Hadi Gümüş

Arşiv

Laik devet ümmetçi ve irkçi zihniyet

 

Çağdaş ve Medeni olmanın olmazsa olmazı olan laiklik T.C devletinin kurtuluşundan beri var olan bir ilkedir.Yeni kurulun genç T.C devleti nüfus yapısı itibariyle homojen olmayan ülkede birleştiriciliği ancak laiklikle sağlayabilirdi. Hilafetin ve Saltanatın yeni kaldırılmış olması ve hilafet ile saltanatın açık veya gizli olarak taraftarları da bu ilkeye karşı çıkışlarını da beraberinde getiriyordu. Her türlü karşı koymalara,tartışılıp tehditlere rağmen Anayasaya alınması pekte kolay olmamıştır. Laiklik ilkesi yasallaştıktan sonra çeşitli tanımları ve yorumları da beraberinde gündeme getirmiştir.Gerek siyasi partilerden gerekse değişik kurumlardan ayrı ayrı sesler çıkarak laiklikle ilgili AKORT bozulmaya başlanmıştır.Bugün bile bu tartışmalar halen devam etmektedir.

Çeşitli tanımlara rağmen ben laikliği öğretmenlik yaşantımda da öğrencilerine birleştirici ve toplumu geliştirici rolü olduğundan hep dinsel özgürlük olarak anlatmıştım. Çünkü T.C devleti tek millet ve tek ümmet esasına göre kurulmamıştı. Laiklikte bu sosyal dokunum güvencesi olacaktı.

Devletin yeni oluşumuna karşı tepkiler olunca da bu ilke ve gerekliliği yasalarla güvence altına alınmak zorunda kalındı.Tahammül ve hoşgörü egemen olsaydı yasal zorunlulukta getirilmeyecekti.Şöyle ki, günümüzde laikliği Anayasasında belirtmek zorunda kalan devletlerin sayısı parmakla sayılacak kadar azdır.(Yanılmıyorsam Dünya'da 3 devlette vardır.) Çünkü sosyal gelişmeler baskı ve yasalarla değil hoşgörü ile mümkündür.Bakınız ünlü düşünür EFLATUN ne diyor.'Krallar şehirlerinin etrafına sur yerine sevgi döşeseydiler daha uzun ömürlü olurdular' diyor.İşte bizler 4 bin yıl önce söylenen bu anlayış ifadesini bile taşımayanlarca yönetildiğimiz müddetçe bu KAOS tan kurtulamayacağız.Bu nedenledir ki günümüzde herkes birbirini suçlayarak aklanmaya çalışıyor.Çünkü,başarının babası 1001 iken,başarısızlık piçtir.

Bu yazımın başlığı 1920'lerden başlayarak yanlış ve kasıtlı uygulamalarla laikliğin içi boşaltılmaya çalışıldığından dolayı kendiliğinden konuldu.1920 yılında devletçe yapılan nüfus mübadelesinde Türkiye'ye yalnız Müslüman Türk'ler tabi tutuldular.Müslüman olmayan Türk'ler bile Türkiye'ye getirilmediler.(Bin bir çaba ile yasallaştıran laiklik ilkesi sanki bu ülke insanlarını birleştirmek-bütünleştirmek için değil de,Salt Fransa,İngiltere ve İtalya'ya iyi görünmek için Anayasaya konulmuş bir ilkedir gibi algılanmaya başlandı.)

İşte bu ilk uygulaması laikliğe ters düşen devlet yöneticileri T.C devletini tek ümmetli tek milletli bir ülke haline getirmenin uygulamalarını başlatmış oldular.Bu zihniyeti geliştirmek içinde buna uygun resmi kurumlar oluşturmaya başlandı.Bunların başında din ve devlet işlerini birbirinden ayıran laikliğe aykırı olarak devlet denetiminde DİYANET işleri başkanlığı kurdular.

Bu kurumlarda yalnız Müslümanlara ve Müslümanlarında SUNİ kesimlerine hizmet verdiler.Çünkü,diyanet işleri başkanlığında SUNİ olmayan yönetici ve din adamı bulamazsınız.Diğer ilahi dinler zaten hesaba alınmamıştır.Alevi Müslümanlara bile inançlarını unutturmaya yönelik çalışmalar yürütmüşlerdir,örneğini:inançları gereği sunilerle aynı ibadeti yapmayan alevi vatandaşlarımızın köylerine camiler yaptırarak bu çirkin uygulamalarınıda perçinlemeye çalıştılar.böylece laikliğe rağmen Müslümanlığı devletin resmi dini haline getirdiler.oysa laik devletin resmi dini olmaz,din devleti ise laik olmaz anlayışı dünyaca kabul görmüştür.

Dünya devletleri y a milliyetçidirler y a ümmetçidirler yada demokratik ve laiktirler.Türkiye'de ise akla mantığa ve laikliğe uymayan Türk-İslam sentezi diye yeni düşünce metotları geliştirdiler.Yani Türk ve İslam olmayanları da ÖTEKİ leştirip dışlamaya çalışıyorlar.Böylece kendisinden başkasına tahammülü olmayan nesiller yetişmeye başladı.Bu yazımıda bizleri ve ülkeyi bu ilkelliğe sürükleyen laikliğe tahammülü olmayan kişi-kurum ve devlet uygulamalarını belirtmek için kaleme aldım.

Bunların birincisi diyanet işleri başkanlığı kurularak din ve devlet işleri birbirlerine karıştırılmıştır.Diyanet işleri başkanlığı da yalnız Müslümanlara (Suni Müslümanlara) hizmet etmeyi amaç haline getirmiştir.Devlet uygulaması ile camilerden elektrik ve su parası alınmazken Alevilerin CEM EVLERİ Yahudilerin ibadethanesi SİNAGOGLAR,Hıristiyanların ibadethanesi KİLİSELER ise bu hizmetlerden yararlandırılmamıştır.(Bu uygulamanın adaletsizliğinden dolayı açılmış yargı davaları biliniyor.)

İkincisi laiklikte kimseye af bırakmayan T.S.K de Müslüman ve Türk olmayan subay ve generaller var mıdır? Laikliğin bekçisiyiz diyen bu kurumun kuvvet komutanları 12.EYLÜL.1980 yılında darbe yapıp, başta TBMM ,demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan siyasi partileri, demokratik kuruluşları laik rejim tehlikededir diyerek kapatıp yöneticilerini cezaevlerine kapatıp ülkeyi yasalarla değil de emirlerle yönetmediler mi?

12.EYLÜL.1980 darbesinin mimarı Kenan Evren tüm bunlardan sonra Erzurum'da halka hitap ederken ‘Şeriatın kestiği parmak acımaz' diyerek nutuk atmadın mı, ÇERNOBİL faciasıyla REN geyiklerinin bile radyasyondan sürüler halinde öldüğü bir dönemde, basın mensupları konu ile ilgili tedbirler hakkında kendisinden görüş sorarken ‘radyasyon biz Türkleri etkilemez' diyerek halkımızla alay edip Karadeniz bölgesindeki binlerce vatandaşımızın kanserle pençeleşmesine neden olmadı mı?Bir zamanlar gerek silah altına alınan gerekse 12.MART 12.EYLÜL askeri darbeler sonrası askeri mahkemelerce tutuklanıp askeri ceza evlerine kapatılan vatandaşlarımızın sünnetli olup olmadıklarına bakarak ayrı muamele yapıp birçoğunu da sünnet ettirerek laiklikte ne kadar samimi olduklarını göstermediler mi?

Daha dün Şemdinli de cinayetten suç üstü yakalanan bazı rütbeli askerlere ‘ben tanıyorum iyi çocuklardır.' Diye suçu ve suçluları överek cesaretlendiren yargıyı etki altına alıp kendi adının da geçtiği iddanameyi hazırlayan Van Cumhuriyet Savcısının meslekten ihracına neden olmadı mı? Yaptığı her açıklama ile hakkında sivil toplum örgütlerince suç duyurusunda bulunulan mevcut genel kurmay başkanı değilmidir.Bugünde sözde değil özde laik olalım diyenlerin açıklamaları da tüm bunlardan sonra sözde kalmıyormu?

Bugünkü tabloyu sözde laikliği savunanların 12.EYLÜL darbesinden sonra laik düşüncelere sahip olanların önünü açmış olsaydılar bu askeri darbelerden sonra yapılan ilk seçimlerde kendilerini muhafazakar ve ılımlı İslamcı olarak ifade eden Özal'ın ANAP'ı-Erdoğan'ın AKP si tek başına nasıl iktidar oldular diye bu kesime sormak gerekmez mi?(Daha 27.NİSAN.2007 de tekrar muhtıra (hatırlatma) vererek geçmişte yaptığımızı tekrar yaparız ha diyerek millete ve demokrasiyi tekrar tehdit ettiler) üçüncüsü gelmiş geçmiş M.E. bakanlarıdır.Laik devletlerde hiçbir dini inanç sorgu altına alınamazken halen Türkiye'de ilk ve orta öğretimde zorunlu din dersinin uygulanmasını laikle nasıl açıklayabilirler?

Tüm bunlardan sonra eğer 84 yıllık laik Türkiye Cumhuriyeti ülkesinde SİNAGOGLAR kundaklanıyorsa,düşüncesi ve mensubiyetinden dolayı barışçıl Ermeni yazar HRAN DİNK ve TRABZONDA rahip Malatya'da Salt inançlarından ötürü elleri ve ayakları bağlanıp boğazları kesilmek suretiyle MAZOİSTÇE 3.insan katledilebiliniyorsa (MAZOİST: Başkalarının acı çekmesinden haz duyan )bunun sorumluları laikliği halen içine sindiremeyen anlayışın ümmetçi ve ırkçıları olup bugüne kadar yaptıkları resmi ve gayri resmi uygulamalarıdır.Üç kuşağın yetiştiği bir laik ülkede 3.kuşakta bile hoşgörüyü ve paylaşımı egemen kılınmamışsa sorumluları da şimdiye kadar bu ülkeyi idare edenlerin art niyet ve hoşgörüsüzlükleridir. Düşününki bu topraklarda hoşgörüyü 13.YY' da gönüller sultanı MEVLANA düşünce ve davranışlarıyla Dünyaya yaymışken bugün bu alanda Dünyanın neresindeyiz diye şahsen utanıyorum. Çünkü laiklik zorla ve şiddetle korunamaz, laikliğin besin ve gelişim kaynağı sevgi ve hoşgörüdür.Neticede şimdiye kadar laik bir ülkede yaşamanın onurunu ve rahatlığını bize yaşatmadılar.Gelin bizler laikliği beynimiz ve yüreğimizde yaşatıp art niyetlerden vazgeçelim.Vatandaşlarımızı da laik ve karşı laik diye karşı kamplara ayırmayalım..Fırsat varken AB sürecine de katkı sunalım.İçte ve dışta hoşgörüyü egemen kılalım ki demokrasinin erdemliğini halkımız ve Dünya ile paylaşalım.Bugünkü ümmetçi ve ırkçı kesimlerin çatışmalarına alet olmayalım.Çünkü ‘fillerin kavgasında arada çimenler ezilir diye bir ifade vardır' ama umutsuz olmayalım şimdiye kadar ki başarısızlıklarımızı bize deneyim kazandırdığından, başarıya çevirebiliriz unutmayalımki ezilen çimenlerde ağlarsa dere olur.Bugüne kadar yapılan yanlışları bundan böyle bizler doğru yapmaya çalışalım.Aksine LAZ kardeşlerimizin dediği gibi ‘Bu kafayla gidersen askere,zor alırsan teskere' dedikleri gibi bir arpa boyu ileri gidemeyiz.

Bu yazımı kaleme alırken Türkiye'de yeni bir siyasi gündem oluşmaya başladı.İleriki süreci başka bir yazıda kaleme alma umuduyla laiklikle ilgili yazımı aşağıdaki dörtlüğümle şimdilik noktalıyorum.

Bir tarafta okunsun minarenin şerafesin de EZAN sesleri

Bir tarafta çalınsın kilisenin Çan sesleri

Türk, Kürt, Rum, Çerkez, Ermeni,Yahudi fark etmez

Geç olmadan yürüyelim KOLKOLA, insanlık ve kardeşlik için.

13.05.2007