İbrahim Küreken 

Arşiv

 

 

Değerli arkadaşlar 1970'li yıllarda daha 20'li yaşlarda iken Kürdistan'ın bir çok yerinde benzer panellerde konuşmacı olarak katılıyordum.Şimdi 50'li yaşlarda süre aşımına uğramış ben ve benden daha dinç olan sevgili ağabeyim Sayın Naci Kutlay'la yan yana bu panelde konuşmacı olarak karşınıza çıkınca ve dinleyicilerin de çoğunun 50'li yaşların üzerinde olduğunu görünce konumuz olan Kürtlerdeki Değişimi bu açıdan bir yere oturtmak bir sıkıntı olarak karşımda durmaktadır.Konuşmama başlamadan bunu belirtmeden geçemedim.

Kürtlerdeki değişim ve siyaset*

 Kürtlerdeki değişimi anlayabilmek için çok eski tarihi kökene gitmeye bugün değinmek istemiyorum. 1514 Amasya Anlaşmasıyla Kürdistan eksenli Kürtlerin hareketliliğini ele almanın daha doğru olacağını düşünüyorum.Yani bu anlaşmayla Kürdistani bir duruşu başlatmak gerekir.Ne var ki Kürtlerin karşısında Osmanlıdan önce başlayan ve Osmanlılarla devam eden bir devlet tecrübesi olduğu için Kürtleri bir bütün olarak temsil edecek bir toplumsal yapı yerine küçük derebeylikler şeklinde Osmanlı ile ilişkilerini düzenlemeye zorlamışlardır.Kuvvetli, zayıf bir çok derebeylikler hem Osmanlılardan önce birbirlerine karşı ve birbirlerinden bağımsızlardı, hem de Osmanlı içinde birbirlerine karşı üstünlük sağlamak için Osmanlı yönetimi ile ilişkiler geliştirmek konusunda birbiri ile yarışmışlardır.Bu yarışta zaman zaman da birbirlerinin aleyhine girişimlerde bulunmuşlardır.

Bu süreç Derebeylik şeklinde şekillenen Kürtler için günümüze kadar taşınan birbiri ile yarış ve çekişmeyi sağlamıştır.Ancak bu yönetimler içinde 1840'larda Bedirxan ailesinin gelişimi kendini yönetme isteğinin milli duruşunu yaratmıştır.

Yine 1880'lerde de Şeyh Ubeydullah daha da ileri bir adım atarak bir Kürdistan özlemini dile getirmiş,İran ve Osmanlıya karşı etkin savaşlar geliştirmiştir.

Denilebilir ki 1800'li yıllarda Kürtlerin siyasallaşma sürecinin tohumları atılmıştır.

Osmanlı'nın son dönemlerinde Osmanlı yönetimi altında olan neredeyse tüm halklarda ayrılma talepleri ve örgütlenmesi yapılırken Kürt Aydınlarını büyük bir kısmı İslami kaygıları öne çıkararak Osmanlıyı kurtarma girişimine ortak olmuştur.Sayıları az da olsa örgütlü küçük bir kesim Kürdistan ve Kürtlerin haklarının savunucuları olmuşlardır.Gerek 1800'li yıllarda ve gerekse 1900'lı yılların başında bu az sayıdaki insanların Kürdistani duruşlarıdır ki bugüne kadarki hak taleplerinin önünü açmıştır.Bu belirlemeyi yaparken atlamamamız gereken önemli bir durum vardır:Bahsedilen bu süreçlerde Kürdistan ve Kürt

Haklarının istemleri varlıklı aileler ve çocukları tarafından yapılmakta idi ve geniş köylü yığınlarının katıldığı bir çok başkaldırıda kendi Mir, Şeyh veya aşiret reisinin saygınlığı ve talimatı ile olmaktaydı.Bunun için o dönemlerde meydana gelen başkaldırılarda halkın iradesini aramak ne derece mümkün olabilir?

1920'lerde Kürt aydınları ve ileri gelenleri tarafından oluşturulan Azadi örgütünün yöneticileri yakalanıp katledilince Kürtlerin başkaldırı planları etkisizleşmiş ve Şeyh Sait hareketi bunu istenilen düzeyde yürütememiştir.Bu plansız ve zamansız başlatılan hareket her ne kadar Kürt tarihinde önemli bir hak isyanı olarak kabul edilmesine rağmen örgütleme eksiklikleri Kürtlere çok zor günler yaşatmıştır.Binlercesi öldürülmüş binlercesi yerlerinden sürülmüşlerdir.

Bu ayaklanma örgütlenme eksikliğinden dolayı bölgesel kalmış ve tüm Kürtlerin desteğini alamamıştır.

Bu hareketten sonra Suriye'ye kaçmış olan Kürt aydınları tarafından oluşturulan HOYBUN hareketi örgütlü bir yapı olmasına rağmen hareketin hemen Şeyh Sait yenilgisinden sonra olması bunun da istediği biçimde gelişmesini engellemiştir.Çünkü bu harekete destek verecek Kürt güçleri ya öldürülmüş veya sürgün edilmişlerdir. Nihayet gerilla mücadelesi şeklinde devam eden bu hareket büyütülememiştir ve etkisiz kalmıştır.

Hemen sonrasın önemli mevziler kazanan Türk Devleti Dersim bölgesinde kendi yönetimleri olan Kürtlerin üzerine yürümüş Dersim'de büyük katliamlar yapmıştır.

Bu hareketler sonunda Kürdistan bölgesinden sürülen on binlerce Kürt'ün bir kısmı sonradan çıkan afla geri dönmesine rağmen bir kısmı ise dönememiştir.Sürgün edilip geri dönemeyenlerin önemli bir kısmı kendi dilinde, kültüründen uzak kaldığı için asimile olmuşlar ve nihayetinde bir kısmı tamamıyla Türkleşmişlerdir.Kürtlerdeki değişimden bahsederken böylesi olumsuz dönüşümleri de belirtmeden geçmemek lazım.

1940'tan sonra sayıları çok olmasa bile Kürt aydınları boş durmamış bizi bugünlere taşıyan önemli çalışmalar yapmışlardır.Ama özellikle de1961 Anayasasının sağlamış olduğu kısmi demokratik açılımlar Kürt gençlerinin ve aydınlarının siyaset sahnesine çıkmasına yol açmıştır.TİP içinde şekillenen Kürt talepleri 1960 yılları sonunda Kürt gençlerinin tamamıyla Kürdi kaygılardan kaynaklanan ayrı duruşunu ifade eden Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO)'nı ortaya çıkarmıştır.1965 yılında kurulan Kürdistan Demokrat Partisi bölgede önemli şahsiyetleri bir araya getirmiş ve milli istemlerin programlandığı örgütlü Kürt çalışması hızlandırmıştır. 12 Mart1971 askeri müdahalesi sonucu DDKO yöneticileri, KDP üyeleri ve daha bir çok milliyetçi Kürdün tutuklanıp yargılanmasına ve tutuklanmalarına sebep olmuştur.Bu tutukluluk dönemi Kürt siyaset yapanlarında iki önemli değişim yaratmıştır.Birincisi içeride yapılan siyasi tartışmalar bu insanları teorik olarak geliştirmiş, ikincisi; guruplaşmalarını sağlamıştır.1974 yılından sonra dünyadaki ve Türkiye'deki siyasi bölünmüşlüğe paralel olarak ayrışmalara yol açmıştır.Bu hem olumlu hem de olumsuz olarak kabul etmemiz gereken bu süreç geleceğe önemli duruşlar taşımıştır.

1974-1980 yılları Kürtler için bölünmüş yapıların ortaya çıkması gibi istenmeyen bir sonuca yol açmış olsa bile bu dönem Kürtlerin siyasallaşması yönünde önemli bir görev görmüştür.DDKO ile başlayan ve 1970'li yıllarda devam eden bu siyasallaşma tüm geçmiş yıllardan farklı olarak Kürt sahiplenmesini belli ailelerden ve şahıslardan halka kaydırmıştır.Bu dönem Kürt halkının milli sorunlarına kitlesel veya gurupsal sahiplenmesi bakımından diğer tüm dönemlerden farklıdır ve önemlidir.Köylünün şehirlerde Kürt kabul edilip horlanması ve hatta şehir çocukları tarafından Kürt diye taşa tutulması,bu dönemde ortaya çıkan siyasi yapıların özellikle köylülükle ilişkiye geçmesinden sonra son bulmuştur.Köylünün kendine olan güveni de yine bu dönemde sağlanmıştır. Kürdistan şehirlerinde bir zaman önce yerleşmiş Kürt köylüsünün dahi kendini Kürt yerine şehirli kabul etmesi ve köylüleri Kürt diye aşağılaması da bu dönemde değişim göstererek halkın önemli bir kesiminin Kürtlüğe sahip çıkmasını yaratmıştır.Kürt diline de yine bu dönemde ilgi artmış ve bu dönemin gençlerinden önemli araştırmalar ve yazarlar çıkmıştır.Dünyayı, dünya siyasetini anlamak ve kavramak için bu dönem önemli bir yol oynamıştır.Özellikle sömürgecilik kavramı ve ayrı örgütleme tartışmaları bu dönemde yaygınlaşmıştır.Yine Kürt dünyasının milli duygularını işleyen Kürtçe müzik bu dönemde hem klasik boyutta hem de siyasi içerikte önemli mesafe kaydetmiştir. Önemli bir değişimde çocuklara konulan Kürtçe isimlerdir.Yine bu dönemde küçümsenmeyecek sayıda kadronun yetişmesidir.

12 Eylül 1980 askeri darbesi T.C.Devlet güçlerinin Kürtler üzerindeki baskısını artırmış, binlerce Kürt genci ve yurtseveri tutuklanarak cezaevlerinde dünyanın başka hiçbir yerinde örneği görülmeyen korkunç işkenceler yapılmıştır.Bu yoğun işkencelere karşı yiğitçe direnişler gösterilmiş ve bu işkencelerde yüzlerce yiğit Kürt evladı yaşamını kaybetmiştir.Cezaevindeki baskı, işkence ve buna karşı gösterilen direnç tutuklu yakınlarının ve bu işkence vahşetini duyan tüm duyarlı Kürtleri siyasal taraf olarak şekillendirmiştir.

1984 yılında PKK önderliğinde başlatılan silahlı mücadele 1960 ve sonrasında yapılan çalışmaların değerini ortaya çıkararak kısa bir sürede halkın içinde büyük taraftar bulmuştur.

Burada kimseye yarar sağlamayan bir tartışma başlatmamak için bu hareketin kendi içindeki zaafları ve yarattığı bazı olumsuz sonuçlara fazla girmeyeceğim.Aslında bu zaaf ve yanlışların tartışılmasının Kürt halkının aydınlık geleceğini yaratmada önemi büyüktür.Ancak bu başlık altında yapıcı bir tartışma düzenlenebilir.

1984 silahlı mücadelesi büyük taraftar topladığı gibi birkaç yüz bin veya milyon sayıda insanımızı devlet batıdaki Türk şehirlerine zorla göç ettirilmiştir.Bu yüzbinler veya milyonla ifade edilecek Kürt insanının önemli bir kısmı bir çok nedenden dolayı geri dönemeyecektir ve uzun süre içinde sonraki nesil olumsuz değişim gösterecektir. Kürt siyasetinin önemli tanınmış şahsiyetlerinin çocukları, ismi Welat, Rojhat, Rojin olan çocukları kendi halkının kültüründen uzak yaşadıkları için maalesef Kürtçe konuşamamaktadır. Her ne kadar Orta Anadolu'ya yüzlerce yıl önce yerleştirilen Kürtler son on-onbeş yıl hariç kendilerini korumuşlarsa da bunu kırsal alanda ve bir arada yaşamaya borçludurlar.Zaten görsel yayınların son yıllarda yaygınlaşması bu direncin kırılmasına yol açmaktadır. Şehirlere savrulan çok geniş bu Kürt kitlesinin çocukları da Türkçe gördükleri eğitim sayesinde giderek asimile olmaktadırlar.

Bu olumsuz örneklerden sonra Kürtlerde gelişen milli bilince de bakmak lazım.Kürtlerde önemli bir bölüm kendisini temsil ettiğini düşündüğü partilerle yakınlaşmakta ve onlarla bütünleşmektedir.Yine Kürt müziği tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar gelişmiş, yaygınlaşmıştır.1970'lerin başlarında büyük bir hevesle arayıp bulamadığımız Kürtçe yazılar, yayınlar önemli oranda artmıştır.Kürt Edebiyatı canlanmış bir çok Kürt yazar,edebiyatçı bizlere önemli eserler sunmaktadır.Kürt- Kürdistan sorunu özellikle de Güney Kürdistan'ın şekillenmesinden sonra kabuğunu kırarak uluslar arası bir boyut kazanmıştır.Kürdistan sorunu kendisini Kürt kabul eden her kesin ilgi alanına girmiştir ve gelişmeleri sıkı takip etmektedir.

Tüm bu değişim ve dönüşümün yanında son yıllarda Kürt değerlerinden bilinçli veya bilinçsiz önemli tavizler verilmektedir.Şüphesiz Kendini taraf gören her Kürdün bu sorunu çözmede kendince bir doğrusu vardır.Her kesimin çözüm formülleri farklı olsa da temelde Kürt değerlerinde ısrar etmek kaçınılmaz bir görevdir.Bazılarımız sorunu Türkiye Sorunları içinde değişik isimlerle çözme formülleri yaratabilir.Bazılarımız da bu sorunun Kürdistan sorunu olduğunu ve bu bakışla çözümler sunabilir.Bu çözüm formülleri birbirinden farklı olsalar da birlikte yapacakları çalışmalar vardır ve bunlardan kaçınmamak gerekir.Önemli olan bu süreç içinde Kürtlerin çıkarına olan değerlerde birleşmektir.Ama birileri uluslararası toplantılarda Kürtler adına konuşurken Kürtlerin bir sıkıntısı yoktur, bazı demokratik açılımların yeterli olacağını söylerse buna da hep birlikte karşı çıkmak lazımdır.Çünkü bu tür açıklamalar karşısında mücadele ettiğin politikaların savunucularının elini güçlendirecektir.Nitekim geçenlerde T.C.Başbakanı Tayip Erdoğan Amerika'da kendisine sorulan bir soru üzerine Kürt siyasetçilerin açıklamalarından cesaret alarak “Türkiye'de Kürtlerin hak talebi yoktur” diyebilmiştir.

Siyaseti yumuşatmak gerekebilir.Siyaseti yumuşatma adına kullanılan siyasi kavramları içeriğinden farklı kullandığımızda toplumu da yanlış yönlendirmiş olacağız ki bu bugüne kadar elde edilmiş kazanımları elimizden alıp götürecektir.Örneğin son dönemde barışa verilen anlamı tartışmamız lazım.Bazı arkadaşlar “barışı sürekli kılalım” veya “sürekli barışı koruyalım” dediğinde büyük kitleler bu slogana kendi esas anlamından farklı anlamlar yüklendiğini bilmeden olumlamaktadır ve Kürtlerin hak kazanımları ve istemlerinin üstü kapanmaktadır. Sürekli savaş yoktur.Her savaşın sonunda beklenen barıştır ve barış içinde yaşamak kadar güzel bir şey yoktur.Barış sloganı da bu bakımdan çok değerlidir.Ne var ki taraflardan birinin geri çekilmesi ve karşı tarafın saldırıları olsun olmasın çatışmalara neden olan taleplerin hiç birisinin henüz kabul edilmediği bir durumda ortaya çıkan çatışmasızlığı “barış” diye göstermek toplumu bilinçlice hedeften saptırmadır.Bu şekilde toplumu yanlış kavramlara sevk etmek inanın günü gelecek toplumu direnmeye çağıran siyasi yapıların desteğini sıfıra düşürecektir.Bu adına “barış” denilen sessizliği bozacak ve hak talebinde direnen Kürt siyasi merkezlerine karşı sessizliğin “barış” olduğuna inandırılan halk kitlesi onlara destek sunmayacak, karşı duracaktır.Dolayısı ile bu ve benzeri kavramları anlamlarından farklı gelişi güzel kullanmak çok tehlikelidir.Hepimizin buna dikkat etmesi ve tepki göstermesi gerekir.

Kürt değerlerinde ısrar etmek Kürtler için savaşmak kadar önemlidir. Özellikle Kürdistan'da toplumu kürdi düşünmeye sevk etmek gerekir.Kürtçe yayınlara önem vermek, etkinlikleri Kürtçe yapmakta ısrar etmek ve en önemlisi toplumu Kürtçe konuşmaya teşvik etmek, bu konuda onlara önderlik etmek gerekir.Kürt şehirlerinde ticaretin Kürt dili ile yapılmasını sağlamak günlük yaşamda Kürtçeyi etkin kılmaya hizmet edecektir.son dönemlerde Kürt şehirlerinde önemli ölçüde artan ve özendirilen Türk konuşmaya karşı etkili planlar geliştirmek gerekir.Özellikle Kürdistan'da çocuklarımızın Türkçe eğitim veren okullarda eğitiyor olması bizlerin Kürt dilini korumamızı birincil görev kılmıştır.Gezilerimde henüz köyden şehre yeni gelmiş ve birkaç kelimenin dışında Türkçe bilmeyen anne babaların çocukları ile Türkçe konuşmaya çalıştığını görünce önemli derecede kaygılarım artmıştır.sonra Diyarbakır gibi bir şehirde günlük konuşma dili ağırlıkla Türkçedir.Hal böyle iken büyük siyasi lafların bizlere yararı olmayacaktır.Kürdi değerlere önem vermek bu bakımdan Kürtler için savaşmak kadar önemlidir.

Saygılarımla

20-01-2007

*20-01-2007 tarihinde ankara kürt-der'in hazirlamiş olduğu panelde yapilan konuşma metnidir