Ömer Tuku

Arşiv

 

Osman Aydın veya Kürtçe düşünen
Kürt Aydını (II)

Osman Aydın'ın kitabının eleştirisi :” Kürt Ulus Hareketi 1925 ” in ikinci baskısı Doz Yayınları tarafından 2006'te yayınlandı.

Mamoste yazar Osman Aydın bundan onüç yıl önce, 1994 yılında ”Kürt Ulus Hareketi 1925” ismiyle Şeyh Said önderliğindeki Kürt hareketi üzerine yazdığı kitabının ikinci baskısı Doz Yayınları tarafından İstanbul'da 2006 yılında basıldı. İlk eleştiri yazımda , “Mamoste Osman Aydın bu kitabında 1925 Kürt ulusal direnişinin tarihini yazmış, ama diğerleri gibi hikaye anlatmıyor, tarihi yorumluyor (...) ve okuyucuya kitabı okunmasını önerdim - “okuyun, benim gibi yeni bir şey öğrendiğinize sevinirsiniz” demiştim.

 

Kitaba ilişkin bu ikinci yazımda sizlerle, Mamoste Osman Aydın'ın “Kürt Ulusal Hareketi 1925” üzerine tartışıp, eleştirmek istiyorum.

***

Kitap beş bölüme ayrılmıştır: Bölüm birde 1925 Kürt ulusal kareketinin nedenleri, Bölüm ikide hareketin nasıl başladığı, Bölüm üçte hareketin niteliği, Bölüm dörte harektin zaafları ve Bölüm beşte de hareketin sonuçları üzerine bir bilim adamı edasıyla tarihi değerlendirmesini yapıyor.

Yazarın kitabı akademik bir araştırma değil, sanırım yazarın amacı da bu değildir. Zaten Mamoste Osman Aydın, Kürt tarihini mümkemel bilen, yaşıyan, yapan bir emektardır. Yazar yıllarca Kürt direniş tarihi üzerine yaptığı araştırmalarına dayanarak, 1925 Kürt Ulusal Hareketi hakkında başkaları gibi hikaye yazmamıştır. Tarihini yazarak, tarihinin yorumunu yapmıştır; eksikliklerini güncel politikaya ilişkilendirerek yorumluyor. Belgeleri ve gelişmeleri aktarıp hikayeleştirmiyor, onları seçici ve yeni bir bakış açısyla yaptığı yorumlarına gerekçe gösteriyor. Tarih yazımı ile masal anlatımı arasındaki önemli fark, bu değil mi? Mamoste Osman Aydın'ın çalışması, 1925 Kürt ulusal hareketinin tarihi üzerine yazılan anlatımlı tarihin esasıdır.

 

1925 Kürt ulusal direnişi üzerine yazarın da saptadığı gibi çok yazıldı. Gerçekten bazıları basıldığı kağıda yazık.

 

1925 Kürt ulusal hareketi üzerine yazılmış ciddi ve iki önemli kitap var. Biri Mamoste Osman Aydın'ın, diğeri de Robert Olson'un “Kürt Milliyetçiliğinin Kaynakları ve Şeyh Said İsyanı” (Öz-Ge Yayınlar 1992). Evet, tümü bu kadar! Sovyet Rusya'da yazılan veya orada okuyup yetişenlerin yazdıkları, yaptıkları araştırmalar ağırlıkla Sovet Rusya'nın resmi görüşünün etkisi altında kalmıştır. Diğer Kürtlerin yazdıkları, resmi tarih yazıcıları ve resmi olamayan Türk tarihçilerinin yaptıkları ya politik polemiktir ya da hikayeleştirmelerdir. Geriye Martin van Bruinessen'in “Ağa, Şeyh ve Devlet” isimli kitabındaki 1925 Kürt direnişi üzerine değerlendirmesi kalıyor. Kitaptaki bu bölüm ciddidir, ama Robert Olson bilim adamı terbiyesiyle kitabının önsözünde Bill Tucker ile birlikte 1925 Kürt direnişi üzerine yazdıkları çalışmayı Martin van Bruinessen kitabından önce Die Welt des Islams 'da yayınlandığını yazmıştır.

 

***

Tarih, politikacıları ve yönettikleri politik hareketlerde kulandıkları politik araçları degil, politik amaçlarını gerçekleştirip gerçekleştirmediklerini değerlendirir. Mamoste Osman Aydın da bunu yapıyor. 1925 Kürt hareketinin politik hedeflerini niçin gerçekleştirmediğinin tarihsel bir değerlendirmesini yapıyor, zaaflarını ortaya çıkarıyor ve ondan çıkarılacak dersleri sıralıyor, bu tarihi dersleri güncel Kürt hareketinde araştırıyor.

Kitap, okuyucuyu derin düşündürüyor. Tüm düşünceleri buraya aktarmak eleştirinin amacı değil, ama iki konu üzerinde düşünmekte yarar var: Biri yenilginin zaafları (a) , diğeri de yenilgiden çıkarılan bütünsellik (b) anlayışı. Kürtler bundan ders çıkarmışlar mı?

 

Yenilginin önemli zaaflardan birsi geç örgütlenmeye başlamasıdır. Kurulan örgütler ve önemli yöneticileri ülkede halkın arasında değil, İstanbul'daydı. İstanbul'daki Kürt politikacıları, ülkeye dönüp halkını yönetme yerine İstanbul'da Osmanlı Sarayı ile ilişkilerini sürdürmek istiyordu. Ekrem Cemil Paşa, hatıralarında Kürtlerin yüzde 90'ının İstanbul Hükümetinin yıkıldığına inanmadığını, Kürdistan'daki Osmanlı askerlerinin emirlerine uyuduğunu düşündüklerini yazıyor.

 

Kürt politikacıların güncel durumu da fazla farklı değil; kendi halkı arasında değil, bu nedenle de sorunlarını bilmiyor, pratik politika üretmiyor, kurtarıp yönetmek istediği Kürt bölgesinin spesifik lokal çıkarlarını ifade etmiyor, yaptıkları çok genel ezbere sloganları tekrarlamaktır; zaten bu yüzden de Türkiye' deki Kürt örgütleri (PKK hariç) ya yurt dışında göçmen ya da Ankara ve İstanbul'daki marjinal bir çevereyi aşamıyor.

Kurtarmak istedikleri bölgelerinin çıkarlarını savunmuyorlar. Bir örnek: Kürt bölgelerinde sermaye yatırmlarının olmadığından yakınıyor, ama yatırım olanaklarının yaratılması için somut pratik politika üretilmiyor, ne Türk hükümeti ne de Irak'ta hükümet olan ve yeni olanaklara kavuşan Kürtler açısından. Kürt bölgelerinde yatırım yapan yerli işverenlere iş verip daha fazla kişinin Kürt bögesinde iş olanağına kavuşması için Kürt örgütlerin bir politik talepleri olmadı.

 

Türk Hükümetinin Diyarbakır'da 2005 yılında düzenledigi Orta Doğu Endüstri Fuarının açılış kokteyline katıldım.Türk Hükümetinin daveti üzerine açılışa Irak Hükümeti adına Dr. Berham Ahmed Salih Diyarbakir'a gelip katıldı. Sabah kahvaltısını Doğu ve Güneydoğu sanayici ve işadamlarıyla yapması planlanmıştı. Akşam kendisine yarın sabah işverenler ile kahvaltı toplantısının olduğunu söyledim. Sabah işverenleri bekletince otel odasına biri gönderildi ve toplatı kendisine bildirildi, ama kendisi bu toplantıya gelmedi. Türkiye 'den ayrıldıktan birkaç gün sonra Süleymaniye'deki Amerika Üniversitesi inşaatı Türk işverenlere verildi.

Yazarın geliştirdiği bütünsellik tezi halen de günceldir. Tarihi süreç içinde oluşan ortak değerler bir halkı birleştirir. Bunların en önemlileri şüphesiz ortak kader birliği, bayrak ve dildir. 1925 yenilgisinden sonra ortak dil ve ulusal degerlerin tekleştirip Kürtler arasında yayılması için önemli ilerleme sağlandı. Kürtlerin budan da yeterli ders çıkardıklarını söylemek güç, özellikle Irak Kürtleri kendilerini güçlü hissettikleri dönemlerde Kürtlerin bütünselliğini ve dayanışma duygusunu bencil ve çıkarcı yorumluyorlar. Buna bayrak tartışması, dil birliği, ulusal marş tartışması örnek olarak gösterilebilir. Bununla kendileriyle diğer Kürtler arasındaki tarihi süreç içinde oluşan ortak sembolleri red edip, kendilerine özgü lokal bir kimlik arıyorlar. Buna paralel olarak Türkiye, İran ve Suriye devletinin en gerici Kürt karşıtı kesimleriyle ekonomik işbirliği yaprak bu devletlere mesaj veriyorlar.

Irak Kürtlerini çok iyi tanıyan ve doğrudan Federal Kürdistan Başkanı Mesud Barzani ile de görüşen Haşim Haşimi, geçenlerde verdiği bir demeçte, Irak Kürtlerinin önemli sayılan işleri Kürt asıllı işverenlere vermek istemediğini söyledi. Haşim Haşimi: “Özellikle MİT Müsteşarı'nın Kuzey Irak'a gitmesinden sonra benim görüşüme göre bir mutabakat sağlandı. Beş-altı aydır yeni bir yaklaşım, yeni bir siyaset başladı. Irak Kürt devleti, önemli altyapı ve üstyapı ihalelerini, petrolle ilgili büyük projeleri artık Türk devletine yakın Türk firmalarına veriyor. Ekonomik ilişkiler, gerginliği azaltmanın, ilişkileri yumuşatmanın bir aracı olarak kullanılıyor”.(Radikal, 28.08.2006)

Haşim Haşimi, gelişmeleri iyi saptamış. Irak'ta yaklaşık 20 Türk şirketi petrol ürünlerinin ihracat ve itahaltını yapma yetiksi almıştır. Türk hükümetinin, Güneydoğu işveren çevrelerine petrol ürünlerinin ticaretini yapmalarına izin verme sinyalini verdiğini işverenler bana anlattı. Ama Hewlêr ve Süleymaniye Kürt hükümetleri, bu 20 Türk şirketinin arasına Türkiye Kürtlerinin girmesine yardımcı olmayı kabul etmediler. Türkiye Kürtlerine verdiği projeler büyük sayılmaz. Kendilerine bağımlı uydu bazı Kürt çevrelerin dışında zaten büyük ekonomik işlerini ya İranlılar ya da Türk asıllı işverenler ve Kürt olamayan çevreler üzerinden yürütüyorlar.

Irak Kürtlerinin kısaca örnek olarak verilen bu poltikası, Kürtlerin ortak manevi değerlerini (dil birliği, bayrak, marş) ve ortak ekonomik çıkar birliğini de oldukça zayıflatıyor. Bu politikaları, birkaç yıl daha sürerse, Kürtlerarası dayanışma ve ortak ulusal duygu ateşi zayıflayıp söner. Bu politik tutumun sonuçlarının yükünü Kürtler yine ağır öder, bunun da sorumlusu bugün susan Kürt aydınlarıdır.

***

Ali Tuku'ya göre aydın, halkının gündemini saptayan, gündeminde yeni sorunları tartıştırıp açıklığa kavuştrandır. Mamoste Osman Aydın, “Kürt Ulusal Harekti 1925” isimli tarhisel eseri, beni Kürt tarihinin bu dönemiyle tanıştırma olanağına kavuşturdu, düşündürdü, yeni bilgiler öğretti. Kürtler, eleştirilen kitabın yazarı da dahil, yabancıların Kürtlerin tarihini yazdığını ve Kürtlerin tarihlerini araştırmak, yazmak ve kendilerine özgü tarih tarzlarını yaratmadığından ş ikayet ederler. Momoste, bu kitabınızın yayınlanmasıyla bu görevi yerine getirdiniz, Kürt tarih tarzının gelişmesine büyük yardımınız oldu.

5.02.2007