Şeref Yalçın

Arşiv

seref.yalcin@hotmail.com

Ezberi bozmak veya ne yapmalı?

Her doğru her zaman doğru değildir;duruma,şartlara,yere ve yaşanılan zamana göre değişir.Öyleyse doğru dediğimiz düşünce bunlar gözetilerek değerlendirilmeli.Somut şartlar, somut durum, somut yaşam ele aldığımız olgu veya olay hakkındaki tesbitimizi gerçekçi kılar.

İnsanlık tarihi,insanlığın aynı zamanda total bir deneyimidir. Bu deneyim bugüne eğilmek,yarını hazırlamak için en önemli olanaktır insan için.

Bizde bu olanaktan yeterince yararlandığı söylenemez. Toplantılarda, panellerde,sıradan günlük sohbetlerimizde bu açık her zaman göze çarpmaktadır.Ezber dediğimiz hafızanın yüklediklerine sığınıyor,sayısız örnekler vererek güncel savlarımızı güçlendirmeye çalışıyoruz. Olmuyor;düşüncede, tespitte,eylem pratiğinde sağlıklı bir denklem yakalanmıyor.

İnsanın en etkin uğraşı olan siyaset,toplumsal güçlerin durumunu açıklayıp karşı karşıya bulundukları sorunları çözme yönünde özgün savlar üretemediğinde, sorunlarla boğuşmakta olan kitleler gözünde siyaset, etkin bir uğraş olarak olmaktan çok çekiciliği olmayan pratiksiz bir ilgiye dönüşüyor.Biçim değişiklikleri düşünsel değişim yerine geçmiyor;siyaset refleksini kamçılamıyor.Partiler kuruluyor, örgütlenme adına çabalar sürdürülüyor, guruplaşmalar oluyor;ama sadece oluyor. Felsefi zayıflık kendini düşüncelere,savlara giderek biçimlendirilmek istenen siyasetlere sirayet ediyor. Kitleler bu kaosun dinamik aktörüyken,bu düşüncelerde, savlarda ve siyaset tarzında renksiz bir tablo gibi sunuluyor. Kitleler kendilerini yansıtmayan düşünce ve siyaset savlarıyla karşı karşıya bırakıldıklarında, gücüne olan inancı yitiriyor;ve umutsuzluğa
kapılıyor: Sistemin dayatmalarını,hak ve hukuk gaspını kanıksayıp,bunun bir yazgı olduğuna hükmederek içine kapanıyor.

Oysa, çok dolaylı olarak kitlelerin dışında, siyaset adına iş yapmakta olduğunu iddia edenlerin attıkları nutuklar salonlarda çınlamaya devam ediyor!

Maazallah! Özellikle Kürd siyasetçileri bu konuda artık uzmanlarına taş çıkartacak kadar kendilerini geliştirmişlerdir. Konuşmaya başladıkları zaman ellerinde bir yığın not, doküman ve kitapla savlarını kanıtlamaya çalışırlar. İknayı kuvvetlendirmek için gösterdikleri öncelikli kanıt bizzat kendileridir: 30-40 yıllık siyasi geçmişleri olduğunu söylerler; şu geçmiş muhteşem dönemin yaratıcıları olduğunu söyleye söyleye bitiremiyorlar.Kullandıkları dil hem dili geçmiş zamandır. Kullandıkları argümanlar da öyle…Bu kadar kitleye sahiptik, bu kadar siyasi gücümüz vardı,kurtuluş an meselesiydi falan filan.

İyi ve doğru da, şimdi durum ne? Nasıl çıkılacak bu kaostan? Bu kaosu aşmak için sunulacak yeni ne var? Bunlar açılıp tartışılmıyor, yarına ilişkin ufuk açıcı bir yanıt verilemiyor. Ufukta sis içinde sürüklenen bir şeyler gösteriliyor sadece. Elde somut bir şey yok.

Somut olan bugündür; şimdiki zaman ve şimdiki durumdur. Bütün sorunlar, çözüm için bütün veriler ve doğrular bunların içindedir. Proje ve programlar bunları tespit edip göstermekle mümkün oluyor. Mümkün olandan kalkmak yerine soyut gösterilerle kitleleri kucaklama hayali beklenmemeli. Hayat katıdır. İnsan hayatın bir parçası, bir uzantısı olarak,sosyal ve kültürel sarmalında daha da sıkışarak büzüşüp katılaşabilir. İkisine de;yani anası olan hayatın bizzat kendisine ve insana bu anlamda müdahale etmedikçe bu katı durumun ergimesi mümkün olmayacaktır.Bu da başta hayatı ve insanı çözmek ve bu ikisini dönüştürüp örmekle,geleceğe çekmekle olur. Felsefi; ideolojik, politik ve kültürel dönüşümün körüğü, hareketin ve pratiğin enerji kaynağı,siyasi programlardır.12 Eylül sonrasında, legal, açık ve meşru siyaset için sunulan programların içler acısı halleri ve utanılacak denli garabetleri ortadadır.

Açık bir şaşkınlık halidir,yaşıyoruz.İçinde bulunduğumuz zamanın de faktö sonuçları karşısında ne yapacağımızı bilemiyoruz. Dünya değişiyor,dengeler alt üst oluyor; sosyal kaos felsefi ve ideolojik görüşümüzü bir girdaba çekiyor, uyuşuyoruz.Bütün bu olanlar karşısında kendi gücümüzü kullanıp mukavemet etmek yerine, birilerinin durumumuza müdahale edip özgürlüğümüzü vermelerine umut bağlıyoruz.SSCB gitti.Şimdi ABD var!

Kuşkusuz, şöyle veya böyle, dünyadaki gelişmeler; ulusal kurtuluş hareketleri, demokrasi ve özgürlük mücadeleleri, kimlik ve kültürel haklar, bizi bu gelişmelerin sonuçlarına ve etkilerine karşı duyarlı olamaya zorluyor. Ulusal sorun temelinde argümanlarımızı netleştirirken, uluslar arası siyasi ilişkilerin doğrultularına göre ilkesel ve stratejik denklemler oluşturmak zorundayız. Kimi zaman dış politik faktörler iç faktörleri kendine uydurup ortak bir hedefe yönelmeyi zorlayabilir. Uluslararası ideolojik, politik, ekonomik ve stratejik savaş, genel olarak Kürdleri de kendi yörüngesine çekerek,onların tutarlı bir siyaset doğrultusuna kaymalarını zorunlu kılıyor. Güney Kürdistan güçleri bu doğrultuyu tesbit ederek uluslar arası politik güç dengeleri arasından başarıyla sivrilmiş görünüyor. Genel anlamda, bu sonuç, diğer Kürdlerin de kendilerini sürece uydurmaları yönünde daha gerçekçi ve daha sorumlu olmalarına katkıda bulunuyor. Kuzey Kurdistan'da, Kürdlerin siyasi arayışlarının yoğunlaşması, hedeflerin ve önceliklerin netleşmesi yönündeki çalışmalar bu bakımdan önemlidir. Siyasi örgütlenme şimdilik arzu edilen düzeye gelememiş olsa da, süreç içinde belli bir istikrar kazanıp biçimleneceği açık. Sorun, bu süreci hızlandırmak ve bu yapılırken de ulusal güçlerle daha sıkı ilişkiler kurarak uluslar arası siyasetin mücadelemize katabileceklerinin tespitlerini yapmaktır.

Sorun nettir: Ulusaldır. Bu ulus herkesindir. Felsefesi ne olursa olsun bu sorun, Kürd köylüsünün, işçisinin, burjuvazisinin; aydınlarının ve siyasetçisinindir. Bu anlamda Kürd siyasetini sağda solda görmek yanlıştır. Sisteme yamandırılma dışında kimsenin Kürd siyasetinin istikrarlı bir çizgide bütünleştirilmesine itirazı yoktur. Arap gericiliği,Acem teokrasizmi,Türk milliyetçiliğinin ideolojik mayası olan Kemalizmi bu çizginin oluşmasında engelleyici bir rol oynayamaz artık.


Tam da bu noktada önümüze çok önemli bir görev çıkıyor:Dünya değiştiğine göre, biz de;bizimle birlikte görüş ve düşüncelerimiz de doğrudan değişiyor. Bu siyasetimizin içeriğinin değişmesini,kısa ve uzun hedefli amaçlarımızın rotasını da belirliyor.O halde eskiden kopmalıyız;hayatı yeniden formüle edip ulusal siyasetimizin düşünsel ufkunu genişletip etkili argümanlarla kendimizi ifade edecek objektif verilerden hareket etmeliyiz. Halkımızın sosyal, ekonomik, kültürel ve psikolojik durumuyla birlikte,yoğunlaşan istek ve arzularını damarından yakalayıp çözmek gerekiyor.


Bunun yolu öncelikle siyasi dağınıklığı gidermekten geçiyor. Benzerlerin, yakın düşünenlerin, ideolojik anlamda bütünleşmiş olan grup ve örgütlerin vakit geçirmeden toparlanıp ortak hedeflerde bir araya gelmeleri artık ertelenmez bir görevdir. Bir araya geldiğimizde dillendirdiğimiz sorunlar ve onlara ilişkin çözümler konusunda hemen hemen aynı şeyleri söylüyoruz.Bu durumu siyasi bir yapıyla kaynaştırmak zor değildir. Kimliğimizi idari ve siyasi haklarımızı istiyoruz. Bir halk olarak bu bizim vazgeçemeyeceğimiz bir haktır.Bu hakkın örgütünü yaratmak niçin zor olsun ki?


Ezberimizi bozup Tevrat döneminden çıkalım artık.Geçmişi sorgulayalım ama yarına daha yeni ve politik olarak daha güçlü bir düzeyle girelim.Günümüz dünyasında Kürtler'in siyasi yeteneklerinin gücünü göstermenin zamanıdır.Bu gücü birlikte,bir araya gelip tek bir yumruk halinde hareket ederek gösterebiliriz.Önümüzdeki tarihi görev ve sorumluluk budur.

6.12.2006

HAK-PAR PM Üyesi

Şeref YALÇIN/AMED