Kürt beledediye başkanı biraraya geldi ve yaptıkları ortak basın toplantısında talepleri, “Sayın Öcalan'ın tutukluk şartlarının” düzeltilmesi oldu. Oysa belediye sorunlarını tesbit edip, seçmenini arakasına alarak Ankara hükümetinden belediye sorunlarını çözmek için daha fazla imkan isteselerdi politika yam ı ş olurlard ı . Gerçi olumlu örnekler de var, Ahmet Türk'ün Türk parlementosunda 21 Ş ubat 2009'daki Kürt ç e konu ş ma s ı.

 

(B) Osman Aydın geçmişi değerlendiriğinde; Kürt ulus hareketlerinin başarısızlıklarını (lokal kalışı, aşiret sınırlarını aşamaması vs), kadro kopukluğu ve hele aydınlarının kendi ülkerini, tarihlerini ve kültürel geçmişlerini iyi tanımadığından, ezen devletlerin çizdiği çerç evede politika yapamaya çalışmalarına değiniyor ve eleştiriyor. Bu politik tarzla bir ulus hareketinin politik amaçlarını gereçekleştiremediğini söylüyor.

 

Kürt ulus hareketlerinin yöneticileri, esas amaçları İslam dinini öğrenip yaygınlaştırmayı amaç edinen medereselerde veya hakim devletlerin modern sivil-askeri okullarında eğitim görmüş kesimlerden geldiler. Bu okullarda biçimlenip şekilendiler. Kendilerini bu köstebek yuvalarından ya kurtarmadılar ya da çok geç kurtarabildiler. Kendilerini yıllardır baskı altında tutan otoriteleri sorgulamadılar. Göbeklerini mevcut islam otoritetlerden (Arap Abbasileri, Osmanlilar, Farslar) ve sonradan yeni devlet otoritelerden (Türkiye, Suriye, İran, Irak) koparamadılar, ben ve diğeri arasindaki ayırımı yapmadılar. İslamcı okullarda yetişen aydınlar islamı Kürtler arasında yayarken modern sivil okulardan yetişen aydınlar , mevcut otorite çerveçevesinde bazı hakklar istediler. Kendilerine, Kimdir Kürtler? Nersidir Kürdistan? Kürt yurdu neresidir? Nedir Kürtçülük? Kimdir diğeri leri? sorularını sorup, tutarlı bir Kürtçülük felsefesini oluşturamadılar; bu nedenle politik amaçlar için verdileri mücadelerinin - modern sözle - Sex-Apeal (çekiciliği) olamadı.

 

Yukardaki sorulara bugün verilen cevap ile asırlar önce verilecek cevabın içeriği, unsurları süphesiz değişik, ama politik amaç aynıdır: Kürtler için hak ve özgürlük istemi. Ayr ı nt ı l ı bir cevap vermek bu önsözün çerçevesini aşar. Kısa da olsa sıralamakta yarar görüyorum. Kürtçülüğün unsurları nedir? Nedir ben ve diğerlerini ayıran?

 

  • Kürtçe,
  • Kürtlerin dünyayı tanıma ve yorumlamadaki felsefi bilgisi Ezdilik ve onun düşüncelerini en az bin yıl önce Kürt dili ve alfabesiyle yazıya döken Mıshefa Reş (Siyah Kitap, VII. yüzyılda yazıldı) ve Kitabı Celve (Allah'ın vahiy ettiği kitap), sözlü dini duaları, Şêx Adî ve islamiyetten önceki diğer Kürt dinleri, örneğin Kürt alevili ğ i (eksi Ali)
  • Ulusal Bayramı Newroz ve kahramanı Demirci Kawa,
  • Lawêjê Pîrê, Mem û Zin , ve Feqeyi Teyran, Ahmedi Xani, Erep Ş emo, Mir Celadet B edirxan, Kandê Kurdo gibi edipleri
  • Ala Rengin (Kırmızı, beyaz ve yeşil zemin ortada doğan güneş) ve Ey Raqip Marşı,
  • Kürt ve Kurdistan'in kurtuluşu uğruna mücadele edip şehit düşen ve ölen önderleri Nehri Şeyhi Übeydullah, Şeyh Sait, Seyit Rıza, Qazi Muhammed, Mele Mustafa Barzani, Dr. Kamsımlo gibi

 

Kürd'ün eylemidir Kürtçülük. Kürtçülüğün içi böyle somutlaştırıldığı zaman Kürtlerin devlet olmanın kültürel gerekçesi olur, ulus harekti bir istikrara kavuşur ve çekiciliği güçlenir. Halklar, bu tür sembollerini, kurdukları devletin sembollerine dönüştürür; böylece hem devletini, hem de kendisini dışarıya karşı temsil eder. Ben ve diğerleri sorusuna cevap bulur.

 

Kürtüçlük tanımının bazı noktalarının açıklanması yararlı olur. Ama daha geniş bilgi edinmek isteyen, Kurdinfo sitesinde yayınlanan sembolere ilişkin “Güneşin Meleği Şêşims Ne Derdi” çalışmama bakabilirler. (htt://www.kurdinfo.com/nivis/tuku3.htm)

 

Newroz Bayramı ve mitolojisine Kürtler inanıyor ve onlar için vazgeçilmez bir ulusal bayram haline gelmiştir. Bu tarihsel hikaye anlatıldığı gibi olması veya olmaması bu gerçeği değiştirmez.

 

Osman Aydın, Ezdileri “katıksız Kürt” görürken Kürdistan Bölge Yönetimi Başkanı Mesud Barzani onları “asıl Kürt” olarak tanımlar. Buna yüzde yüz katılıyorum. Ezdi dualarında, “Allah'ım 72 dil konuşuyorsun, ama en güzel dilin Kürtçe'dir, Allah'ım 1001 isimin var, ama en güzel ismin Xweda'dır”, diye geçer. Ezdiliğe göre, Allah ilk önce Kürtdistan'da, Şengal'de yere inerek dünyayı, denizleri, gökyüzünü yaratmıştır. Buna dayanarak Kürdistan'ı Dünya'nin merkezi görüp kutusal toprak olarak kabul eder. Ezdi eposu olan “Lawêjê Pîrê” de Lawêj, Allah'ın yanına vardığı halde Kürdistanı özleyip geri dönüyor. Ezdiliğe göre, Allah'ın Meleği Şêşims (Güneşin Meleği), insanlara varlığını güneş sembolünde sürekli olarak sezdiriyor. Bu nedenle Ezdiler, günde üç kez güneş yönüne bakarak dua ederler. Şeşims'in Güneşi, Kürtler‘in en önemli sembolüdür. Kürt bayrağının bugünkü biçimi, Kürt manevi dünyasının milattan 3000 yıl önceki dünyayı tanıma ve yorumlamadaki Ezdi felsefi görüşünün modern yorumudur. Kürdistan Bölge Parlamentosu'nun Ezdi asıllı Kürt parlamenterler, ellerini Ala Rengin' basarak parlameter yemini yapıyorlar.

 

Kürtlerin dünyayı tanıma ve yorumlama felsefi bilgisi olan Ezdilik halen de Kürt aydınları tarafından İslam ve Hıristiyanlık gibi bir din olarak değerlendiriliyor. Bazıları, Kürdistan Bölge Hükümeti Diyanet Bakanlığı da dahil, kendi halkının kutusal toprağı Lalışa Nurani isimi yerine “Lalış Mazarı”, “Lalış İbadethanesi” isimini kulancak kadar Kürtçülüğün kaynaklarından uzaklaşmışlar. Arapların, dünya görüşlerini Kürtlere zorla kabul ettirerek, Kürtlerin kürtçe olan dünyaya bakış dimenziyonunu zayıflatı. Kürtler, düşünsel olarak fakirleşti. Bu nedenle de ben ve diğerleri sorusunu doğru cevaplandıramadı, kendi tarihinden uzaklaştı ve kendisini İslam dünyasının bir parçası olarak görmeye başladı. Be nedenle I. Dünya Savaşında ve ö ncesinde doğan şansları doğru değerlendirme olanağını büyük ölçüde kaybetti. Yenilgilerinin en önemli bir nedeni bu sayılmaldır diye düşünüyorum. Bazil Nikitin, 11. ve 12. yüzyıllarda kurulan Kürt prensliklerinin müslüman karakterde Araplaşmış ya da Farslanlaşmış kişisel handen başarıları nın sadece isim olarak Kürt olduğu sonuca varıyor. “İslamlığın ulusallıktan uzaklaştırıcı etkisi, şimdiye değin Kürtleri ulusal devlet kurmaktan alıkoymuştur.”

 

Tarihsel zaferler ve yenilgiler, modern milliyetçi kültürün önemli unsuru sayılırlar. Ernst Renan, “ulusal hafızada matem (yas) daha canlıdır” der, “çünkü yas, ortak yükümlülük geretirir.” Kürtler de ömürlerini Kürtlerin özgürlüğü ve mutluluğu için yitirmiş Kürt tarihi ş ahsiyetleri önünde saygıyla eğiliyor, onları saygıyla anıyor ve Kürtçülüğün önemli unsuru görüyorlar. Dikkat edilirse Osman Aydın Paris'te Eifel Kulesi'nin önünde fotograf çektirmiyor, Dr. Kasımlo'nun mezarını ziyaret ederek onu an ı yor ve o anı resmediyor.

 

Ben, Kürt milliyetçi kültürünün tarihi kişilikleri arasında Selahaddin Eyyübi'nin (1169-1193) isimini Kürtçülüğün bir unsuru olarak saymadım. Niye? O Kürt değil mi? Kürt olduğu doğru. “Time” dergisine göre 1988'de dünyan ı n en çok etkili 100 şahs ı aras ı nda olan Orientalist Bernd Lewis, “General Salahaddin iki başar ı s ı i ç in unutulmaz” diyor: “Haçlı seferlerindeki zaferi ve sünni Ortadoksluğu ve Abbasillerin eğemenliğini Mısır'da yeniden oluşturmasıdır.” Kürt milliyetçiliğini kaynaklarını saptarken, onu ondan önce Kürdistan'daki kültür sistemine dayandırmalı, ama Kürt miliyetçiliği, hem bu kültür sistemi üzerinde, hem de ona karşı oluştuğunda doğru bir zemine kavuşur. Yani Kürtçü olan unsurları alırken, Kürtlere bir faydası olmayan, aşiret sistemi, islam, Arab çıkarları adına Kürt halkına zarar veren, karşı savaş yürüten unsurları rededilmesi gerekir . Mesut Barzani'nin “Kürt, aşiret ve parti ç ı karlar ı ndan daha büyüktür” saptamas ı do ğ ru bir belirlemedir. Halklar çıkarları ve kültürleri için, Kürtler dahil, Eyyübiler döneminde de (M ı s ı r'da 1249 ve Süriye'de 1260 y ı l ı na dek hüküm ettiler) emek verdiler, istilalara karşı baş kaldırdılar. Ezdiler, Kürtdistan'ın Arap işgaline karşı, hem Eyyübiler'den önce, hem de sonra direnmişler. Bu konuda Arsak Poladyan, “VII. – X. Yüzyılda Kürtler” isimli çalışmasında bu direnişler, tek tek anlatılıyor. Orientalist Claude Cahen, Moğollar'dan önce Şêx Adî' nin oğlunun yönettiği Ezdi Kürtler ile diğer Kürtler arasında Malatya ve Güneydoğu Anadolu'da kargaşanın çıktığını yazıyor. Ezdi Kürtler, Eyyübi döneminden önce Şengal'de Kürt okullarını açtı ve bu okullarda bugün de Ezdi çocuklar ve din adamları okuyor, orada Ezdiliği Kürtçe olarak öğreniyorlar. (http://www.ezidatv.net/index php?vlink=180) Şêx Adî (1074-1162) döneminde Kitabı Celve'nin Kürtçe yazıldığı söyleniyor. Eski Dinlerblimcisi G. Wießner, Siyah Kitab'ın VII. Yüzy ı lda yazıldığını söylüyor.

 

 

 

 

*

 

Başar ı l ı halklar ı n bir tarihi “hikayesi” var. Tarihi “hikayeleri” olmayanlar da kendi “hikayelerini” olşuturmas ı gerekir. Belki bu “hikaye” tarih ç iler i ç in yeni olabilir, ama onu oluşturan halk ı n haf ı zas ı nda ç ok eski ve kutusal say ı l ı r. “Asimilasyonu tarif ederken biraz daha geniş düşünüyorum” diyor Osman Aydın. Asimilasyon, “Dil, kültür, gelenek görenek veya sahiplenme duygularını yok etmek yalnız değildir. Asıl asimilasyon tarih bilincini silmektir. Asıl asimilasyon insanları köklerinden koparmaktır. (...) Bir ulusu köleleştirme onun vatanına el koymakla olmuyor, onun tarih bilincinin silinmesi gerekir.”

 

Köln, 09 Mart 2009

 

*Ömer Tuku , evli ve iki kızı var, serbest ekonomik danı ş man, ekonomi ve politika bilimlerini, ekonomi ve sosyal cografya Alamanya'da okumu ş , Doz Yayınların yayınladıgı “Kürdistan'da Türk Endüstrisi: Gelişim ve Sömürü”, İstanbul, Kasım 1991, kitabın yazarıdır.