İbrahim Küreken 

Arşiv

 


Türkiye'yi savaşa sürükleyen hesaplar

Ortadoğu'da anlaşılması zor bir süreç yaşanmaktadır. Amerika, işgali altındaki Irak'ta sıkışmıştır. Kürdistan Federe Bölgesi hariç Irak Federal Cumhuriyeti, yaşanmayacak boyutta çatışmaların içindedir. Şii ve Sünniler arasındaki iktidar mücadelesi günde yüze yakın ölümlere sebep olmaktadır. Bu iki Arap kesimin ABD ile ve kendi aralarında çatışmaları ABD'nin bölgeye yaymaya çalıştığı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)'u hüsrana uğramıştır.Bu projeden olumsuz etkileneceğini düşünen tüm bölge devletleri, bu çatışmada, gerek kendi aralarında çatışan güçleri, gerekse ABD'ye karşı duran güçleri gizlice desteklemektedirler. Halkı çoğunlukla Şii olan İran, Irak'taki Şii Arapları, çevredeki diğer Sünni devletler ise Sünni Arapları desteklemektedirler.Türkiye ise, Kürtleri zayıflatmak ve elde ettikleri hakları geri düşürmek için bölgedeki istikrarı bozabilecek tüm güçleri desteklemektedir.

 

Bölge devletleri ABD'nin yayılmasını önlemek için Irak'ı ön savaş cephesi olarak kullanmaktadır. Böylesi bir savaş ABD'nin hakimiyet alanında yapıldığı için ABD'nin çıkarına karşıdır.Amerika'nın hem Irak'ta hem de tüm dünyada prestiji en alt seviyeye düşürülmüştür.

 

Bu karmaşık denklem içinde her devletin kendine özgü hesapları vardır.

a-Türkiye ABD'nin tavizkar davranışından cesaret alarak Güney'e saldırmak için ordusunun yarısını her türlü savaş araçlarıyla birlikte Irak sınırına yığmıştır. Soğuk Savaş dönemindeki Kuzey komşularını artık düşman kategorisinden çıkarmıştır. Suriye ile ilişkiler düzeltilmiştir. Yunanistan ile ilişkiler sınırda önemli bir askeri güç bulundurma boyutunda değildir. Komşusu Irak'ta kendisine bütün tarihinin en büyük tehdidi kabul ettiği Kürdistan gelişmektedir.İran tüm tarih boyunca olduğu gibi etkili bir rakiptir. Ancak Kürtlerle ilgili aynı kaygıları besleyen İran'la ortak duruş söz konusudur. BOP her ikisinin de statükolarını tehdit etmektedir.Her iki devlet de bölgenin en güçlü askeri gücüne sahiptir.

 

b-Bölgede ABD'nin önünde çözmesi gereken önemli bir sorun çıkmıştır.BOP'u takıntısız devam ettirmek ve Irak'ta zedelenen itibarını düzeltmek için Irak'ın içini çözmesi gerekir. Dünyadaki ve özelliklede Ortadoğu'daki etkinliği Irak'taki direnişle zedelenmiştir. Bu açmazdan kurtulmak için tedbirler düşünülmektedir.

 

c-Irak halkı kendi aralarında acımasız bir savaş vermektedir.Bölgeler paylaşılmıştır.Şehirler üzerinde büyük kavgalar verilmektedir.Sokaklar yaşanacak durumdan çıkmıştır.Kesimlerin birbirlerine karşı güvenleri kalmadığı gibi birbirlerine tahammülleri de azalmıştır.

 

d-İran, dikkatlerin üzerine çevrilmiş olmasından tedirgindir.

 

e-Kürtler, kendi bölgelerinde tarihin ve fırsatların onlara sunduğu bu şansı kalıcılaştırmak ve haklarını genişletmek çabası içindedir.

ABD, Irak'ta yurt savunması duygusunu yaratma zorunluluğu düşüncesindedir.

 

Bu denge ve hesaplar üzerinde, kuvvetlerin formülleri iç içe geçmiştir.ABD, Irak'taki çatışmayı ve bölünmeyi yok etmek için Irak toplumunu yurt savunması duygusuna taşıması formülüne ihtiyaç hissetmiştir. Bu formülde Kürtlerin ve Arapların birbirlerine ihtiyaç duymaları kaçınılmazdır.Şii ve Sünni Arapların ancak böyle bir duygu ve endişede birleştirilmeleri mümkün olabilir. Ve bir bütün olarak tüm kesimlerin ABD'ye hem ihtiyaç hissetmelerini ve sonunda minnet duymalarını sağlanmalıdır.Bunu için bunları birleştirici dış düşmana ihtiyaç vardır.Irak'a dışardan bir saldırı başlatarak,Kürdü,Şii ve Sünni'si ile Arapları tek düşmana karşı ortak bir savaşıma sokmak gerekir.ABD'nin sağlayacağı yardımla da bu düşmanı ülke topraklarından atıp ihtiyaçtan doğan bir barış ve birlik sağlayarak ABD'nin bölgede, özelliklede şu an sıkışmış olduğu Irak'ta rahatlatması sağlanacaktır.

 

Bölgede kendince gerekçeleri olan, saldırmaya hevesli hem de Tüm Irak toplumunun tartışmasız karşısında savaşacağı tek komşu “düşman” Türkiye'dir.

 

Türkiye ise bir yüzünü Avrupa'ya çevirirken bir taraftan da devam eden statükoya sıkı sıkıya bağlıdır.Değişimden yana olanlarla değişime karşı olan iki kesim arasında şiddetli iç politik savaş sürdürülmektedir. Devletin ve statükonun temsilcisi ve savunucusu kabul edilenler toplumu kendine bağlı tutmak için iç ve dış düşmanlara ihtiyaç hissetmektedir.Kuruluşundan bu yana kendilerine bir düşman yaratarak toplumu devlete sadık tutma politikaları devam etmektedir. Devletin değişmeyen temel felsefesi; kendini Türk ve Kemalist kabul etmeyen herkes düşmandır ve “öyle kalacaklardır.” İç düşman Kürtlerdir ama burada ilginç bir durum ortaya çıkmıştır. Dış düşman da Kürtlerdir.Bu düşmanları kullanarak toplumu istedikleri gibi radikal milliyetçi bir çizgide tutmak ve içteki değişim yanlılarını zayıflatmak için fazla sıkıntı çektikleri söylenemez. Ordunun siyaseten zayıfladığı zamanlarda iç düşmanla iç savaşı başlatarak orduyu birinci ihtiyaç listesinde tutmaları bugüne kadar zor olmamıştır. İç savaş kendi kontrolünde olmasına rağmen dışarıdaki “düşmana” bu kadar kolay hükmetmesi mümkün olmamaktadır. Dış düşmanı yok etmek için gerekçelere ihtiyacı vardır. Bu gerekçeler de bir, bir sıralanmaktadır.

 

Türkiye, saldırmak için nedenlerini sayarken, sınırın bir tarafının kendi sorumluluğunda olduğunu seslendirmeden, PKK'nin Irak sınırından geldiğini söylemektedir.PKK'nin neden ortaya çıktığı,nasıl güçlendiği,Türkiye'de kimler tarafından desteklendiği, taraftarlarının sorunlarının neler olduğunu tartışmaya ihtiyaç duymadan hem “iç düşmanı” etkisizleştirmek, hem de bu “iç düşmanı” kullanarak “dış düşmana” saldırının nedenlerini oluşturmanın hesabı içindedir.Gerekçeler bununla sınırlı değildir. Kürtlerin Irak'ta Kendi Kaderini Tayin Etme Haklarını elde etmeleri Türkiye'yi çıldırtmaya yetmiştir.Türkiye'nin Genel Kurmay Başkanı; sadece PKK ile değil, en büyük problemlerinin Irak Kürdistan'ı Federe devleti'nin hedefleri olduğunu birkaç kez söylemiştir. Kerkük ve Türkmenleri gerekçe göstererek Kürtlere baskıları yoğunlaştırmıştır. Saddam döneminde toplu olarak katledilirken Saddam'a dostluk heyetleri gönderdiğinde Türkmenleri düşünmeyen Türkiye'nin dostluğu sahtedir. Osmanlı'nın işgali altındaki eski etki alanlarına yeniden hakim olma hayalleri,şimdinin komşuları olan devletleşmiş yapılara karşı düşmanlığı taze tutmaktadır. Bunlara bir yenisi olan Kürdistan da eklenince, kendi içindeki Kürtlerden duyduğu korku diğerlerinin önüne geçerek birinci düşman durumuna geçmiştir.

 

Ortaya şöyle de bir manzara çıkmaktadır.Türkiye (derin devlet) bir taraftan kendi toplumunu “iç ve dış düşmanlara” (Kürtlere) karşı savaşa hazırlarken öbür taraftan PKK'nin kandildeki yöneticilerinin söylemlerinden rahatsız olunca rehine olarak tuttuğu Apo'yu zehirlenme hikayeleri ile güçlü tutarak ve kullanarak kendi projelerini uygulamaya çalışmaktadır.Ayni anda bütün aktörler devreye konulmuştur. En son DTP Eş Başkanı olan Aysel Tuğluk'un adına yayınlanan 27 Mayıs 2007 tarihindeki Radikal 2 deki “Sevr travması ve Kürtlerin empatisi” yazısında Türkiye'nin izlediği Kürt politikasını ve Güney'e girmesini destekleyen görüşü belirtilmiştir. Devlet Tuğluk vasıtasıyla Kürt halkını böylesi bir müdahaleye alıştırmak istemiştir. Türk halkının olası bir müdahaleyi haklı görmesi ve desteklemesi için de önümüzdeki günlerde büyük yankı getirecek olaylar beklenebilir.

 

Yukarıdakileri özetlersek:

 

-Türkiye Irak'ta ortaya çıkan Kürdistan gerçekliğine karşı Türkmenleri ve PKK'yi gerekçe olarak kullanarak Kürdistan'a savaş başlatmak niyetindedir. Bunun için de diğer komşuları ile sorunlarını dondurup tüm modern savaş gücünü Irak Kürdistan'ı sınırında konuşlandırmıştır.Askeri yetkililer,emekli generaller ve sivil generalleri vasıtasıyla her gün televizyon kanallarında naralar atmaktadırlar.

 

-Amerika Irak'ta içine girmiş olduğu girdaptan kurtulmak için arayışlar içindedir. Bu arayışlar içinde baş vuracağı en etkili yol, Türkiye'yi Irak'a sokup, tüm Irak toplumunu Türkiye'ye karşı birleştirmek ve sonra da onlarla bir olup Türkiye'yi dışarı atarak bölgedeki karmaşayı kısmen kontrol altına almaktır. Bu plan için bazı uzmanlar devreye girmiştir.Türkiye'nin karakter yapısına uygun olarak devleti gaza getirecek özel ilişkilere ve yayınlara başlanmıştır.Örneğin; Düşünce kuruluşu AEI'nin uzmanı Amerikalı Micael Rubin, son dönemlerde sık, sık Türkiye'nin Irak Kürdistan'ına müdahale edeceğini, buna hakkı olduğunu belirtmekte ve ayrıca da Kürtlerin, “Türk Ordusunu yeneriz” dediğini de özellikle vurgulayarak kendini dünyanın en güçlü ordusu kabul eden ve bununla övünen Türkiye'yi kışkırtmaktadır.

 

Yine Amerikalı Scott Sullivan, Micael Rubin'e benzer bir şekilde: “Gates İran'ı koruyor, Türkiye'ye saldırıyor” başlıklı yazıda,Türkiye'yi Irak'a müdahale etmeye kışkırtarak; “Türkiye kendi kendini korumalı ve Kerkük'ü almalı” demektedir.Daha da ileri giderek “Türkiye ayni zamanda Basra Limanını kontrol etmelidir” demektedir.Dikkatle okunduğunda burada tüm Irak'ın Türkiye tarafından işgal edilmesi kışkırtılmaktadır. ABD'nin kontrolünde ve sorumluluğunda bulunan bir yere saldırı, ABD' topraklarına saldırı ile ayni anlamdadır. Bunu yazıların sahipleri kuruluşlar ve uzmanlar bilmiyor değildir.Burada bir kışkırtmanın olduğu gayet açıktır.Bu kışkırtmaya Türkiye dünden hazırdır ve hazırlıkları devam etmektedir. Türkiye'nin Genel Kurmay Başkanı Aralık 2006 tarihindeki Amerika ziyaretinde, açıklamasını da düşünce kuruluşu AEI'nın salonunda yapmayı tercih etmiştir.

 

ABD,Türkiye'nin her gün saldıracağı açıklamalarına gayet yumuşak,sanki seyirci kalacağını ima eder bir şekilde söylemleri tercih etmektedir.Sınırın öte tarafında ise ne ABD ne de Kürt güçleri herhangi bir tedbir almak ihtiyacını hissetmemektedir.Bu dikkat çekicidir.

 

Bu veriler karşısında iki ihtimal akla gelmektedir.Ya yukarıda izah edildiği gibi Türkiye'ye Irak'ta bir tuzak hazırlanmıştır veya Amerika Türkiye'ye bazı taviz ve imkanlar sağlayarak onu Ortadoğu sathında kendi vurucu gücü olarak İran ve çevre devletlere saldırtacaktır.

 

T.C.devleti Türke de Kürde de bu sıkıntıyı yaşatmamalıdır.

Senaryo ne olursa olsun tüm savaşlar büyük acılara yol açmaktadır. Basra'dan İstanbul'a kadar geniş bir bölgeyi savaş alanı haline getirecek böylesi bir savaşı arzu etmek ne insanlığa ne de yurtseverliğe sığar.

 

Türkiye'yi ve tüm toplumu böylesi sonuçsuz ve haksız bir maceraya sürüklemeye kimsenin hakkı yoktur.Bölge'nin refaha, huzura, barışa ve demokrasiye ulaşmasının yolu T.C.Devletinin “iç düşman” olarak saydığı 20 Milyon Kürdün haklarını kabul etmesi ve bunu yasallaştırmasıdır.Böyle bir güvence, bölgeye de barış getirecektir.Irak Kürdistan'ının da Türkiye'nin iyi bir komşusu ve dostu olması sağlanacaktır.Böylelikle yapılacak dostane önerilerle Irak Türkmenleri bu yaklaşımla daha mutlu bir yaşam standardına sahip olabilir. Türk toplumunun demokrasiye ulaşmasının önündeki Kürt korkusu kafalardan silinmelidir.Bunu yapmakla bölgeye demokrasinin yaygınlaşmasına büyük hizmet yapılmış olacaktır.Türkiye'nin tüm dünyada itibarı yükselecektir.Her bakımdan güçlü,demokratik, AB içinde yer almayı hak etmiş,toplumunu mutlu kılan bir Türkiye olacaktır.Toplumun tüm kesimlerinin tercihi bu olmalıdır.

Saygılarımla

 

İbrahim Küreken

05-06-2007