Ferit Yurtseven

Arşiv

 

bextewar@yahoo.com

Kürtlerin ortak stratejik birlik konsepti olmalıdır

 

Kürdistan ve Türkiye'de Kürt Sorununa çeşitli açılardan bakmaya başlayan, birçok farklı siyasal düşünceye sahip çevreler, çeşitli platformlarda birçok siyasi çözüm önerileri üretmekte, bu kapsamda yeni bir tartışma, değerlendirme süreci ve genel olarak yeni bir dönemin geliştiği gözlenmektedir. Böylece Kürt Sorununun savaş ve şiddet yöntemleriyle çözülemeyeceği gerçeğini Türkiye, kısmen de olsa görmek zorunda kalmıştır.

 

PKK üst yönetiminin, Kürt Sorununun siyasal çözüm tartışmalarının, diyalog ve uzlaşının gelişmesi için tek taraflı çatışmasızlık ve ateşkes yapması ve bu sürenin 15 Temmuz 2009'a kadar uzatması sonrası gerek Türkiye kamuoyunda gerekse Kürdistan ulusal kamuoyunda önemli siyasal tartışmalar yürütülmekte ve bu sürecin çözüme yönelik birçok açıdan değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu paralelde kamuoyuna yansıyan-yansımayan bazı gelişmeler de yaşanmaktadır. Kürt Sorununun farklı siyasi çevrelerce değerlendirilmesine daha önceki süreçlerdeki gibi devletin üst kademesinden karşıt bir duruş ve söylem gelişmemiş ancak taraflarca da çözüme yönelik henüz somut bir proje de ortaya çıkarılamamıştır.

 

T.C. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Mart 2009 da İran 'a giderken "Kürt Sorununda iyi şeyler olacağını" söylemesi aynı dönem Çek Cumhuriyeti dönüşünde "İster terör, ister Güneydoğu, ister Kürt meselesi deyin, (Kürt Sorunu) Türkiye'nin birinci sorunudur, halledilmesi lazımdır" açıklaması ve Türk Genelkurmay başkanlığının aynı günlerde tarihte ilk kez “Türkiye halkı” deyimini kullanması dikkat çekicidir.

 

(Gazeteci-yazar Hasan Cemal'in Kandil'de Medya savunma alanlarına giderek, PKK üst düzey yönetimiyle görüşmesi ve Murat Karayılan 'la yaptığı röportajın Ankara 'ya önemli mesajlar içerdiğini ve "Ankara'nın kımıldaması gerektiğini" yazması günlerce gazete ve TV manşetlerinden düşmemiştir.)

 

Türkiye başbakanı Tayyip Erdoğan'ın Düzce Mitinginde (farklı inançlara sahip Türkiye Halklarının ve Kürt halkının ulusal mağduriyetini resmi olmasa da TC başbakanı olarak devletin inkâr, imha, asimilasyon siyasetlerini açıkça tescil ederek) Türkiye'nin "faşizan yaklaşımlarla etnik kültürler göçe zorlandı" şeklindeki tarihi itiraf ve açıklaması bu dönem en fazla dikkat çeken önemli konuların başında gelmektedir.

 

Bu nedenle Tayip Erdoğan ve Abdullah Gül, resmi ideolojiye rağmen kısmen tavır değişikliğine gitmiş bazı söylemlerini değiştirmek zorunda kalmışlardır. Ancak bir yandan da TC'nin uzun yıllardır red-inkâr, ırkçı, asimilasyoncu ve çelişkili siyasetlerinden de henüz vazgeçememişlerdir. Zira ABD başkanı, AB Parlamentosu Türkiye Cumhurbaşkanı ve uluslar arası birçok devlet başkanları ve üst düzey bürokrasi DTP'li milletvekilleriyle Kürt tarafı olarak görüşebiliyorken ne gariptir ki TC başbakanı Tayyip Erdoğan ısrarla mecliste bulunan DTP'li vekillerle görüşmek istememektedir. Bu durum süreç itibariyle Türkiye'nin izlediği çelişkili siyasetinde kırılma noktasına bir örnektir.

 

Ayrıca kamuoyunda Kürt Sorununa ilişkin siyasi taraflarca geniş kapsamlı olumlu-olumsuz birçok çözüm önerileri ve tartışmalar yürütülürken diğer bir yandan legal demokratik zeminde DTP ve siyasi çevresine yönelik siyasi ve askeri operasyonlar yürütülmektedir. PKK'nin ateşkes kararı sonrası Kuzey Kürdistan'da geniş kapsamlı askeri şiddet ve provokatif ırkçı saldırıları da aralıksız devam etmektedir.

 

Yaşanan bu süreçte Kürt tarafı adına ortak asgari düzeyde Kürtlerin ulusal demokratik taleplerini somut olarak ortaya koyacak ulusal içerikli bir proje kamuoyuna henüz sunulamamıştır. Bu da Kuzey Kürdistan'da Kürt tarafı adına büyük bir eksikliktir.

 

“Oysa Kürtler Arasında Ortak stratejik Bir ulusal program belirlenmeliydi”

Kürt sorununun ulusal demokratik ve barışçıl çözümünde Kürtler cephesinde yol haritasını belirlemek amacıyla 13-14 Haziran tarihlerinde Diyarbakır'da yapılan 3. Demokratik Toplum Kongresinde farklı Kürt siyasi çevreleri ve Türkiye'deki demokrasi ve barıştan yana olan çevrelerle ilişki kurmak amacıyla bir Diyalog Komisyonu kurulmasının karar altına alınması süreç itibariyle önemlidir.

 

Demokratik Toplum Kongresinde öncelikli olarak Kürdistan Sorununun ulusal demokratik ve barışçıl çözümünde Kürtler cephesinde nasıl bir Yol Haritası izlenmesi gerektiği, Kürtlerin (taraf olarak) taleplerinin kamuoyuna açıklanması ve en önemlisi DTP dışındaki Kürt ulusal siyasal çevrelerin katılımının sağlanması öngörülmüştü.

 

Ve bu Kongrede ortaya çıkacak program ve projelerin hayat bulması halinde Güney Kürdistan'da yapılacak olan Kürt Konferansı'na Kuzey Kürdistan'da ortak ulusal taleplerin sunulması öngörülmekteydi. Ancak DTP kendisi dışındaki ulusal çevreleri “sembolik” olarak davet etmiş ve önceden kararlaştırılmış bazı tespitlerini onaylatma çabasına girişmiştir. Böylece Güney Kürdistan'da yapılaması düşünülen ulusal konferans öncesi Kuzey Kürdistan'da önemli bir ulusal güç birliği fırsatı da bu süreç itibariyle iyi değerlendirilememiştir. Çünkü “Demokratik Toplum Kongresinde” Kürtler arası ortak bir ulusal proje ortaya çıkarılması gerekirken demokratik olmayan bir ortam yaratılmıştır.

 

Böylece Kuzey Kürdistan'da DTP ve siyasi çevresi dışında ulusal demokratik mücadele veren siyasi çevreler, taraflar, şahsiyetler ve kanaat önderleri bir kez daha görmezden gelinmiş DTP kendisi dışındaki ulusal güçleri dışlayan siyasi duruşuna devam etmiştir. En önemlisi ulusların kendi kaderini tayin etme hakkından kongre boyunca hiç bahsedilmemiş, “Türkiyelilik, Birlikte Yaşam, Demokratik Cumhuriyet ve Kemalizm ” ikilemleri aşılamamıştır.

 

“Demokratik Toplum Kongresi sürece uygun önemli bir gelişmeydi ancak dar ideolojik duruşlar nedeniyle Kürtlerin ulusal birliğine ve sürece cevap olabilecek bir proje oluşturulamamıştır. Çünkü bu kongrede DTP tarafından çok önceden hazırlanan kararları bu vesileyle katılımcılara ve Kürt çevrelerine onaylatılmak istenmiştir. Bu da DTP ve siyasi geleneğinin geçmişten bugüne yaşadığı kimi eksik ve yanlışlıkları halen görmediği ya da ısrarla görmezden gelme siyasetlerinin aşılamadığını bir kez daha görülmüştür.

 

Çünkü DTP dışında farklı siyasal düşünce ve geleneklere sahip Kürt ulusal çevreleri kendilerini ifade edememiş, çözüm önerileri sunabilme imkânı bulamamıştır. Bazı ulusal Kürt şahsiyetleri de gözlemci olarak katılmışlardır. Çağrılı bazı Kürt çevreleri ise kongreye hiç katılmamıştır. (Bu da ayrı bir eksikliktir.)

 

Böylece farklı düşünenlerin kongreye müdahil olma taraf olma ve farklı bir siyasal çözüm alternatifi sunma olanağı kendiliğinden ortadan kalkmıştır. Ve ulusal bir proje ortaya çıkmamış önceki söylemler ve tespitler olduğu gibi hayata geçilmek üzere kamuoyuna sunulmuştur. En önemlisi “Kürtler Arasında Ortak Bir ulusal Strateji belirlenememiştir.” Oysa ulusal içerikli kongre-konferanslarda ilgili taraflar kanaat önderleri ve ulusal siyasal çevreler sürece müdahil edilerek, ortak kararlar alınıp bir platform oluşturulmalıydı. Kürt halkı ve ulusal kamuoyunun beklentisi de bu yöndeydi.

 

Kürt halkı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarından bugüne ulusal-siyasal demokratik talepleri için mücadele ederek büyük bedeller verdiler-halen vermekteler. Çünkü Kürt Sorunu bir iktidar partisi ve hükümetler sorunu değil Kürdistan Sorunu yüzyılların sorunudur. Ve resmi ideolojiyle, ırkçılıkla beslenen sömürgeci devlet geleneğinin ürünüdür. Bu nedenle DTP ve siyasi çevresinin sürekli olarak AKP ve çevresini tek açık hedef alan politikaları yeniden gözden geçirilmelidir. (Oysa TC tarihinde nice hükümetler-siyasi partiler-liderler gelip geçmiş birçok iktidar yerle bir olmuş ancak Kürt karşıtı ırkçı Kemalist siyasi rejimin kendisi değişmemiş, Kürt Sorunu çözülmemiştir.)

 

Üniter Devlet, Demokratik Cumhuriyet, Kemalizm ve sistemle entegrasyonda ısrar eden DTP'nin sürekli olarak projelerimiz var dediği ama kendileri dışındaki Kürt ulusal çevre ve oluşumları dışlayıcı yaklaşımlar adeta DTP ve siyasi çevresinin stratejisi haline gelmiştir.

Kemalizm ideolojisini ve 1921 Anayasasını bir çözüm yoluymuş gibi sunan PKK lideri A.Öcalan'ın Kürt halkı adına bazı belirleme ve açıklamaları bu sürece denk getirilmiştir.

“Cumhuriyetin başlangıç ilkelerine karşı değiliz-ulus devlete (TC) tek devlete, tek bayrağa, üniter yapıya karşı değiliz” ve “Mustafa Kemal öyle sanıldığı gibi Kürt karşıtı değildir” şeklinde basına açıklamalar yapan Sayın A.Öcalan Kürdistan ulusal kurutuluş mücadelesi için Kürdistan dört parçasında mevzilenmiş medya savunma alanlarında çok zor koşullarda ulusal mücadele veren ve takdire şayan büyük bir fedakârlıkla savaşan binlerce yurtsever gerilla gücüne sahiptir. Bu nedenle A.Öcalan'ın mevcut taleplerine karşın Kürdistan halkının ulusal mücadele uğruna verdiği bedeller oldukça ağırdır.

 

PKK lideri A.Öcalan, Türkiye'de Cumhuriyetin demokratikleşmesiyle Kürt Sorunun çözüleceğini söylemektedir. Hem statükoya karşı olmak hem de statükocu olmak büyük bir çelişkidir. Ve temel yanılgı Türkiye'nin demokratikleşmesiyle Kürt sorunun çözüleceğine olan inançtır. Oysa yüzyıllardır Kürdistan gerçeği göstermiştir ki Kürt Sorunu çözülmeden Türkiye'nin demokratikleşmesi de mümkün değil hatta hayaldir.

 

TC Devletinin kuruluşundan bugüne izlenen ırkçı faşist inkârcı sömürgeci asimilasyon siyasi anlayış ve uygulamaları 1924 Anayasasının getirdiği ırkçı faşist Kemalist ideolojinin eseri değil midir?

 

Türkleştirme (sistematik asimilasyon) tek dil, tek millet, tek bayrak siyasetleri red inkâr imha konseptinin varlık nedeni elbette ki Kemalizm'dir! (Bugüne kadar kesintisiz uygulanan: Kürtleri yok etme pahasına Kürt Sorununu” inkâr, imha ve askeri yöntemleriyle çözme, ırkçılık, faşizm ve Türkleştirme temeli 1924 Anayasası üzerinde kuruldu. 1925 Şeyh Said ve 1938 Dersim ulusal İsyanları döneminde yapılan katliamların uygulayıcısı ve sorumlusu M. Kemal ve ekibi değil midir? Nerdeyse tüm Kürt ulusal liderleri Kemalist sömürgeci rejime başkaldırmış zulme karşı uzun yıllar ulusal mücadele vermişlerdir.)

Kaldı ki nice ağır bedeller vermiş Kürdistan ve Türkiye halklarına Kemalizm'i anlatmaya gerek yoktur. Çünkü 86 yıldır TC'deki ki tüm ulusal özgürlük talepleri katliamlarla bastırılmıştır. Sadece Kürtlere değil Türkiye'de emekçi, devrimci tüm halklara ve inanç önderliklerine en acımazca saldıran Teşkilât-ı Mahsusa geleneği-Mustafa Kemal ve bu ekol sahibi Kemalist ırkçı güçler olmamış mıdır? (Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını idam eden Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya gibi daha nice Türkiye devrimci halk önderlerini katleden Kemalist Rejimin kendisidir.)

 

Kürtlerin, Alevilerin, Ermenilerin ve diğer halkların, doğal insani, demokratik, inanç, temel hak ve özgürlük talepleri red-inkâr ve asimile edilmiş Kürt halkı yıllarca hile, yalan vaatlerle kandırılmış, Kürtler kendi coğrafyasında bugünlere dört parçada sömürge statüsünde bırakılmıştır. Kürtlere zorla baskı ve şiddetle Türkleştirme dayatılarak buna “ya sev ya terk et” denilmiştir. Bu statükocu düzene karşı çıkanlar ise acımasızca katledilmiş yâda yurtlarından topluca sürgün edilmişlerdir.

 

Kürtlerin ulusal liderleri inanç ve kanaat önderleri acımazsızca ve barbarca idam edilmiş mezarları bile ortadan kaldırılmıştır. Ve bugün de Kürt halkının ağır bedeller vererek sahiplendiği PKK lideri A.Öcalan'a Kemalist ideoloji uygulayıcıları tarafından defalarca idam cezası verilmiştir. Anayasada Kürt halkı lehine ne değişti de Kemalizm bugün Kürt halkına bir seçenekmiş gibi sunulmaya çalışıyor. Bunun mantıklı bir izahı var mıdır? (Neden Kürtlere kendi cellâtlarını sevmesi öğretilmeye çalışıyor. Bunun bir izahı olmalıdır!)

 

Dünyada ve Orta Doğu'da Kürtlerin bir taraf olarak görüldüğü bir süreçte Kürt ulusal birlik çalışmaları ertelenmemelidir. Bu nedenle ulusal birlik girişimleri bir an önce somut bir projeye dönüşmelidir.

 

Kürtlerin ulusal birliği sağlayamaması Türkiye'de birbirlerine taban tabana zıt Kürt karşıtı şoven-ırkçı karanlık siyasi güçleri: Kontrgerilla, JITEM, Ergenekon, ırkçı-faşist çeteler, Kontr-Hizbullah ve bunların siyasi uzantılarını güçlendirmektedir. Bu nedenle “ Ulusal birliğin gerçekleşmemesi Kürdistan'da mevcut ulusal demokratik kazanımları da tehdit etmektedir.” Ancak tüm bunlara rağmen Kürt halkının ulusal mücadelesi de kesintisiz olarak devam etmektedir.

Geçmişten bugüne, binlerce devrimci siyasi tutsak, ulusal mücadele nedeniyle ağır hapis cezalarına çarptırılmış, Kürdistan dağlarında binlerce ulusal kahraman şehit düşmüş geride kalan yurtsever Kürt halkı ise yerinden yurdundan göç etmiş ve zor koşullarda yaşamak zorunda kalmışlardır. Ve Kürdistanlı ulusal, siyasal devrimci kadrolar sömürgeci zindanlarda af talebinde bulunmamış ve verilen bu bedellerden dolayı pişman olmamışlardır.

 

Fedakâr Kürdistan halkının ulusal kurtuluş mücadelesi uğruna verdiği bedelleri ve tüm kahraman şehitleri saygıyla anıyoruz.

 

06.07. 2009

 

Ferit YURTSEV