Mehmet Emin Kardaş

Arşiv

 
Öcalan (PKK,DTP) ve Kürdistan !...

 

10 bin yıldır Kürdler Mezre bota (Mezopotamya) nın, günümüzde Kürdistan olarak adlandırılan ülkesinde; toprağı, tarihi, kültürü ve dili ile birlikte günümüze kadar varlığını sürdüren bir halktır. Kürd milleti diğer milletlerin sahip olduğu bütün haklara ve de devlet olma hakkına layıktır.

 

Kasr-ı Şirin antlaşması ile Kürdistan ilk defa iki ye bölündü. Bu antlaşma Osmanlı Sultanı Dördüncü Murat'ın 24 Aralık 1638'de Safeviler' den Bağdat'ı geri almasıyla; Osmanlı devleti' ile Safeviler arasında 14 Mayıs'ta başlayan müzakereler sonrasında 17 Mayıs 1639'da imzalandı. Osmanlı Sultanı ve İran Şahı tarafından tasdik edilen Kasr-ı Şirin Antlaşması'nın aşağıdaki maddeleri uyarınca Kürdistan ülkesi fiilen ikiye bölündü;

1) Bağdat, Basra, Kerkük ve Doğu Anadolu, Osmanlı Devletinde kalacaktı.

2) Revan, Safevi Devletinin olacaktı.

 

3) Kotor, Mokur ve Kars taraflarındaki kaleler, iki tarafça da yıkılacaktı.

Kerkük, Basra, Bağdat ve Revan dışındaki Türkiye-İran hududu, bu antlaşmaya göre bugüne kadar aynen kalmıştır.

 

Lozan Antlaşması, 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre'nin Lozan şehrinde, Türkiye, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, S.S.C.B ve Yugoslavya temsilcileri tarafından, Lozan Üniversitesi salonunda imzalanmıştır.

 

Lozan antlaşması ile Kürdistan bu kez üçe bölünerek dört devlet (Türkiye, İran, Süriye ve Irak) arasında paylaşılarak uluslar arası bir sömürge haline geldi. (Kerkük, Basra, Bağdat ve Revan dışındaki Türkiye-İran hududu, Kasr-ı Şirin antlaşmasıyla şekillenmişti ve bugüne kadar aynen kalmıştır.)

 

Daha 1900 yıllarında Kürd başkaldırıları kuzey Kürdlerinde başlamıştı. Ancak Lozan antlaşmasından sonra Kürdler hiç yılmadan devlet olma umutlarını hep korudular ve bağımsızlık için yeniden örgütlenmeye devam ettiler. Hemen hemen her tarafta ayaklanmalar başladı. Kürdlerin bu ayaklanmaları Mustafa Kemal'in sinsi politikası yüzünden her seferinde ağır bedeller ödenerek sonuçsuz kalıyordu. Mustafa Kemal devletin birliği adına Kürdçe dilinin öğrenimini, açıkça kullanılmasını ve giyim kuşamına kadar bütün Kürd milli geleneklerini yasaklıyordu. Aydınları sürgün ettirirken Kürdler doğuda yaşayan “dağ Türkleri” olmuştu.

 

Fakat mücadele gündemden hiç düşmedi, Kürdler bağımsız devletini kurmak için ayrı ideolojik görüşleri benimseyerek etnik temelde örgütlerini kuruyordu. 12 Eylül 1980 faşist darbesi ile bütün bu örgütler dağıtıldı.

 

Yalnız her ne hikmetse birileri Abdullah Öcalan'ın elinden tutup onu ve örgütünü yok olmaktan kurtararak, Kürdistan'ın başka bir sömürgeci devleti olan Suriye'ye emanet ediyordu, Kürd halkı adına mücadele edebilecek yegane örgüt imajını verdirerek kendilerinin kontrolünde büyümesini sağladılar.

 

İşte PKK'nın Kürdistan açısında bütün olumsuz rollerini oynaması burada başlıyordu. PKK 23 yıl önce silahlı mücadeleyi başlattığı zaman bağımsız birleşik büyük Kürdistan şiarıyla Kürd gençlerini Kürdistan dağlarında çatışma alanına sürdü.

 

Büyük Kürdistan şiarıyla Kürdistan dağlarında çatışma alanına sürülen gençler gece gündüz, yaz kış, sıcak soğuk demeden her türlü zor şartlara rağmen sömürgeci güçlerin tank, top, uçak ve en gelişmiş her türlü harp teknolojisine karşı kaleşnikoflarla çatışmaya başladılar. Bu çatışmalar on binlerce Kürd gencinin ve bir o kadarda sivilin ölümüne, binlerce yerleşim biriminin boşaltılmasına ve milyonlarca Kürdün yerinden, yurdundan göç etmesine neden oldu.

 

Öcalan ve PKK Kürd halkına; işgal güçlerinin bütün idari (askeri ve siyasi) kurumlarından arındırılmış bir “Kürdistan” vaat ediyordu. PKK örgütü bütün Kürdlere bu hakları sözde kazandıracaktı. Ancak zaman içerisinde gelişmeler ve eylemleri bunun tam da tersini gösteriyordu. Özellikle de Abdullah Öcalan'ın yakalanmasından sonra artık ne PKK nede onu takip edip legal alanda siyaset yapan yandaşlarının Kürd ve Kürdistan gibi bir davalarının olmadığı; bağımsızlık bir yana otonomi, federasyon ve etnik ayrılıklar gibi taleplerinin ise hiç olmadığı ortaya çıkıyordu. Onlara göre bu gibi talepler gericilikti, ilkel milliyetçilikti. Böylece Kürdlerin meşru devlet ve toprak haklarından vazgeçiliyordu. Öcalan ve PKK' nin böyle talepleri sanki hiç olmamıştı ve Kürd halkı onları yanlış anlamıştı.

 

“Türkiye Cumhuriyeti devleti hepimizin ortak devletidir, bu bayrak ve bu vatan hepimizindir, Türkiye sınırları ve bayrağı ile hiçbir sorunumuz yoktur yeter ki Kürdlere anadil ve demokratik haklar tanınsın,Öcalanın İmralıdaki yaşam koşulları iyileştirilsin, Öcalansız bir devlet istemiyoruz, Türkiye için en uygun model demokratik cumhuriyettir, Mustafa Kemal Atatürk'ün 1920'lerdeki ittihat-terraki ve Lozana sadık kalıp o ruhu yeniden yaşatmaktır.” demeye başladılar ve bu tesbitlerle siyasi stratejisini belirlediler.

ANF'nin 2008-12-12-10:32:17 tarihli Haberine göre son avukat görüşmelerinde Öcalan Şu açıklamalarda bulunmuş;

 

“1918'lerde Diyarbakır'da Kürt Teali Cemiyeti vardı. Merkezi Diyarbakır'daydı. Bu Cemiyetin bir tarafında Doğu Müdafa-i Hukukçular, diğer tarafında ise Seyit Abdülkadir ve çevresi vardı. O dönem Mustafa Kemal, Diyarbakır eşrafına mektuplar yazarak “İngilizlerden uzak durun, onlarla işbirliği yaparsanız var olan Kürdistan'ı da kaybedersiniz” demiştir. Bunun üzerine Kürt Teali Cemiyeti ikiye ayrıldı. Bir tarafta İngilizlere yakın olan Seyit Abdülkadir ve çevresi, diğer tarafta ise Mustafa Kemal'den aslında Cumhuriyet'ten yana tavır alan Diyarbakırlılar vardı. O dönem tercihini Cumhuriyet'ten yana yapan Diyarbakırlılar bugün beni dinlemekte, benden yana tavır almaktadırlar” Abdullah Öcalan demek istiyor ki o günkü Kürd hainleri şu an benim arkamdadır .

 

Öcalan ve Ergenekon örgütü iç içe girmiş birlikte eylem karaları aldıkları, Dağlıca, Aktütün ve Diyarbakırda ki son olaylarını da birlikte tezgahladıkları artık belli olmuştur. Şundan anlıyoruz ki Ergenekon örgütünün karşı olduğu her şeye Öcalan da karşı çıkmaktadır Bütün eylem ve görüşleri çakışmaktadır.

 

1920 tarihinden itibaren Kürd milli mücadelesini veren; Koçgiri, Dersim, Şêx Said, Zilan, Agirî ve bunun gibi başkaldırıların onlarca liderini darağaçlarında sallandıran; Kürd halkını katliamlardan geçiren Kemalizmin; Kürd polikası bu kadar gaddarca ve hala devam ediyor iken Öcalan ve tayfası DTP' nin Kemalizmi kurtarıcı gibi sunmasının, Kürdistan milli mücadelesini veren şehitlerin ruhuna saygısızlıktır. Bu tavırlar karşısında Kürd halkında hayal kırıklığı yaşandı. Bu hayal kırıklığı tabii ki Öcalan'dan beklenti içinde olanlar içindir, Öcalan ve DTP' si bu politikası ile Kürdleri Kemalizm'le barıştırmaya, asimile olması için devlete entegre etmeye çalışılmaktadır.

 

Öcalan ve PKK; Kürd ve Kürdistan halkını kurtarmak gibi her hangi bir amaç taşımadıklarını ve böyle bir problemlerinin de olmadığını, ayrıca Kürd karşıtı bir kulvarda da yer aldıkları artık tartışma götürmüyor. Bu durum karşısında da Kürd aydınları ve politikacıları; PKK ve DPT' lilerin devletin yanında, işbirliği içinde Kürdistan da siyaset yaptıklarını, Kürd ve Kürdistan milli davasına çok büyük zararlar verdiğini, Kürd halkının milli değerlerini yok sayarak Kürdi olmayan bir hatta yer aldıklarını ve Kürdlerin haklı davasını terörize ettiklerini söylemektedırler.

 

Bazı Kürd aydın, yazar ve politikacıların bu tespitleri çok doğrudur. Bu tespitlerine katılmamak elde değil. Ancak bunları söyleyenler ne yazık ki söylediklerinin tam tersine Öcalan ve onun güdümünde legal alanda politika yapanların düzenledikleri her eylem ve etkinliklere katılmaktan da geri kalmıyor. Kemalist olduklarını ilan ettikleri bu kişi ve partilerle diyalogunu koparmayarak, yapılan her seçimde onlarla seçim bloğu veya işbirliğine çalışmaktadırlar. Şimdiden yapılacak 29 Mart 2009 yerel seçiminde “Kürdistan'da ki belediyeler mutlaka Kürdlerin ( DTP) elinde kalmalıdır bunun için her Kürd DTP' ye oy vermelidir, AKP kazanmamalıdır” çağrısında bulunuyorlar. Oysa PKK kulvarında legal siyaset yaptıklarını saklamayan DTP yönetimi; siyaset stratejisini Abdullah Öcalan'ın öne sürmüş olduğu Kemalizm'in resmi ideolojisine ve demokratik cumhuriyet tezini savunan görüşüne uygun olarak, TC devletinin birliği ve bütünlüğü içerisinde Türkiye'nin sınırları ve bayrağıyla bir sorunlarının olmadığını defalarca kamuoyuna deklare etmişlerdir. Kürdler adına sözde politika yaptıklarını, Kürd halkı adına mücadele verdiklerini söyleyerek Kürdleri kandırmaya devam ediyorlar.

 

Şimdi Abdullah Öcalan ve onun müritlerinin Kürdistan davasına zarar verdiğini söyleyecekler ve aynı zamanda bunlar kürdtür Kürd halkına onlara oy verin diyecekler. İnsan biraz tutarlı ve istikrarlı olmalıdır ki inandırıcı olsun. Bugün AKP ile DTP arasında ne fark var? İkisi de Türkiye devletinin ülkesiyle bayrağıyla sınırlarıyla bütünlüğünü savunmuyorlar mı? Belki aralarında şöyle bir fark vardır. AKP Kürdler adına değil Türkler adına siyaset yapıyor, Kürd milli duygusunu sömürmüyor oysa DTP Kürdlerin milli hukukunu kullanarak Kemalizm'e hizmet etmektedir. Bu Kürdlerin ulusal onurunu rencide etmekte ve milli davası açısında büyük bir felakettir. Buna göre Kürdler ne AKP'ye nede DTP' ye oy vermemelidir. Kürd milli davasının önündeki en büyük engel Öcalan, PKK ve DTP dir Kürd halkı öncelikle bunlardan kurtulmanın yollarını bulmalıdır.

  14.12.2008

Mehmet Emin KARDAŞ

AMED

 

 

 

 

 

 

 

.