İbrahim Küreken 

Arşiv

Şöyle bir kendimize bakalım!

İnsanın en büyük buluşu kendini tanımasıdır. Dünyadaki diğer canlılardan  daha zeki olduğunu çevresiyle ilişkilerinden anlamıştır. ”Farklıysam; davranışım da farklı lmalıdır. Tepkim farklı olmalıdır.Düşünce tarzım farklı olmalıdır.”Diye düşünen insan oğlu sürekli bir dönüştürme ve dönüşme çizgisi izlemiştir. Bazı durumlarda var olanı kendine uydurma, bazen de doğal çevresine kendini uydurarak bugünkü zeka seviyesine ulaşmıştır. Günümüzde ileri düşünce seviyesini yakalayan insanlar, ortak yaratma ve ortak kullanma zorunluluğundan dolayı topluluklar olarak yaşarlar. Tarihi süreç içinde bu toplulukları oluşturan insanlar ortak değerler yaratmışlar ve bu değerler etrafında kenetlenmişlerdir. Ortak dil, ortak kültür,ortak duygu,ortak davranış biçimi ve üzerinde yaşadıkları, adına vatan dedikleri ortak yeryüzü alanı yaratmışlardır. Yukarıda sayılan tüm bu değerleri ortak bir irade ile kullanarak kendilerini en iyi bir şekilde yönetmek için devletleşmişlerdir.Ortak bir iradeyi yakalamayanlar devletleşen toplumların esiri olmuşlardır.

Günümüzde dünya yüzündeki toplumları incelediğimizde değerlerini örgütleyememiş toplumların, ortak iradeye sahip olmayanlar olduklarını görebiliriz.Bu toplumlardan birisi de Kürt toplumudur.Yaklaşık 150 yıldır adına Kürdistan denilen toprak parçası üzerinde  meydana gelen onlarca başkaldırıda Kürt halkı her türlü fedakarlığı göstermiştir.Yüzbinlercesi ölmüş ve sakat kalmıştır.  Milyonlar yerlerinden alınarak sürgün edilmişlerdir.Aç kalmış,sefil olmuşlardır.Ancak hiçbir şey Kürt halkını bir sonraki başkaldırıdan uzak tutamamıştır. Yok edilmeye karşı sürekli direnmişlerdir.Tüm bunların yanında kendi içindeki birbirlerine üstün gelme kavgası da özelikle de toplum liderleri arasında hiç eksik olmamıştır.Aşiret reisleri,şeyhler ve sonradan siyasi gurup veya parti liderleri kendi aralarındaki kavgalarda milli birlik ve bütünlüğün önünde sürekli engel olmuşlardır.

Son yüz yıldır toplumlar ulusallaşırken Kürt toplumu ortak iradeyi sağlayamamış, kendi arasında  kavga yaparak onları baskı altında tutmak isteyen yapılara yararlı sonuçlar yaratmışlar ve parçalanmışlardır.Bu parçalanmışlık zaman dilimi içinde düşmanlarında yoğun çabası sonucu gurupların ve hatta tek tek bireylerin birbirlerini alt etme sevdasına dönüşmüştür.

Yaratıkları gurup adına, bireylerin ruhlarında besledikleri “rakiplerini” yok etme,ortaklarını alt etme düşüncesi büyüdükçe büyümüş, tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir hastalığa dönüşmüştür.

19.yüzyılın ikinci yarısında ve 20.yüzyılda ortaya çıkan başkaldırılar döneme ait sosyal toplumlar arasındaki ve bazı bireyler arasındaki çekişmeden dolayı gereken birlik ve destek sağlanmadığı için başarısız olmuşladır. Oluşan her sosyal toplumun liderleri bir araya gelerek güçlenebileceği diğer sosyal toplumları veya gurupları ve liderlerini güçlenmelerinin önündeki en büyük engel olarak kabul etmiş,düşmana vuracağı darbeyi önce onlara yöneltmiştir.Bu virüs bütün bedene yayılmış sosyal toplumlardan bireylere yansımıştır.Bu kavga süreci içinde, modern eğitimden geçen insanlarımız arasında olması gereken birlik,hoşgörü ve sosyal uzlaşma sağlanamamış,şekil değiştirerek siyasal eleştiri adı altında devam etmiştir.

Son başkaldırının lideri olan Abdullah Öcalan kendi siyasi hakimiyetini kurmak ve pekiştirmek için önünde engel gördüğü diğer siyasi liderlere,kişiliklere ve kendi partisi içinde kendisine rakip olabileceklere saldırmış,büyük bir kısmını öldürtmüştür.Rakipsiz lider konumuna gelen bu kişi yakalandıktan sonra binlerce kahramanın anısına ve halka saygısızlık yaparak sadece kendi şirin canını kurtarmak için tipik bir korkak gibi devletle her türlü işbirliğine gitmiştir.Bu işbirliğin istenildiği gibi devam etmesi için kurmaylarıyla haberleşme ayağını savunmanları aracılığıyla resmileştirmiştir.

Bu durum Kürt toplumu içinde iki taraflı cepheleşmeyi doğurmuştur.1.Abdullah Öcalan’ın farklı kılıflar altında devletle işbirliği yapan kuvvetler ile 2. bu işbirliğine karşı duran kesimler. Apo önderliğindeki devlet işbirlikçileri gayet planlı programlı çalışırken geçmişten ellerinde kalan kitleyi ve potansiyeli korumak ve tabii ki bunu anlaşma gereği zıttına dönüştürmek için çok yoğun çaba sarf etmektedirler.

Karşı cephe ise dağınık bir vaziyette yılların alışkanlığıyla birbirlerini yemekteler.

Yazının asıl konusu olan bu milli-devrimci kesim; inanılması güç bir direnişle birbirlerini anlama ve birlikte mücadele etmekten uzaklaşıyorlar.Birbirlerini eleştirmek onlara özel bir zevk vermektedir.Yüzlerce örnek verilebilir.Örneğin;Abdullah Öcalan’ın ihanet çizgisine  karşı hem çevresindeki insanları,hem de farklı kesimleri uyarıp tutum almalarını isterken,büyük bir cesaret örneği gösterip ayrılanları da bir türlü kabul etmek istemiyoruz.

Geçmişin bütün pisliklerinin hesabını onlardan istemekteyiz.Onların geçmişle olan hesaplaşmalarına ve ortaya çıkmasını istediğimiz karanlık bölümlerin aydınlanmasını onlara yardımcı olarak açığa çıkarılmasını bir türlü beceremiyoruz. Her Kürt aydını ve yazarı,siyasetçisi bir başkasının hatası üzerine düşüncelerini yaratmayı önemli bir marifet saymaktadır.Kürt internet siteleri bunların örnekleriyle doludur.Şüphesiz siyasi tartışmalar gereklidir. Daha doğruyu ve gerekeni yakalamak,geliştirmek lazımdır.Ama öze ilişkin olmayan,sadece kişiliklerin gereksiz tatmininin ötesine çıkmayan tartışmalar birleştirici değildir.

1970’li yıllarda siyasi guruplar arasında zaman zaman yapılan tartışma toplantılarında kimin ne söylediği çok önemli değildi.Tartışmayı izlemeye gelenler de taraftarı olduğu siyasetin temsilcisinin ne dediği ile ilgili idi.Katıldığım bir çok böylesi toplantı sonrası, karşı görüşten etkilenerek taraf değiştirene hiç rastlamadım.Toplantıdan her çıkan taraftar çevresine, karşı tarafı nasıl da mat ettiğini anlatırdı.Buna rağmen o zaman ki toplantılar en azından katılımcıların tarafı olduğunu kabul ettiği gurubun fikirlerini öğrenmesine yardımcı olduğu için yararsız değildi.Ayrıca yanlış veya doğru o donemde fikir ayrılıklarının bir izahı vardı.En azından temel siyasi ayrılıkların uluslararası ayrılıklara paralelliği açısından anlaşılması mümkündü.Oysaki günümüzde geçmişteki farklılıkları ve ayrı duruşu izah edecek bir mantık olamaz ve kabul edilemez.Çok detaya girmek istemiyorum.Aydınlarımız,yazarlarımız,siyasetçilerimiz birbirlerini anlamaya çalışırlarsa daha başarılı ve mutlu olurlar. Sorunun özüne ilişkin siyasi tespitlerin ortaya çıkması,tartışılması ve olgunlaşması daha rahat olacaktır.Bu da hepimizi memnun edecektir.

Diliyorum ki düşünce üretecek herkes, bu içinde bulunduğumuz süreci değerlendirsin.Ortaya çıkmış olan boşluğu doldurmak,teslimiyetçi çizgiyi etkisiz kılmak için düşünceler üretsin.Eğer her birimiz geçmişte sığındığımız çadırın gölgesinde sanki dünyada son otuz yıldır hiçbir değişiklik olmamış,sanki ülkemizde yaşananlar yaşanmamış gibi politika yapmayı sürdürmede ısrar edersek, geçmişin kötü sonuçlarının sorumluluğunun yanında, geleceğin de sorumluluğu bizde olacaktır.

2005-03-11