Şeref Yalçın

Arşiv

seref.yalcin@hotmail.com

“Eski çamlar bardak oldu…”

 

80 yılda 200'ün üzerinde devlet oluştu. Bu devletlerden kimisi Dünyanın gidişatını doğru zamanda değerlendirdi, doğru müttefikler oluşturdu. Kimisi de Dünyanın gidişatını değerlendirirken; kendi konumunu değerlendirdi. Bunlardan sonuçlar çıkararak kendi ülkesi için çözümler ürettiler. Biz hala tartışıyoruz, hala konuşuyoruz.”Kırk dokuza kadar sayıyoruz, sonunda otuz” diyoruz. Bir nakarattır almış başını gidiyor. Güzel laflar, büyük hedefler; ama nafile sonuçlar.

 

Neden sorunlar çözülemiyor, çözemiyoruz bir türlü gerçeği göremiyoruz?

 

Bu ara, herkes deyim yerindeyse torbasını açmış, boşaltıyor. Çoğu dostların niyetlerinden kuşkum yok. Ama biliyoruz ki, “cennetin yolları iyi niyet taşlarıyla döşenmemiştir.”Eğer biz süreci doğru tespit edip okuyamazsak çözümler de üretemeyiz.

Her birimiz bulunduğumuz/ kaldığımız nokta itibariyle sorunlara çözüm arıyoruz. Kafamızdaki kültür; soğuk savaş dönemine ait. Kılıç, kalkan ve yayla,elektronik silahların üzerine yürüyoruz. Bunların işlevsiz olduğunu, bizi kurtuluşa/zafere götüremeyeceğini düşünemiyoruz.100- 200 yıl önce söylenen ya da belirlenen formüllerin artık işe yaramayacağını göremiyoruz. Onlar tedavülden kalktı. Kış uykusundan yeni uyananların bunu görmesi lazım. Onlar uyumaya başlayınca, dünya döndü, saatler çalıştı; günler, aylar, yıllar geçti.Yarı uykulu gözlerle dünyaya bakmamak lazım. Neden bugünü görmek istemiyoruz? Balkanları, Orta Asya ülkelerini, Özgür Kürdistan'ı neden görüp, kendimiz için de dersler çıkaramıyoruz, çözümler üretemiyoruz? 80 yıl öncesine gitmeye ne gerek var.80 yıl öncesi ezberlerimizi bırakıp bugünkü fotoğrafı okuyup, kendimizi bu karenin içinde neden göremiyoruz? Ordan buradan kitabi alıntılar yaparak, formen mantığıyla olayları değerlendirmeyelim. Ebetteki geçmişin zengin deneyimlerinden yaralanmalıyız. Ama bugünün araçlarını kullanmalıyız. Eski ölçü aletleri tedavülden kalktı.

 

Birileri kalkıyor aynı mantıkla, fizik ve kimya kanunlarından yararlanarak “Kürt sorununu” tespit etmeye çalışıyor. Kimi de “elmayla, armudu aynı kefeye koyamayız.” diyor. Kimi de “iki hastadan bir sağlam çıkmaz” diyor. Bu masalımsı laflarla nasıl çözüm arayabileceğiz Allah aşkına?..Fizik, kimya ve tarihi olaylar bir olayı, bir olguyu tanımamızda elbette bize kolaylık sağlar, ama önümüzdeki sosyal, siyasal olaya bire bir çözüm sağlayamazlar. Her olgunun çözümü onun iç çelişkilerini doğru tespit edip, dünya ve bölge çelişkileriyle çakışabildiği örtüşebildiği politikalardan geçtiğini görmek lazım. Öyle ayağı havada beylik laflarla sorunlar çözülemez. Her şeyden önce eski ezberlerimizi bırakıp, bugünü doğru okuyup, bu yeni kültürle olayları değerlendirmek lazım.Felsefe yapmakla bu işler olmuyor.Aynı yörüngede donup kalmanın mantığı ne?..

 

Kürd Ulusunun ortak ve temel değerlerini merkezimize almadan politikalar üretmemeliyiz. Kürd ulusu bir bütündür, ülkesiyle, diliyle, kültürüyle. Onu parçalara geçmişteki gibi ayırmak, önüne çözümsüzlük koymaktır. Kürd ulusu ne elmadır, ne de armut. Ne moleküldür ne de atom. Bilimin farklı alanlardaki ayrıntılarına girip Kürd ulusunun davasını ve bununla birlikte iş yapmamak için kendimizi kamufle etmemeliyiz. Kavramlara ilgisiz ve gereksiz anlamlar yükleyip işi zora sokmamalıyız.

Bir tespit daha yapalım: Bugün Türkiye Kürdistan'ında devlet ve devlet mantığı ve anlayışında güçlü bir siyaset varken, bağımsız politikalarla Kürdistan'i bir siyaset ve politika yapmanın zorluklarını bilmeliyiz. Parti kurmak, örgüt kurmak o kadar da kolay değil. Öyle kolaysa bunu düşünenler hayata geçirsin biz de alkışlayalım. Bu açıdan da ucuz hamasetler yapmanın da mantığı yok. Bu milleti de 80 yıl daha oyalamayalım. Zaten kimse de bu ucuz siyaseti ciddiye almıyor. Güçlü birlikler ve hareketler, çıkarılacak sesler halkın dikkatini çekebilir.. O zaman güven verebilirsiniz.. Zaten hayatın aynılaştırdığı kişi ve gruplar da aynı yerde durmak zorunda değil mi?.

 

Ama sınıf partisinde diretenler de varsa; o zaman durmasınlar partilerini kursunlar ve kimsenin de kafasını karıştırmasınlar.

 

Diğer yandan, bir kısım ‘eski devrimciler de' vardır; işlerini yoluna koyanlar, rahatlarından da ödün vermek istemeyenler. Bunlar da anlaşılmaz şekilde çalışma gündeme gelince inanılmaz bahaneler bularak ve bin bir dereden su getirerek işten kaçarlar. Ama yeri gelince de her şeye burnunu sokmaktan da geri kalmazlar. Sormak lazım; kahve devrimcileri kardeşlerim, neden bir şey yapmadan herkesi ve her şeyi eleştirirsiniz. Dedikodu yapacağınıza bol bol oyunlarınızı oynayın. İnanın bu bizi daha çok rahatlatır…

 

Birliğe karşı olanlarınsa neden birlik konferanslarına katılıp, birlik olabilecek bileşenlere hakaret etmesi bir başka anlaşılması zor sorun. Acaba bu görevi de onlar mı üstlenmiş diye düşünmeden edemiyorum.

 

Az olsun benim olsun diyen dar grupçular, neden halkımızın ve ülkemizin çıkarlarını ön planda tutmuyorsunuz? 40 yıldır bu mantıkla sorunlar çözülemiyorsa, bırakın sorunların çözülmesi, kendi yapılarına bile zarar veren böyle anlayışların kendini değerlendirmemesi de ayrı bir sorun ve şaşırtan bir durum. Tarikat anlayışı bir kenara bırakılsa birliklere öncülük konusunda çaba gösterilse daha iyi değil mi?

 

Artık gerçekleri görmenin zamanı geldi ve geçiyor bile… Değişen zamanı ve dünyayı görmenin vakti gelmedi mi?

 

70 bin nüfusa sahip milletler devletleşirken, 40 milyonluk bir halkın, küçük hesaplarımız yüzünden bu halde olmasına ne zaman kadar gözümüzü kapatıp kulaklarımızı tıkayacağız?

 

Ne zaman bir araya gelip çare arayacağız! Elimizi taşın altına koyma zamanı geldi geçiyor bile.

 

Bilelim ki en kötü örgüt örgütsüzlükten daha iyidir. İnsanları örgütsüzlüğe teşvik etmemek gerek. Hepimizin ideali birleşik, büyük bir parti olmalıdır diye düşünüyorum. Bir araya gelmenin yol ve yordamını tartışıp bulmak zorundayız. Hiçbir fert, hiçbir grup kendi başına bir şey yapamaz, ses çıkaramaz. Zaten hayat hepimizi aynılaştırmıştır. Aynılar aynı yerde buluşup güç olmak yükümlülüğünü taşıyor. Bunun aksini yapanlar bu vebalin altından kalkamazlar. Ülkemizin, bölgemizin şartları bugün bunu gerektiriyor.. Dün ne olduğu çok önemli değil; önemli olan bugün ne olduğumuz, yarın ne olacağımızdır.

 

Mezar taşları övünç kaynağımız olmamalı…

 

17.06.2009

Şeref Yalçın

AMED