Nafi Çılgın naficilgin@hotmail.com

Arşiv

Genelkurmay Başkani derinden kükredi

Türkiye Genelkurmay Başkani Hilmi Özkök, geçtigimiz Nisan ayında Harp Akademileri Komutanliği`nda yaptığı konuşma, dikkatlerden kaçmamıstır, sanırım, ele almadiği daha doğrusu burnunu sokmadiği, konu birakmadi. Yunanistan`dan Kıbrısa, Ermenistan`dan Gürcistan`a, Iran`dan Irak`a ve özellikle Güney Kürdistan`a, ABD ile ilişkilerden Israil.Filistin sorununa, AB ile ilişkilerden iç sorunlara kadar her konuya girdi. Yunanistan`dan halen  resmi özür bekliyoruz, Ermeni soykirimi diye bir şey söz konusu değil, Hiç kimse Turkiye`nin Kıbrıs`ta bugüne kadar yaptıklarindan daha fazla taviz vermesini beklemesin, Irak`in bölünmesine karşiyiz gibi siyasi belirlemelerde bulundu.

Özkökün bütün söylediklerini yorumlamak gibi bir niyetim yok. Ben burada özellikle AB ile olan ilişkiler kismina, değinmek istiyorum.

Genel Kurmay Başkanının, Türkiyenin AB uyeliği konusunda fikirleri şöyle: 20 Nısan tarihli milliyet_ gazetesın de şöyle dıyor ”…Bu uyeliğin AB`nin bize bir lutfu olarak değerlendrilmesi çok yanliştir. Bunda iki tarafın da menfaatı vardır. Hem AB`nin hem Türkiye`nin bu birlikten kazanimlari olacaktir. Anlaşma olmaz, şayet AB`ye girilmezse, tabii ki bu dunyanın sonu gelmeyecektir. Burada `evet` veya `hayir` demenin sadece AB`nin hakkı hukuku olmadiğini, Türkiye`nin de sonuçta `evet`ya da `hayir` diyeceğinin bilinmesini istiyorum…”.

Tabi bu sözleri, Türkiyedeki son gelişmelerden kopuk olarak ele almak mümkün degil.

Türkiye son bir yildir AB`ile olan ilişkilerinde epey mesafe kayd etti. Meclis geceli göndüzlü çalişarak bir takım önemli yasalar çikardi. Örneğin idam cazasini kaldirarak başta Abdullah Öcalan`i asılmaktan kurtardı. Devlet televizyonunda, bugüne kadar varliğindan dahi bahs etmek  suç olan, kürt dili ile (haftada bir saat bile olsa!) yayina baslamasi, gibi.

Bu kararlardan biri de ”Derin Devlet” MGK` nin yetkileriyle iligiliydi. Hükümet orudyu  AB ülkelerinde olduğu gibi milli savunma bakanliğina bağli bir organ haline getirdi.
Türkiye, attigi bu adimlar karşiliginda, geçen aralık ayının ortalarında AB´den uyelik için müzakerelere başlama  tarihini aldı, başka bir deyişle hedefine ulaşti.

Yapilanlar ınsana pek fazla inandirici gelmıyordu ama. Türkiye`de ne değişti ki, bu kadar önemli reformlar ”kan dökülmeden!” olabilirdi? MGK bu tür değişikliklere  nasil ve neden izin veriyordu? Yoksa bütün bu gelişmeler MGK´nin insiatifiyle yazilan bir senaryonun parcalarimiydi? Son gelişmeler, ne yazik ki kuşku duyanları haklı çıkardı.

GKB`nin iç sorunlarla ilgili söylediklerine bakildiğinda, bu değişikliklerin ne kadar sözde olduklarini daha iyi görmek mümkün. Kültürel yozlaşma alaninda tehdit odaklari ve organizasyonlarin en çok kullandiği araçlarin kitle iletişim vasitalari olduğunu vurgulayan Hilmi Özkök; ”Bu yolla milli kültürümüze, Türk örf ve adetlerine aykırı bir çok yanliş yargi ve anlayişlar topluma sunulmakta, halkin kiyafeti, tutum ve tavirlari değiştirmekte, değer yargılar erozyona uğratılmaktadır.” diyor.

Hilmi Özkuk kükrüyor: ”Bugün kültürel yozlaşma nedeniyle toplumsal yapıda ortaya çikan farkli kültürel odaklar, düşünce özgürlügünün sınırlarını aşan farklı sosyal guruplarin oluşmasına neden olmaktadır…..bu durum, ulusal ve bütünlüğün oluşumunun önündeki en büyük engellerden biridir.” Hızını alamayan Derin Devlet`in sözcüsü ekliyor: ” Televizyon araciliğiyla artik evlerimizin birer uyesi olan insanlar, kavgalar, hakaretler, dedikodular, toplumuzda yaşanan ahlaki ve kültürel çöküntünün ekranlara yansımasıdır.”

Bütün bunlar Türkiye de demokrasinin nemenem bir demokrasi olduğunu göstermiyor mu?

Peki Ordu`nun bu derece, serbest ve dediğim dedik, havasiyla konuşmasina, gerek iç ve gerekse diş_ konular hakkında bir devlet adına konuşuyor gibi davranmasına, kim ne tepki gösterdi Türkiye`de? Bir kaç cılık sesten başka, kimse eleştirel bir yaklaşım göstermedi. Herkesten önce,  tepki göstermesi gerekenlerden biri de  hükümet olması gerkmezmıydı?

Fakat ne yazikki, bırakın negativ bir şey söylemelerine, tam tersine övgüler  diziyorlar. Bakın AKP`nin genelbaşkan yardımcısı  Dengir Mir Mehmet Fırat`ın Hilmi Özkük´ün konuşmasıyla ilgili söylediklerine;
” aklı selimin toplamı, böylesine aklıselim bir devlet adamina sahip olduğumuz için mutluyum”. dıyor

Her_şey çok açik ortada. Türkiye, müzakere tarihi aldıktan sonra, Türkiye`yi AB`ye yakınlaştıracak, hiç bir ciddi girişimde bulunmadi. Tam tersine, başbakan Erdogan çesitli dönemlerde AB`yi eleştriyor, sözüm ona AB`nin Türkiye`nin önüne, Türkiye`nin bölünmesine yolaçabilecek şartlar koyduklarını söylüyor.

Bütün bu gelişmeler, Türkiye`nin AB`ye girmesini istiyenlerin pasifliği ile çakışınca, Türkiye de Irkçi türk milliyetçiliği azginlaşıp gelişmektedir. Böyle devam ederse, Türkiye`de iç savaşın çikması an meselesidir demek ıçın kehanet sahıbı olmayı gerektırmıyor herhalde.

Bunu önlemek demokrasi güçlerine düşen bir görev. Yapilabilecek cok sey var tabi. Her firsati kullanarak Türkiye`i yükümlüklerini Kopenhang kriterlerınden hareketle yerine getirmeye zorlamak demokrasi güçlerinin etkinlik alanlarindan biri olmalidir.

6 Mayis 2005