Taylan Tarhan

Arşiv

berxwedan_72@hotmail.com

Kürt ulusal tarihi açısından
yazılı-sözlü tarih

 

Sözlü tarih geçmiş olaylar zincirinin dilden dile aktarılmasıyla ortaya

çıkmış, objektiflikten uzak,unutulmaya yüz tutmuş bir tarih

anlayışıdır. Yazının bulunmasından önce, insanlar ilkel birliktelikle

yaşamaya adapte olduktan sonra, sınıflı toplumların oluşmasıyla önem kazanmış

bir tarih aktarma şeklidir.

 

Yazılı tarih ise insanoğlunun yazıyı kullanmasıyla(bulmasıyla)

toplumların yaşamış oldukları dünyayı gelecek kuşaklara anlatmak için

kullandıkları günümüze kadar gelen tarih anlayışıdır. Bun anlayışı

incelediğimizde tarihi anlatımların önce resimlerle daha sonra uzun vadede

kağıtlara aktarıldığını görüyoruz. Böylece insanoğlu tarihini bu süreçte daha

net görebiliyor ve daha objektif yorumlaya biliyor. Oysa sözlü tarihe

baktığımızda her şey anlatımsal olduğu için zamanla gerçekler

değişebilir, unutulabilir, ya da çarptırılıp kullanılabilir olmuştur. Bundan

dolayı yazılı tarih, sözlü tarihten daha objektif olmakla birlikte kimi

zamanda sözlü tarih yazılı tarihin zaaflarını ortaya çıkarmak için

kullanılabiliyor. Çünkü bazı diktatör zihniyetler insanların özgürlüklerini

kısıtlayabiliyorlar ama kişinin düşüncelerini kimse engelleyemediği için bu

düşünceler sözlü olarak yaşıyor. Daha sonra elbette başka kişiler ve kurumlar

tarafında yazılı tarihe kazandırılıyor. Örneğin imparatorluklar döneminde,

dünyanın güçler dengesi üzerine, sömürüye, baskı ve asimilasyon düzenini

üzerine kurulu olduğu yıllarda imparatorların özel kalem müdürleri vardı. Bu

müdürler olan tarihi değil de imparatorların olmasını öngördüğü şekilde

yazlı tarihi oluşturuyorlardı. Onların yazdıkları günümüze kadar gelmiş, çoğu

ülke ulusal tarihinde de şahlandırılarak anlatılmaktadır genç kuşaklara.Oysa

aynı döneme ait muhalif kimliklerin tutmuş oldukları günlüklerde, yazmış

oldukları makalelerde durumun farklı olabileceğini görebiliyoruz. Bu muhalif

kimliklere bazen de sözlü tarihten ,kişilerin söylemiş olduklarının kulaktan

kulağa gelmesi, eklenince egemen güçlerin foyaları gün yüzüne çıkıyor.Bu tur

oyunların boşa çıkarılması için,tarihin gerçekten objektifliği elde etmesi

için egemen ve egemen olmayan ulusların tarihi belgelerine birlikte

bakılmalıdır.

 

Yazılı ve sözlü tarih anlayışına değindikten sonra anlatmak istediğim

ulusal tarih bütünlüğü olmayan milletlerin tarih anlayışıyla ilgili

noktadır. Bu uluslarda biri olan ve benimde mensubu olmam dolayısıyla, ayrıca

ulusum tarih anlayışına katkı sunmam gerektiği dolayısıyla Kürt ulusal tarih

bilincinin nasıl olması gerektiğine değinmek istiyorum. Kürtler 21yy

dünyasında dört ayrı devletin egemenliği altında yaşıyorlar. Dolayısıyla da

kimi yıllarca Kürtlerin varlığını bile kabul etmediği gibi kimi de

egemenliğinde olan Kürtlerin tarihini yalan yanlış aktarıyorlar.Bu da yazılı

tarihin bir zaafını ortay koyuyor; çünkü yazılı tarihi de egemen güçler

imparatorlar gibi yönlendirebiliyorlar. Bu dört ülke topraklarına emperyalist

kuvvetler tarafından dağıtılmış olan Kürtlerin sözlü tarihi geniş, yazılı

tarihi ise bazı bölgelerde özellikle daha özgür olunan Irakta (federe

devlette-G.kürdistan ), bazı bölgelerde ise baskı ve asimilasyon

politikalarından dolayı zayıflamış ve yok olmakla yüz yüze kalmıştır. Bütün

bu sözlü tarih iyice incelendikten sonra yazılı kaynağında kullanılmasıyla

Kürtlerin tarihi, Kürt aydın ve akademisyenler tarafından zaruriyetle

hazırlanmalı ve Kürt gençliğine anlatılmalıdır.

 

Aksi halde şuanda dünya kamuoyunda siyasi bir sorun olan Kürt sorunu

ileriki yıllarda Kürtlerin kendi içinde bir kültür sorunu olacaktır.Bu

kültür sorununu ortadan kaldırmak için, Kürt tarihini dış ve egemen güçlerin

anlatmasına ve şekillendirmesini engellemek için dört taraftan da

akademisyenler, tarihçiler, toplanıp ulusal tarihi yazmaları gerekiyor.Bu

çalışmaları yapacak akademik birimler kurulmalı ve bu akademik kuruluş

tarihini Kürtlere empoze etmeye çalışan, Kürtlerin tarihini yönlendirmek

isteyen, onlara farklı bir tarih anlayışı benimsetmek isteyen dış güçlere

karşı titizlikle, şoven olmayan ve Kürtlerin birlikte yaşamış oldukları

halklarında tarihine saygı duyarak çalışması gerekiyor.

 

Tarihin yazılı ve sözlü olarak ikiye ayrılmasını, yazlı tarihin daha

objektif ve kalıcı olması ama sözlü tarih gibi çarptırılabileceğine

değindik. Aslında bu iki tarih şeklide çok yönlü çalışmalar sonunda

objektifliği elde edilebilir. Bu durum Kürtler için misal olmalıdır. Ortak

bir akademik tarih için çok yönlü araştırmalar yapılmalıdır. Bu

araştırmaların niteliği değindiğim gibi bilimsel, derin

araştırmalar, evrenselliğe ulaşacak ve tüm Kürtlere yayılacak şekilde

hazırlanmalıdır. Bu konuya aciliyetle eğilmeleri için burdan tüm Kürt

aydın, tarihçi ve akademisyenlerine duyurulur.

 

5.04.2006