Mehmet Gülseren

Arşiv

Memedov1955@gmail.com

‘'Türk buyurmuş!''

Kayserili dayısının açıklamasını ardından, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk'ten tarihî çağrı: 17 bin faili meçhul cinayeti işleyenleri, bizi hapse atıp cezaevinde işkenceden geçirenleri affetmeye hazırım. Barış ve kardeşlik için affetmeye hazırım açıklaması yapmış.

 

Doğrusu bu buyruk üzerine düşünmemek ne mümkün, şöyle bir toplumsal belleğimizi tazeleyelim, 30 yılda on binlerce can faili belli/meçhul cinayetlere kurban gitmiştir, bu sayıya işkence altında ölenler, siyasal cinayetler ve güvenlik güçlerince gerçekleştirilen keyfi öldürmeler, göz altında kayıp ettirmeler dahil değildir, sayının daha fazla olduğu kesin.

 

Yıllarca ısrarla ve bilinçli olarak sürdürülen, yoksul Türk-Kürt insanların yaşamına mal olan bir temsil sahne konuldu.

 

Temsilin sonuna gelinmiş olsa gerek (devamına gerek kalmadığından) perde kapanmadan önce eline kan bulaşmış aktörlerin af edilmesi, sosyal hayata karışmaları

karalaştırıldığından, tarafların! buna yönelik açıklamaları ardı ardına geliyor.

 

Böylesi bir açıklamayı 40 milyonluk Kürt halkının vekiliymişçesine Ahmet Türk'te alçakça işlenen malum cinayetlerin hesabının görülmeden kapatılması yönünde açıklama yapmış bulunuyor ve unutmaya hazırız diyor.

 

Yapılan tüm açıklamalara karşı elbette bir diyeceğimiz var.

 

1:Cinayet ve ihanete bulaşmış veya yaşamını yitirmiş insanlardan hangisi etkili ve yetkililerin yakınlarından oluşmakta?

 

2:Baş aktör olan devlet; çocukları öldürülmüş Türk ve Kürt aileleri adına hangi hak, hukuka dayanarak yeni bir sayfa açmaktan bahsediyor? bu hakkı nereden buluyor?

Meclis hangi hukuka dayanarak böylesi bir karar çıkarabilir?

 

3:Bu karar sadece dağdakileri indirmeyi mi amaçlıyor?

4:Eli kanlı cellatlar,ölüm kuyucuları, ergenekon çeteleri ve adi suçlu katiller bundan faydalanacaklar mı?

 

Bu soruları uzatabiliriz.

 

Elbette arzumuz bu kirli kan dökmenin sona ermesi, demokratik açılımların yapılması Kürtlerin özgürleşmesi, ancak bu iş bu kadar kolay olmasa gerek.

 

Kürtçe deyimdeki gibi''Ne tir kir û ne ji bîn da'' kurnazlığı, yada Türkçe deyimiyle ‘'Körler, sağırlar biribirini ağırlar'' ile Türk ve Kürt halklarının vicdanında kanayan yaralar kapanamaz, insanlık vicdanı sükûn bulamaz.

 

Eğer gerçekten bu kesimlerin amacı bağcı dövmek değilse, bu adımın adresi halklarımızın vicdanıdır, vicdan mahkemesidir af çıkacaksa ancak buradan çıkar, aksine bir barışın olması mümkünde değildir ve kimse içindeki hesabını kapatmaz 100 yıldır kapatmadıkları gibi.

 

Dayı ve yeğen kendilerince aralarında var olan küslüğü bitirebilirler, ancak vicdanlardaki küslükle barışmazlar.

 

Varsayalım ki küslük bitti Türkiye'ye demokrasi, Kürtlere özgürlük mü gelecek, her şey güllük ve gülistanlık mı olacak? böylesi bir yanılgıya düşülmemesi gerekir.

 

Çözümün yolu gayet basit ancak samimiyet ve hazım gerektirmekte, kim tarafından hangi ulu amaç adına işlettirilmiş, işlenmiş meçhul/belli tüm cinayetlerin hesabı tarafsız, adil bir mahkemede görülmelidir, bu yapılmadıkça halklarımızın vicdanlarında aklanmadıkça barışın gelmesi mümkün olmayacaktır, aksine hareket ederseniz kendiniz çalıp, kendiniz oynarsınız.

 

Türkiye demokratik bir ülke Kürtler de özgür olmadan barış gerçekleşemez.

 

Mehmet Gülseren

01 Haz 09

Diyarbekir