Erdem Gencan

Arşiv

erdemgencan@hotmail.com

 

Sevgili Nedim,

 

 

 

Nerede ve nasıl karşılaştık, aramızdaki sıcak dostluk nasıl oluştu şu an hatırlamıyorum. Belki de köklerimizdeki Van Gölü esintisi ile birlikte beyin “kimyamız” yakınlaştırdı bizi. Seni hep çok kolay anlayabileceğim ve beni çok kolay anlayabilecek biri olarak hissettim.


Bir gün, yirmi beş yılı aşkın bir süreden sonra, “kardaş merhaba” , diye başlayan sesini duydum. Konuştuk, mesajlaştık. Yüreğinde bir sevda olan Diyarbakır'a gelmek istiyordun. Yalvarırcasına tınılar vardı sesinde. Ne olur hallet şu işi diyordun. Yasal engelleri kaldırdık. Her şeye karşın Türkiye'ye girişte sorun yaşanabileceği kaygıların vardı. Sevgili dostumuz Nezir' e senin kaygılarından bahsederken, “şu Avrupa'da kalanlar çok nazikleşmiş” , diye arkandan da konuştum işin doğrusu.


Sıcak mı sıcak bir Diyarbakır akşamında telefonum çaldı , Diyarbakır'a geliyordun, ilk benimle karşılaşmak istiyordun, ne yazık ki ilk karşılaştığın ben olamadım, ama kısacık bir süre sonra hızla yanına ulaştım. Yol boyunca “bir bakışta tanıyabilecek miyim, o beni tanıyabilecek mi ?”, sorularını sorarak gittim. Tanımaz olur muyduk! Sonrası , sımsıkı kucaklaşma ve gözlerimizdeki sevinç. Seni bir an evvel evime götürmek , eşime ve çocuklarıma, “işte bahsettiğim Nedim bu” , demek istiyordum. Eşimle tanışmanı , çocuklarım Dicle ve Fırat'ı görmeni istiyordum. O kocaman sıcaklığın ve yüzünden hiç eksilmeyen gülümsemenle hiç yabancılık duymadı bizimkiler sana. Fırat' a resim yapıp verdin hemen. Yıllar öncesinde yeğenime Behrengi' nin Küçük Kara Balık kitabını imzalayarak hediye edişini anımsadım. O koca boyuna karşın nasılda küçücük olabiliyordun çocukların yanında?


Çok yer , çok kişi vardı görmek istediğin ve çok kişi vardı seni görmek isteyen. Akraba, eş, dost…Şehitlik' teki eski evine gidişini anlattın heyecanla. O ziyaret trafiğinin içinde birkaç kez kısa sohbetler yakaladık. Ama iki kez de o çok istediğimiz , uzun rakılı sohbet yapmayı başarabildik sevgili Nezir'le. Yanında hep sana sevinç ve gururla bakan kardeşin Özcan. Neler konuşmadık ki ! Bir yığın da dedikodu yaptık. Nezir'in o bildik sevimli ve “gölgesiyle kavgalı” sinirlenmelerine güldük. Ama Nezir en çok neye sinirlendi biliyor musun, Özcan'ın hesap ödemesine. Teskin etmesek garsonlarla kavga ederdi kesinlikle. Hep konuştuk, lafları birbirimizin ağzından alırcasına. Neler yaptığımızı, geçmişi, cezaevini, Avrupa'yı , kütüphaneyi, Erciş'i (Senin deyiminle Erdiş ) ve tabi ki DDKD'yi . Birlikte hazırladığımız DDKD gecelerini . Bir Adıyaman folklor müziği eşliğindeki işçi, öğrenci, köylü gençlik gösterisini, koroları v.s… Senin sanatsal kaygılarla oyunlar, gösteriler hazırlayışını, benim “sanata aykırı” pratik çözüm önerilerime karşı çıkışını, çekişmelerimizi…Mitingleri, Erciş'te yaratmış olduğun güvenlik karmaşasını. Kimler yoktu ki sohbetimizin içinde…


Biz de doymadık sana ,sen de doymadın Diyarbakır'a . En kısa zamanda geleceğim dedin, söz verdin giderken. Ayrılırken mahçup mahçup gülümsüyordun, çünkü suçlu olduğunu biliyordun. Bize yeterince zaman ayırmadığın yada ayıramadığın için. Biz de hoş gördük. Bu sefer böyle olsun, dedik. Nasıl olsa artık istediğinde gelebilecektin. Tatildeydim, Özcan aradı, İstanbul'dan İsveç' uçarken havaalanında sorun yaşadığını söyledi, telefonlaştık, Özcan inanılmaz bir hızla yazışmaları tamamlamış ve uçmanı sağlamıştı. Daha sonraki konuşmamızda nasıl da övgüyle bahsediyordun Özcan'dan.


Yine Özcan aradı bir gün , halen inanılmaz gelen hastalığını söyledi. Sana telefon açacağımı söyledim Özcan'a. Sonra hayır Nedim'le konuşamam, dedim , Eyüp abiye açarım, dedim. Ona da açmadım. Cesaret edemedim seninle ilgili konuşmaya. Kötü şeyler olacağı içime doğmuştu sanki. Özcan'dan haber bekledim. Diyarbakır'a gelmek istemişsin. Raporların gösterildi doktorlara, “inanılmaz kötüydü” durumun. Gelirsen yatacağı hastaneyi, yatışına ait işlemleri halletmeye çalıştık. Evet, sen çok istiyordun gelmeyi, ama yüreğimiz senin bu yolculukta çekeceğin ızdırabın kaygısı ile doluydu. Cumartesi sabahı Özcan aradı, “abi, gelemiyor, gelemez” , dedi. Nasıl da acılıydı , nasıl da acıydı sesi. “Bizimki abi kardeş ilişkisinden öte bir ilişkiydi”, diyordu . Rengi kararmış, avurtları çökmüştü birkaç gün içinde. Metin görünmeye çalışıyordu, ama yaşadığı fırtına , omuzlarındaki yükün ağırlığı belliydi. Nasıl söyleyeceğini bilemiyordu kardeşlerine ve annesine.


Akşam sularında tekrar aradı Özcan, “abi, başımız sağolsun” dedi. Başımız sağolsun! İşte bu kadar! Diyarbakır'a gelişte ilk benimle karşılaşmak istemiştin. Garip, galiba Özcan ilk bana haber vermişti vefatını çevremizden. Hemen aklıma Nezir geldi. Aradım. Sonradan öğrendim, o esnada Dicle yamaçlarında güneşin batışını izliyor ve fotoğraflıyormuş ! Evet koca bir güneş batmıştı! Bir araya geldik, Özcan'ı aradık, kısada olsa uğramak istediğimizi söyledik. Tanrım, bu ne acıydı, kız kardeşinin feryatları kahrediciydi, yüreğimizi yırtıyordu. Bismil' e götürülmen isteniyordu. İlettik.


Akşam Çıra Derneği'nin yemeği var. Nasıl giderim diyorum kendi kendime. Ama, eşime söylemeden ,yanımdakilere haberi vermeden gitmeye karar verdim.Kimsenin de haberi olmamıştı daha.Yarım kalan rakımızı orada içecek, o türküleri senin için dinleyecektim. Senin çok emeğinin olduğu DDKD geceleri geldi hep gözümün önüne gece boyunca. Türküler, şiirler… Salondakilerin bir çoğu eski dostlar.Yalnız artık geceler sinema salonlarında değil otel salonlarında yapılıyor. Bildiğimiz düz sazların yerini, elektro sazlar, elektro gitarlar almış. Ama müzik grupları o bizim bildiğimiz, bizim otuz yıl önceki halimiz gibi zayıf, kirli sakallı tıfıl çocuklardan kurulu. Öyle sevimliydiler ki. Tüm türküleri , hemşerin Sabahattin Hocayı sen de dinledin benimle birlikte yada ben dinledim senin yerine. O koca boyun ve bütün yakışıklılığınla sen de salındın yürek titreten Kürt ezgileri eşliğinde. Bütün gece bizimleydin. İnanıyorum ki hepsini de çok güzel söylerdin. Şimdi tekrar geliyorsun Diyarbakır'a. Ama ilk karşılayan kişi olmak istemiyorum. Aldattın! Küstürdün bizi!

 

Yine de bekliyoruz…


4-03- 2007

                  

Erdem

.