Osman Silîvanî

Arşiv

okaravil@hotmail.com

Nereden nereye

Kürdler, tarihte çok sayıda katilam, talan ve yağmalamayla karşılaştığı gibi yazılı varlıklarının yakılma ve üç kez de dilinin yasaklanmasıyla karşılaşmıştır. Kürd dili, kürdçe birinci kez 630 lı yıllarda HALİD i BİNİ VELİD tarafından yasaklanmış. Diğer iki yasaklanma yakın tarihte, Cumhuriyet tarihinde gerçekleşmiştir

 

Cumhuriyetin birinci yasağı, AZADÎ örgütünün örgütlediği ama şeyh Saîd in toplum üzerindeki etkinliği ve saygınlığı nedeniyle ismiyile özdeşleşen Şeyh Saîd direnişinden sonradır. 1925 tarihinde kurulan İSTİKLAL MAHKEMELERİ ile beraber “Takriri Sukun” kanunu da çıkarılmıştır. Ve bu kanunla kürdçe yasaklanmıştır. Kürdçe konuşan her insan yani her kürd, her kelime için 25 krş (Yirmi beş krş) ceza ödeyecek. Ve ceza anında infaz edilecekti. Bugün tırafik cezaları bile bir ay erteleniyor. Hatta ceza bir ay içinde ödendiğinde yüzde otuz indirimi ön gürülmüştür. Oysa o zaman kürdçe konuşan kürd, cebinde cezasını ödeyecek kadar parası varsa cezasını öder ve evine gider. Parası yoksa cezası kadar yol yapımında çalışır. Cezası kadar çalıştıktan sonra serbest kalır. O zamanda günlük olarak işçiye ödenen yevmiye 20 krş (yirmi kuruş) tur. Kürdçe konuşan kürdün, kaç kelime konuştuğu zabıtanın insafına kalıyordu. Bu cezadan dolayı insanlar, ailelerinden ve aileleri de kendilerinden bi haber kalırlardı. Bu durum o günün, iletişim araçlarının gereği idi de. Ancak cezalı, cezası kadar çalıştıkan sonra kendi evine dönebilirdi. Kendi evinden uzak kalmış olan bu şahış evine döndüğünde de misafir ağırlamak zorunda kalırdı. Çünkü yakınları ve komşuları kendini ziyarete gelirlerdi.

Kürdlerin, kürdçe konuşmakta direnmekle yasak ve ceza uygulanamaz bir duruma girdi. Ama resmiyette kürd yoktu ve yine kürdçe yasaktı. Bu kendini 1971 yılındaki askeri mahkemelerinde kürd varmı yokmu tartışma ve düelosuna dönüştürdü. Askeri Savcı, kurdlerin olmadığını belge ve kaynaklarla ispatlamaya çalışırken, tutuklu kurdperverler de kürdlerin bir millet olarak var olduğunu savunyorlardı.

Cumuriyet tarihindeki ikinci yasak, 12 EYLUL 1980 yılında ordunun gerçekleştirdiği darbe ile gelmiştir. Bu yasak birincisi kadar katı ve kesin olmamakla beraber, kürdçe kaset çalmak ve bulundurmaktan insanlar, koğuşturmaya tabi olmuşlardır. 12 EYLUL 1980 darbesinin planlayıcısı ve konsey başkanı Kenan Evren, bir TV kanalındaki programda kurdçeyi yasaklamakla yanlış yaptıklarını itiraf etmiştir.

İnsanlar, bu iki yasağa hayret edebililer Haydi canım, böyle yasaklar 20. yy da olabilirmi diye tepki gösterebilirler. Evet bu yasak iki kez 20. yy gerçekleşmiştir... … ...

Yüzyıllardır devlet olamamış kürdler, nasıl oldu da 21.yyla kadar dayanıp gelebildiler. Ve halen kandi ulusal ve demokratik hakklarını talep ediyor. AB ile ABD nin göndemine girerek dünya göndemi olmuştur. Kürdleri, 21. yy taşıyan yegane olgu, kürdlerin ulusal gayreti ve direngenliğidir,

 

Ortadoğu ve dünya sorunu olmuş olan kürd sorunu, Türkiye de çözüm yoluna girmiştir. Bu çözğüm süreci, 12 EYLÜL 1980 darbesiyle başlamıştır.

 

2007 yılının kış aylarında ABD nin istibarat desteği ve oluruyla, Güney KURDİSTAN a yapılan kara harekatıyla hız kazanmıştır.

 

Sn merhum Turgut Özal, 1980 lı yıllarda anem tek kelime türkçe bilmiyor. Teyzemin türkçe biliyor olması okuyup öğretmen olmasından kaynaklanıyor demişti. 1990 lı yıllarda Sn Mam Celal ile Sn Kek Mesud un Türkiye ye gelip gitmesiden sonra da Sn Turgut Özal, kürdlerle federasyon dahil bütün çözüm yollarını tartışırım ifadeside bulunmuştu. Demirel, 1990 yılynda Diyarbekir de Türkiye de kürd vatandaşlarımız vardır diye bir konuşma yapmıştı. Sn Mesut Yılmaz, yine Diyarbekir de AB nin yolu, Diyarbekir i kast ederek, buradan geçer diye ifade etmişti. Sn Başbakan Erdoğan, 2005 yılında geldiği Diyarbekir de Türkiye de kurd sorunu vardır. Bu sorunu demokrasi ile çözeriz. Belirlemesinde bulunmuştu. Sn Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de 2009 un ilk çeyreğinde kurd sorunun çözümünde iyi ve gözel gelişmeler olacağını beyan etmişti.

 

Daha önce Cumhuriyet tarihinde kamuoyuna açık alan ve mekanlarda bu tür açıklama ve beyanlar duyulmamıştır. Devlet yetkili ve yöneticileri, ancak kapalı kapılar arkasında kurdlerle, ilgili olumlu ve olumsuz beyan ve önerilerde bulunabilirlerdi. Birbirlerine. 1980 lı yıllarda başlayan süreç gelişerek devam ediyor.

 

Bu gün yasama, yürütme, yargı, mediya, ordu ve diğer ilgili kurum ve aydınlar, olumlu ve olumsuz olarak kürd halkının mevcut konumuna odaklanmıştır. Devlet yöneticilerinin, politikacılarının ve Türkiye aydınlarının ezici çoğunluğu, kurd sorunu çözülmeden Türkiye nin, demokratik ve çağdaş bir devlet olamayacağı kanaatine varmışlardır. Diye düşünüyorum. Evet eger Türkiye, birinci sınıf devlet, bölgede ve dünyada etkili olmak istiyorsa, kurd sorununu çözmek zorundadır. Kürd Halkının Türkiyedeki mevcut statukosu, demokrasinin kurumlaşmasına engeldir. Çünkü yasaların açılımı reforumları engelliyor...

 

Çözümün kolaylaşması, hızlanması ve sorunu çözmek isteyen tarafların önünün açılması için, bu kirli savaşın ve karışık ortamın son bulması iyi ve olumlu olur. Eger bazı odaklar, ellerini silahtan çekmezlerse de sorun çözülür.

 

Sanmasınlarki çözülmez. Barıştan, demokrasiden ve çağdaşlaşmadan yana olanlar, sorunu çözeceklerdir. Hemde parlamentoda çözecekler...

 

Türkiye çağdaşlaşmak zorundadır. Bu Türkiye için gerekliliktir. Çünkü Türkiye yüzünü demokrasiye ve çağdaşlaşmaya çevirmiştir. Türkiye devlet olarak, vatandaşlarının efendisi değil, vatandaşlarının refah düzeyini yükseltmek ve çağdaş toplumların sevyesine çıkarmak için projeler öretmek zorunda olduğunu kavramak zorundadır. Türkiye devleti, vatandaşlarının geleceği için çalışan devlet yapılanmasına kavuşmalıdır.

 

Ben Türkiyeli bir kürdperver olarak, bu süreçte öncelikli olarak iki talepte bulunuyorum.

 

1- Türkiye sorunlarını hızla, zaman kayıp etmeden çözebilmek için, 1982 anayasasından kurtulmalıdır. Çünkü 1982 anayasası demokrasinin kurumlaşmasına engeldir. Hemen Türkiye için, demokratik ve tek ulus tanım ile belirlemelerinden arınmış bir anayasa hazırlanıp yürürlüğe konmalıdır. Ayrıca devletin, vatandaşlarının sahibi değil hizmetkarı olduğunu ifade etmeli. Ve kurdlerin Türkiye deki varlığı güvence altına almalıdır.

 

2- Yeni anayasanın kabul edilmesinden hemen sonra, tarafsız uluslararası kurumların gözetiminde nufus sayımı yapılmalıdır. Yedi bölgenin kapsadığı iler bazında yapılan nufus sayımında kürd nufusu yüzde oranıyla sunulmalı. Ayrıca kürdlerin oran olarak çoğunlukta olduğu il ve bölgeler işaret edilmelidir.

 

 

Diyarbekir

18.7.2009

 

Not: Bu yazı Rojakurd için yazıldı. Ancak yakın zamanda yayımlanmayacağı için KürdInfoya gönderilmiştir.