İbrahim Küreken 

Arşiv

 

Çocuğun dünyasi, dil ve modernleşme

1950'li yılların sonu ve 1960 lı yıllar çok iyi hatırladığım çocukluk yıllarımdı.Kürt denilince köylü akla gelirdi. Şehirdekilerin çoğu Kürt olmalarına rağmen köylüler Kürt kabul edilirdi. Köylüler şehirliler tarafından alaya alınır olmadık oyunlar başlarına getirilirdi.Şehre gelen köylüler alışverişlerini genellikle gayri-müslim esnaftan yaparlardı.Çünkü bu gayri Müslimler köylüleri alaya almazlar,onlara insan gibi muamele ederlerdi.Diğer şehirlilerin köylülere yaptığı oyunlar yazmakla bitmez.(Bunları kısmet olursa geçmiş yaşam hikayeleri içinde bir gün Kürtçe yazmayı düşünüyorum.) Şehre daha önceleri gelip yerleşenler kendilerini köyde kalmış akrabalarından farklı görmeye başlardı..Şehir çocukları şehre gelen köylüyü “Kürt” diye taşa tutarlardı..Çünkü Kürt demek bir yerde köylü demekti. Köylülükte her zaman toplumun en geri kesimi kabul edilirdi. Şehre yerleşen sınıf atlamış kabul edilirdi ve kendilerini geride bıraktıkları “ilkel” kesimden uzak sayarlardı. Ilk başlarda Kürtçe'nin dışında tek kelime bilmemelerine rağmen zamanla öğrendikleri tek tük Türkçe kelimelerin etrafında yeni bir dünya yaratmaya çalışırlardı. Ilk başlarda henüz ilişkileri tamamıyla kesilmemiş köyde kalmış yakın akrabalarını küçümsemeye başlarlardı.Bu tavır gün be gün gelişir ve büyürdü. Zamanla köydeki akrabalar kirli oldukları,k oktukları gerekçesiyle eve alınmaz oldulardı. Kendilerini onlardan ayrı tutmak için konuştukları dili de değiştirmek ve daha “modern” dili kullanmak tercih edilirdi.

 

Biz çocuklar okulla birlikte Türkçe'yle tanışırdık ve her sabah ezberletilen Türklüğü övücü marşlar, ”ne mutlu türküm diyene”, “Bir Türk dünyaya bedeldir.” türünden söylemler yanında öğretmenlerin bilinçlice aşıladıkları Türklük aşkı o daha Türkçe dahi konuşmasını beceremeyen taze çocuk beyinlerimizde tahribatlar ve depresyonlar yaratırdı. Temizin, bilgilinin, akıllının, güçlünün, güzelin Türk olduğu empoze edilirdi. Bu sayılan vasıflara sahip olmadıkları peşinen kabul edilen diğer yaratıkların ise hoş görülmeyen insanlar olduğu ve küçümsenmesi gerektiği empoze edilmeye çalışıyordu. Bu benzeri bilinçli çalışmalar sonucu Kürt olmak, Kürt görünmek sıkıcı bir hal almıştı. Çocukluk yıllarımda böylesi bir açmaz içinde iken ve güzel giyinen, tahsilli, temiz insanların sadece Türk olabileceği kafamda şekillenirken bir gün Paris'te yaşadığını sonradan öğrendiğim çok temiz giyimli, oldukça modern görünüşlü bir Kürt kızının sokakta yanındakilerle Kürtçe konuşması, beni atılmak istediğim yeni dünyamdan alıkoymuştu. Kürdün de temiz ve modern olabileceğini bana o sokakta gördüğüm Kürt kızı ispat etmişti.Bu bakımdan Kürt aydınlarının çevresi ile Kürtçe konuşmasının önemi küçümsenemez kadar büyüktür.

 

Her gün o taze beyinlere işlenen Türklük duygusu ve şehir yaşam bakışında Kürt'e karşı işlenen o olumsuz davranışlar, çocuklarda Türklüğe heveslenme (sapma)yi geliştirmiştir.Bir yaşa kadar ve o dönemin etkin yönelişi olan Kürt olmaktan utanma duygusu Kürt dilinden uzaklaşmayı da beraberinde geliştirmiştir. Türkçe'yi öğrenme, Türk gözükme çocuklarda kompleks halini almıştı. Sadece çocuklarda değil, büyüklerde de bu kompleks etkindi. Kendini köylüden ve tabii ki Kürt'ten ayrı tutmak için onu aşağılayıcı davranışlar çok görülmüştür. Bu durum 1960'ların sonunda ve 1970'li yıllarda siyasi örgütler geliştiren Kürt gençlerinin halkla ilişkiler geliştirmesi sonucu Kürtlük bilincinin gelişmesiyle azaldı ve nihayetinde şehirlinin köylüye Kürt olduğunu söyleyerek hakaret ettiği davranışlar kalmadı. Şehirlinin köylüye Kürt olmasından dolayı hakareti kalmadı ama Türkçe şehirlinin dili, Kürtçe de köylünün dili olmaya devam etti.

 

Günümüzde süreç içinde verilen büyük bedellere rağmen geçmişte yaşananlara benzer olarak köy yaşam biçimi Kürtlük değerlerini muhafaza ederken şehirlerde, söylemde kendini nasıl ifade ederse etsin yani Kürdi sloganlar atmasına rağmen çocuklarda, gençlerde ve diğer yaş guruplarında Türkçe konuşma diğer tüm zamanlardan daha fazla etkin hale geldi. Dikkatli bir göz görecektir ki Kürdistan'da ayağına pantolonu geçiren herkes Türkçe konuşmaya başlar. Ayağında şalvarı olan ise Kürtçe konuşur.Yani köylü dili ve şehirli dili anlayışı bir bakıma devam etmektedir. Bunu yıkmanın tek yolu ayağında pantolon taşıyan aydınlarımızın çevresi ile Kürtçe konuşmasıdır. Kürtçe dilini bir milletin dili haline getirmek onu her kesim içinde kullanmakla mümkündür. Kürt dilinin çocuklara sevdirilmesi için artık Paris'te yaşayan o güzel Kürt kızına gerek yoktur.Yurt dışında ve yurt içinde Kürt dili üzerinde yoğun çalışmalar yapan, kitaplar romanlar yazan onlarca değerlerimiz vardır.Bunlar sayesinde Kürt dili ölmekten geri dönmüştür. Bunlardan en tanınmış yazarımız değerli arkadaşım Mehmed Uzun ne yazık ki Amed'de çaresiz bir hastalığa karşı direnmektedir. Kendisine acil şifalar diliyorum.Kürt dilinin ustası roman yazarı Mehmed Uzun'u hastanede her gün onlarca dostu, arkadaşı, okuyucusu ve her kesimden insan ziyaret etmektedirler.Mehmed Uzun'a bıraktığı eserlerden dolayı teşekkürlerini ve saygılarını bildirmek için gelmektedirler. Ancak ne var ki; bu duygulu, hassas Kürt aydınlarının çoğunluğu (ben de dahil) evlerinde çocukları ile Türkçe konuştuğu bir gerçektir.Ve bu gerçeklik Kürt milli yapılanması önünde büyük bir sorundur.

 

Kürdistan'da yaşayanlara düşen görev bu güzel dili çocuklara ve tüm halka aktarmak ve sevdirmektir. Kürtçe yazmak şüphesiz çok önemlidir. Okurunun az olduğu düşünülürse iletişim avantajının hesabı yapılabilir. Ancak bölgede anlaşma dilini Kürtçe yapmak zorunluluğu kaçınılmazdır.

 

Büyük bir kampanyaya ihtiyaç vardır. Kürdistan'da herkes Kürtçe konuşmalıdır. Bunda ısrar edilmelidir. Bunda diretmek yaşamda direnmektir. Bu sorun hal edilmeden büyük siyasi hedeflerden bahsetmek bir aldatmacadan ileri gidemez. Siyasi partilerimiz önce buna gereken önemi vermelidirler .

 

3.08.2006