İbrahim Küreken 

Arşiv

 

Erdoğan'i izlerken

Türkiye Başbakanı Tayip Erdoğan kimsenin beklemediği bir anda Diyarbakır'a gitti ve orada siyaset hayatında ilk defa KÜRT SORUNU'ndan bahsetti. Tek devlet, tek bayrak,tek millet demesi bir tarafa ondaki bu ani değişikliği neye bağlamamız lazım?

 

Erdoğan'ın ve partisinin kuruluşundan bu yana Kürt Sorununa yaklaşımları Türkiye'deki siyasi dengeler üzerine hesaplanarak zaman zaman biz Kürtleri üzecek soğuklukta anlatımlarla geçiştirildi. ” Düşünmesen yoktur ” türünden mantıksız,inkarcı, üzücü,kışkırtıcı açıklamalarından sonra birden Diyarbakır'a gidişi ve soruna kendince isim koyarak Kürt Sorunu deyişi ve devletin bu konuda geçmişte hatta yapmış olabileceğini söylemesi Türkiye'nin gündemine oturdu

 

Peki ne oldu da Erdoğan böyle bir açıklama yapmak zorunda kaldı?

 

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi gereği iki toplumsal kesimi değiştirmek,dönüştürmek ve istediği şekle sokmak istemiştir.Bunlardan birisi islami kesim olmakla beraber bu kesimle zaman zaman anlaşmış,tavizler vermiş,ittifaklar kurmuş kendine ait hale getirmek istemiş ve kullanmıştır.Ikinci ve en çok korktuğu ise Kürtlerdir.Kürtleri sadece ve sadece yok etmek istemişlerdir.

 

Kürtler son 82 yıllık süre içinde defalarca kendi milli çıkarları için isyanlar yapmış büyük katliamlara uğramışlardır.Ancak tüm dönemlerde Kürtler hiçbir zaman devlet içinde iktidar mücadelesi yapmamışlardır.Oysa Islami kesimin kuruluş döneminden başlayarak iktidar savaşı hep olmuştur.Ancak bu iktidar savaşı hiçbir zaman bugünkü kadar güçlü olamamıştır.Parlamentoda çoğunluk kimin elinde olursa olsun iktidar hep MGK aracılığıyla silahlı kuvvetlerin elinde olmuştur.

 

Son seçimlerde islami kesimin temsilcisi Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) parlamentonun çoğunluğunu elde etmiş Avrupa Birliği sürecinden de yararlanarak silahlı kuvvetlerin etkisini azaltarak iktidara hakim olmayı istemektedir.Bu anlamda iktidarı elinde tutan Silahlı Kuvvetler ile iktidarı ele geçirmek isteyen AKP arasında büyük taktik ve stratejik savaşlar olmaktadır.AKP'nin bu iktidar kavgasında sırtını dayayabileceği güç AB dir.Türkiye'nin bu sürece dahil olması ve Avrupa Birliğinin normlarını kabul etmesi sivil otoritenin gerçek iktidar olma yolunu açacağından AKP bu süreci en iyi kullanma gayreti içindedir.Iktidarın şimdiye kadarki asıl sahibi olan Silahlı Kuvvetler ise daha önceleri sıkıştığında darbe yapabileceği uluslar arası şartları ve desteği görmeyince elindeki başka güçlü silahları kullanmaya başlamıştır.

 

Merkezinde silahlı kuvvetlerin bulunduğu derin devlet birimleri AB sürecinde tehlikeye giren iktidarını, kendisi için tehlikeli olduğunu düşündüğü islami kesimle paylaşmamak için AKP yi zayıflatmak ve yapabilirse yok etmek için elindeki tüm silahları kullanmaya başlamıştır.Ellerindeki en büyük silah bugün için APO'dur.Çünkü Türkiye gibi ülkelerde silahların konuştuğu bir ortamda söz ve yönetim hakkı silahları kullananlarındır.Baş role silahlı kuvvetler geçecektir.Politik yönlendirme ona ait olacaktır.Avrupa Birliği'ne karşı olan devletçi-milliyetçi güçlerin ön planda yer almaları sağlanacaktır.

 

Iyice dikkat edilirse Apocuların son dönemlerdeki istem ve arzularında milli talepler yoktur.Hedefinde ise: devleti elinde bulunduran,inkar ve yok etme politikalarının asıl sahibi silahlı kuvvetler değil,devletin sahibi veya ortağı olmak isteyen, Avrupa Birliği sürecini önemseyen ve bu amaçla önemli yasal değişiklikler sağlayan AKP dir. Apocular ve lideri Abdullah Öcalan “ AKP bizle orduyu kapıştırmak istiyor ””türünden garip,anlaşılmaz söylemlerle hedefi bulanıklaştırıp Kürt kalkının kafasını karıştıran,milli ve demokratik taleplerden uzaklaştıran ifadelerle kime yararlı olmaya çalıştığını açık ve net bir şekilde açıklıyor.Oysa ki ilgili her kes biliyor ki devletin temel ilkelerini ve özellikle Kürt politikasını değiştirmeye sivil politikacıların yetkisi yoktur.

 

Hedef ve amacı saptırılmış milli-demokratik mücadelenin özünü boşaltan,sadece bireyin rahatlığı talebi ile başlatılan silahlı çatışma iki önemli görev yüklenmiştir.Birincisi Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana devam eden Kürt halkının milli taleplerini silip unutturmak, basitleştirmek,özünden koparmak,yönünü değiştirmektir. Ikincisi;devlet içinde devam eden iktidar kavgasında AKP yi güçten düşürmek ve Türkiye'nin Avrupa normları içinde sorunlarına çareler bulması çabalarını zayıflatmaktır.

 

Tüm bu gelişmeler sonucu AKP, devletin kendisine karşı kullandığı zayıflatıcı ve yok edici silahı etkisiz kılmak için bilinen çıkışı yapmıştır..Erdoğan; Abdullah Öcalan ve yandaşlarının kendisine karşı zayıflatıcı güç olarak kullanılmasını engellemek için böyle bir taktik izleyerek ayni zamanda Avrupa Birliği'nin sempati ve desteğini de sağlamaya çalışmıştır.Bu davranış askeri çevrelerde,milliyetçilerde,kemalistlerde ve kızıl elmacılarda öfke yaratırken Kürt çevrelerinde heyecan yaratmıştır.PKK bir aylık silahları susturma kararı almak zorunda kalırken, bazı Kürt çevrelerini yeni bir açılım umudu ile toplantı yapma heyecanına itmiştir. Ancak MGK toplantısında Erdoğan uyarılmış,Erdoğan'ın ürkek çıkışı boyutlanmadan sona erdirilmiştir

.

PKK dışındaki Kürt siyasileri yıllardır örgütlenme kabiliyetini kaybetmiştir.Bir araya gelemeyen bu kesimler örgütlenip yeni boyutlu bir mücadele sistemi yaratamadığından başkalarından doğacak boşlukları doldurmak ve başkalarının yaratacağı imkanları kullanmak için çaresizce fırsat beklemektedir.Bu beklenen fırsat hiçbir zaman gelmeyecektir.Gelse bile örgütsüz,hazırlıksız bir şekilde hep sürecin arkasında, oldukça zayıflamış bir umutla başarıya götürmeyecektir.

 

Unutulmamalıdır ki kendi iç dinamiklerini kaybetmiş,enerjisi tükenmiş,büyük bir şaşkınlık içinde olayları geriden seyreden geçmişin “önderleri”ve hiçbir projesi olmayan oturduğu yerden kendine büyük önem atfeden “kanaat önderleri”,karşılarındaki gayet örgütlü güçlerle baş edemez.

 

Kürt aydınları ve halk adına siyaset yaptıklarını iddia edenler, sorumluluğunu taşıdığı halkın çıkarından başka hiçbir hesap içinde olmadan milliyetçi, islamcısı sosyalisti milli değerler etrafında bir araya gelir,yeniden yaratacakları enerjilerini birleştirirlerse yeni projeler oluşturabilecekler.Umudumu koruyorum.

Saygılarımla.

 

26-08-2005