Yilmaz Gülserin

Arşiv

Yeni oluşan dengeler

Kürdistan'ın son otuz yıllık tarihi süreci tam bir trajedilerle
doludur. Şiddetin bütün vahşililiği ile hüküm sürdüğü bir sürecin sonunda
Kürtlerin kazandıkları kocaman bir hiç'ten

başka bir şey olmadı. Ödenen onca bedellerin karşılığını alamadık.Kör bir
şiddettin yarattığı ve bıraktığı izlerin tahribatının bedeli çok ağır
oldu.Bugün gelinen nokta bunu çok açık bir şekilde gösteriyor ve ispatlıyor.

İki kutuplu Dünya'nın var olduğu süreçteki koşulların dayatması ile
verilen siyasi mücadelelerin strateji ve taktikleri de söz konusu dönemin
şartlarına denk düşüyordu.

Ama Sovyetlerin yıkılmasından sonra Dünya'yı tek başına yönetmeye başlayan
ABD emperyal imparatorluğu yeni dünya düzeni stratejisi ile sorunlu olan
bütün ülkeleri, yeni dünya düzenine uyarlamaya başladı. Bu uyarlamayı bölge
bölge ele alıp işe koyuldu.Önce Balkanlardan işe el attı, Balkanlarda yaşanan
insanlık  trajedisi henüz  hafızalarda  tazeliğini koruyor. Bu Avrasya, Asya
ve Ortadoğunun çeşitli bölgelerinde devam ediyor.
       

Söz konusu bu bölgelerdeki sorunlar soğuk savaş döneminin çözülmek
istenmeyen ulusal ve bölgesel sorunlarıdır. Bu  süreçte bu tip sorunlara
sorunlu olan ülkelerin iç sorunları olarak bakıyorlardı. Bu anlamda çözümsüz
bir şekilde bırakmışlardı.Ama yeni dünya düzeni büyük Orta doğu projesi
isimleri altında bu tip ulusal ve bölgesel sorunları tek tek çözme sürecide
başlamış oldu.Balkanlar Avrasya ve Orta doğu ile işe
başladılar.Balkanlardaki sorunları büyük ölçüde bitirmiş
görünüyorlar.Avrasya da ise Rusya'nın belirleyici rolünü kıramadan
Avrasya'yı kolay kolay bitireceği görünmüyor.Diğer yandan Fransa ve
İngiltere'nin bu bölgelerdeki özellikle Orta doğudaki statü kollarını
kırmanın yollarını açmaya çalışıyor.Rusya ve Çin'in Bölgesel düzeydeki
ekonomik ve siyasi çıkarlarını boşa çıkarmak için yeni yeni stratejiler ve
taktikler geliştiriliyor. AB ise kendi iç sorunlarını çözmeye çalışırken bu
paylaşım senaryosundaki yerini almaya çalışmaktadır.Bütün bu değişik güç
dengelerine rağmen yinede belirleyici rol ABD'nin olmaktadır.Bu
belirleyicilik 11 Eylül pravakasyon süreci ile kendini daha da gösterdi.


11 Eylül Provakasyonu

11 Eylül saldırısı Dünya'da yeni bir sürecinde başlamasının miladı
oldu. Bu saldırının bir çok karanlık ve iddia edilenlerin hemen hemen bir
çoğu ispatlanamamış ucube bir olay olarak karşımızda durmaktadır.11 Eylül
saldırısı pravakasyonel bir eylemdir.Bu eylemin asıl ve belirleyici nedeni
sanal düşman yaratma temel iç güdüsünü taşımaktadır.Bu sanal düşman yaratma
stratejisi ve taktiğinin ABD'nin 11 Eylül saldırısından sonra ki aldığı
tavırlar ve attığı adımlar gösteriyor ki bu pravakasoyonel eylem amacına
ulaştı.Şöyleki:11 Eylül saldırısından sonra ABD diğer küresel güçlere
Gelişmiş büyük Orta doğu projesini daha kolay kabul ettirebildi.Tabi diğer
belirgin uluslar arası güç odaklarınıda kısmen de olsa yanına çekmeyi
başarmıştı. Daha önce sözünü ettiğimiz Rusya ve Çin, Fransa ve İngiltere ve de
AB'nin mevcut siyasi ve ekonomik statükolarını daha kolay kırmayı başardı ve
bu  amacına da büyük oranda ulaştı.

Söz konusu bu ülkelerin bölge genelinde ve tek tek ülkeler özelinde
ki siyasi ve ekonomik statükolarından  kastımız  şudur; oluşturulan yeni
yeni ekonomik pazarlardan kimin ne kadar pay almasının paylaşılmasının
kararlaştırılmasıdır.
    

Rusya'nın İran üzerindeki ekonomik çıkarları, Çin'in  İran'dan % 90'a
varan petrol alım antlaşması, Fransa'nın İran'daki ekonomik
yatırımları,:AB'nin Türkiye üzerinde ki AB üyelik süreci v.s. gibi nedenler
gösteriyor ki, ABD söz konusu uluslar arası güç odakları üzerinde
belirleyiciliğini büyük oranda kurmuş görünüyor.Bu belirlemeyi doğrulayan
gelişmelerin başında Afganistan'ın işgal edilmesi ile,söz konusu
uluslararası güç odakları ABD'nin yanında yer aldılar.
     

ABD 11 Eylül saldırısından hemen sonra BOP'nin ilk ayağı olan
Afganistan'ın işgali ile işe başladı. Bütün bu küresel güçleride yanına
çekerek Afganistan'ı işgal edip Taliban yönetimine son vererek,Afganistan'da
istediği devlet ve hükümet modelini oluşturdu.Diğer uluslar arası güç
odaklarının cılızda olsa karşı çıkmalarına rağmen 11 Eylül
saldırısını, İspanya ve Türkiye'de ki bombalı saldırıları ile El kaide
korkusunu işleyerek seslerini kısıyordu.

Sovyetler'in dağılmasından sonra Dünya genelinde böyle yeni bir süreç
başladı. Bu süreç soğuk savaş sürecinin son bulması ile tek kutuplu bir
gücün hakimiyetinin başlamasını getirdi .Bu güç ABD emperyal
imparatorluğunun hakimiyetinin başlangıcı idi.Soğuk savaş döneminin
çözülmeyen bölgesel sorunları çözmek demek yeni yeni bakir ekonomik ve
siyasi pazarların açılması demektir.Bu pazarların açılması ile teknolojik ve
bileşim hizmet metasının temel ve belirleyici üretim şeklinin yer alması ile
temel üretim biçimi haline geldi.Bu üretim biçiminin ucu en açık şekli ile
global-küresel sermayenin bütün sermayesini bu alana yatırmasıdır.Buna
paralel olarak Dünya'nın tüm bölgelerinde çözülmeyi bekleyen bütün
sorunların çözümleyici rolünüde üstlenmesini getirdi.

Global sermaye, sermayesini silaha ve silah teknolojisine
artık yatırım yapmıyor.Dünyada ki çözülmeyen sorunları kendi dışında çözmek
biçim ve metodlarını kimseye bırakmıyor.Çözüm biçiminin silahlı,silahsız
veya işgalli olmasına kendisi karar veriyordu.

Ezilen uluslar açısından Dünyanın geldiği bu şartlar da, eski mücadele
taktiği ve stratejisi olan silahlı mücadele ve illegal örgütlenme tipleri
geçerliğini yitirdi. Teknolojik olarak artık her şeyin her yerde belirlenip
dinlene bildiği imkan ve olanaklara sahip telekominikasyon teknolojisi
sayesinde hiçbir şeyin gizli kalamayacağı gerçeğinden hareket ederek illegal
örgütlenme biçimi ve silahlı mücadele metodları terör biçimi olarak ortaya
çıkıyordu. Herkesin bu iki olguyu farklı değerlendirmeleri karşısında
silahlı mücadeleyi ve terörü birbirinden ayırmak kolay olamıyor.Bunun
içindir ki ezilen ulusların mücadele yöntem ve biçimleri bütün şiddetleri
reddeden ve legal sivil demokratik mücadele seçeneğini önlerine koymaları
daha doğru bir duruş biçimidir.Dünya uluslarının geldiği
ekonomik.siyasi,sosyal ve teknolojik gelişmişlik düzeyini yakalamak ve
mensubu bulunduğumuz ulusumuzun da bu nimetlerden faydalanmasını sağlamak
ancak bu iki yöntemle mümkündür.
     

Miladi dolmuş mücadele tiplerinde ısrar etmenin ne mensubu olduğu
kendi ulusuna nede ezen ulus mensuplarına hiçbir faydası yoktur. Kör
şiddetle ısrar eden yapı ve anlayışların gerçek niyetlerini anlamak çok zor
değil. Silahı ve şiddeti ısrarla savunan güçler bu iki olgudan çıkarları
vardır. Savaş, silah ve şiddet ile hiçbir sorunun günümüzde çözülemeyeceğini
bile bile şiddet ve kaos ortamından bütün rantçı kesimler
palazlanmaktadırlar.  Kürd halkının, Dünyadaki bütün halkların sahip olduğu
bütün haklara sahip olma hakkı vardır. Kendi toprakları üzerinde kendini
yönetme iradesini ve idaresini meşru zeminlerde ortaya çıkarma sorunu
vardır. Kürd halkı kendi topraklarında kendi kendini yönetme biçimini
özgürce tayin etme hakkına vardır. Bu özgür şartları oluşturmak için şiddet
ve terör yönteminin seçilmesi ve temel yöntem olarak kabul edilmesine gerek
yoktur. Günümüz şartlarının yani tek kutuplu bir güç hakimiyetinin her şeyi
belirlediği ortamlarda bazı çağdışı radikal örgüt ve kişiler söz konusu
yöntemleri temel bir strateji olarak kabul ediyorlar. Bunların dışında da
kabul eden oluşumlar ve organizasyonlar kalmamışlardır. Dünyanın geldiği bu
gelişmişlik düzeyi her türlü şiddeti ve terörü reddediyor. Her iki yöntem
benimsenerek ezilen bir ulusun haklı ve gururlu davasını, kendi ülkesinde,
bölgesinde ve uluslar arası diplomatik zeminlerde savunabilmek çok zordur.
Bu yöntem de ısrar edilirse davanın haklı ve onurlu yönünün ön plana çıkması
mümkün değildir. Ön plana çıkacak olan taraf hep şiddet ve terör söylemleri,
cenazeler, kan ve göz yaşı olacaktır. Bütün bu söylemlerin içinde kan ve
gözyaşı üzerinden siyaset ve rant elde edenler kazanacaklardır. Şiddettin
bir biçimi olan silahlı mücadele ile terörü biri birinden ayırmak çok
güçtür. Bu tip olaylara her taraf kendi açısından baktığı için terörist
eylemden ayırt etmek çok güçtür.
        

Bugün Dünyanın bize dayatmış olduğu şartlar gereği geçerli
olan ve sonuç alınabilen mücadele biçimleri legal meşru ve şiddeti reddeden 
uluslar arası diplomatik zeminlerde yürütülen mücadele yöntem ve biçimleri
en doğru şeklidir.

Saygılarımla

13/08/2006