H. Elbak

Arşiv

 

ABD ve Kürtler

Yukarıdaki başlığı, bir makale konusu yapmak cidden çok iddalı olur. Ama

kafamda bu iki konunun gelinen süreçte birbirleri ile çok ilgili olması,

dolayısıyla okuyucuya birlikte verme inancım. Beni bu zorlu ve zorunlu

yazıyı yazmaya neden oldu. Yazının amacı; konuların detaylarına girmeden

sadece sonuçlarının verilerek genel bir anlayışın oluşmasını sağlamak ayrıca

özellikle bu konuya devrimci demokrat arkadaşların tartışma gündemine

taşımaktır

Bir konuyu peşinen söyleyeyim. Yazı her yönüyle tartışma amaçlı,

tartışma ve eleştirilere acık bir yazıdır. Kürtler için hayati önemdeki bu

konunun bilimsel görüşlerin katılımı ile zenginleşerek daha doğru olacağına

inanıyorum. Bu süreçte, devrimci demokratların her türlü eleştiri ve

özeleştiri anlayışına sonuna kadar saygılı olmalı ve teşvik edilmelidir.


Kürtler açısından dünyanın genelini değerlendirmek, sonrasın dada

kendi özel politikasını belirlemeye çalışmak, Kürdistan'ın mevcut

parçalanmışlığına göre konum alan sömürgeci devletlerin, Kürt sorunu dışında

her birisinin kendi özgül sorunları, uluslararasındaki konum ve ilişkileri,

kültürel ve coğrafik konumları konuyu açıklamayı/kavramayı hayli

zorlaştıracağı herkesin ortak görüşüdür zannederim. Ama bütün bu zorluğa

rağmen biz yinede ve zorunlu olarak bu konuyu incelemeye çalışmalıyız.


Bir önceki yazımda da belirtmiştim(Ağar'ın oy avcılığı) dünyanın genel

durumu bilinmeden özel sorun/sorunları doğru kavranamayacağını belirtmiştim.


Dolayısıyla Kürtlerin bu günkü süreci doğru kavramaları buna göre politika

belirlemeleri için; özelde Devrimci Demokratların Yola çıkarken, bugün

tartışmasız küresel güç olan ABD'nin dünya ya genel bakışını, bunun sonucu olarakta Suriye, Iran, Irak ve Türkiye özgülüne yansıyan politikasını,

sonuçta, Kürdistan'a, Kürtlere dair bakışını bilmek zorundadır


DÜNYANIN GENEL DURUMU

Dünyanın genel durumu kavramını, ABD'nin genel durumunu bilmekle

eşdeğer olarak indirgemek kanımca haksız sayılmam. Her ne kadar bizim

bölgemizde AB'nin de politikaları da söz konusu olsa da belirleyici güç

olarak ABD'dir


Avrupalı (ispanya, Hollanda, Ingiliz. v.d), işsiz güçsüz.

Maceraperest v.b insanların Amerika'ya yerleştikten yaklaşık 400 yıl sonra

dönüp ataları Avrupalılar dahil herkesin efendileri olduklarını ilan

etmeleri gerçekten şaşılacak bir durumdur. Bu konu hala tarafımda

incelenmeye değer bir konu olarak duruyor. Ilginç bir örnek olduğu için

hatırlatıyorum Afganistan'ı bombalayan uçaklardan bir tanesinin fiyatı 2,5

milyar dolar olarak yazıldı oysa o günlerde Afganistan'ın diş ticaret hacmi

de yaklaşık 2,5 milyar dolardı kıyaslamayı size bırakıyorum


ABD'nin 1990 yılından sonra dünyada tek küresel güç olduğu herkesin

ortak fikridir


Dolayısıyla 1990 yılından sonra ABD dünyaya yeni düzen vermek için yeni

planlar. Stratejiler ve senaryolar hazırlamak zorundaydı.artık şu net olarak

bilinmelidir ki dünya için 1990 yılı yeni bir miladın

başlangıcıdır.Sosyalist sistemin dağılmasından sonra artık hiç bir şey

eskisi gibi değildir.her şey tepeden tırnağa yeniden gözden geçirilmelidir.

Yöntemler. Stratejiler taktikler v.b.ama daha da önemli olanda. Eski mihenk

taşlarımızın kalmadığıdır. Ideolojimiz olmadan adım atmazken bugün. Mihenk

taşımız belirsizdir. Müthiş bir ideolojisizleştirme sonucu jeopolitik ve

jeostratejik kavramların etkisi tüm dünyayı sarmıştır. Dolayısıyla da ABD

dünya ülkelerini tariflendiği bu kavramlarla, değer biçip planlar yapıyor.


Biz Kürtlerin temel sorunlardan biri olarak; Acaba, ABD bizim için

nasıl bir senaryo hazırlamıştır? Kürdistan'ı parçalayan devletlerin hangisi

jeopolitik alandır, hangisi jeostratejik devlettir ve jeostratejik

oyuncudur. Bu soruyu artık dünya genelindeki çoğu devletlerde kendileri

içinde soruyorlar ve bu sorunun doğru yanıtını bulmak için büyük çaba sarf

ediyorlar. Öncelikle bir konu belirtelim, ABD stratejik hedefleri temel

olarak değişmemekle birlikte, aynı konu ve devlet için birden fazla

senaryosu koltuğunun altındadır zaman ve şartlara göre devreye sokabiliyor.


Kürdistan, dünyanın kalbi alarak bilinen Avrasya bölgesini güney

kısmındadır. Yıllardan beri bilinen bir gerçek vardı, Avrasya'ya hakim olan

dünyaya hakim olmakla eş değerdi. Bu gerçeğin farkında olan A.Hitler bu

amaçla II' ci dünya savaşını gözünü kırpmadan başlatabildi. Sonrasında

Sovyet liderlerinin başta, J.Stalin olmak üzere bu amaçlarını gerçekleştirmeye çalıştılar ama başaramadılar. Bugün bu amacı ABD gündemine almıştır. Dolayısıyla çok zorlu olan bu bölgeyi denetlemenin sıkıntısını

bilen ABD daha başından. Başta savaş olmak üzere bütün yöntemleri masada hazır tutuyor, şimdi görünen politikasında (kısa dönem politikası 10 ile 20yıl) “şartlarında elverişli olması nedeniylede” en sert yöntemi bilinçli

olarak tercih etti ve politikasına, bu amacına ulaşıncaya kadarda devam

ettirecek gibi görünüyor.

 


AVRASYA NEDEN BU KADAR ÖNEMLI

Kısaca Avrasya hakkında bilgi vermeden önce; ünlü jeopolitik analizcilerden

olan Harold Mackinder'in Avrasya için söylediğine bakalım; “Doğu Avrupa'ya

hükmeden, kalp bölgesini yönetir, kalp bölgesine hükmeden, dünya adasını

yönetir, dünya adasına hükmeden, dünyayı yönetir.” (Brzezınskı,Büyük satranç tahtası.Sf.61)


Avrasya dünya nüfusunun yaklaşık %75 kadar olup yaklaşık olarak bu

bölgede 4 milyar 110 milyon insan yaşıyor Dolayısıyla dünyanın en büyük

kıtasıdır. Avrasya dünyanın en verimli ve en ileri ekonomisinin yaklaşık

3'de 2'si kadardır. Dünyanın bilinen enerji kaynaklarının 4'de 3'ne

sahiptir. Avrasya dünya GSMH' sinin %60'sına,aynı zamanda siyasi olarak

dünyanın en iddialı ve dinamik devletlerinin bulunduğu yerdir. ABD'den sonra

dünyanın en büyük 6 ekonomisi ve 6 en büyük silah alıcısı Avrasya da'dır.

Sayıca en fazla nükleer silaha sahip ülkeler bu bölgededir Bütün bunların

sonucu olarak ta ileride ABD'ye alternatifin bu bölgeden çıkacağı gerçeği

konunun ne kadar önemli olgununu da bilince çıkarıyor. Bir zamanlar ABD'ye

rakip olan Sovyet Rusya bu bölgenin devletidir. Sovyetlerin 90 sonrası

beklenmedik çöküşü bir daha geri gelmeyecek üstünlüğünü bu bölgede de ABD'ye devretme sürecindedir.


Yukarıdaki kısa bilgilendirmeden de anlaşılacağı gibi

ABD için Avrasya hayati derecede önemlidir. Sovyetlerin yıkılması sonrası

ABD öncelikle eski rakibi Rusya'yı “olgun stratejik ortaklık” kavramıyla

oyalamaya çalıştı. Artık köprülerin altında çok suların geçtiğini fark eden

Ruslar bu kavramın bir oyun ve oyalama olduğunu sonradan anladılar. Ama

artık çok geçti ABD körfeze müdahale ederek Rusya'yı Ortadoğu'dan

uzaklaştırmayı başardı. Bu hamle Avrasya'nın güneyine yapılmış etkili bir

hamleydi sonrasında 11 eylül 2001 olayı ile ABD “beklenmedik fırsatı” elde

etti Henry Kissingerin 11 eylülle ilgili olarak söylediği; – çok acı olsa

da yıllardır beklediğimiz fırsatı elde ettik-(radikal gazetesinde yayınlanan

makalesinde) diğer bir değişle körfez savaşı öncesi söylendiği gibi

“mükemmel hava değişikliliği” (Newyork times -Naom chomsky, Dünya düzeni:

Eskisi Yenisi. Sf 24-) ABD için beklediği gün gelmişti ve Afganistan'a

bilinen müdahaleyi yaptı ilk bakışta bu müdahalenin sonucunda ABD ne

kazandı? Diğer bir değişle artık ABD'yi yönlendiren temel doktrin olan

“bizim bundan ne çıkarımız var” N.Chomsky.a.g.e.sf:131 Sorusuna herkes bircevap bulmaya çalıştı. Yazara göre cevabı şöyledir: ABD ilk öncelikli

mesajı; dünyada tek küresel güç olarak, istediğinde birleşmiş milletler

dahi, hiç kimseyi dikkate almadan yeryüzünde global fırtınayı tek başına

yaratığını, yaratabileceğini göstermesi, Kendisince birinci dereceden suçlu

olan Taliban rejimini devirmesi, sonrasın dada orta Avrasya'nın doğusuna

dolayısıyla Rusya'yı çevreleyen devletlere birer askeri üs kurarak, halen

rakip gibi görünen Rusya'nın jeopolitik alanlarını daraltarak iyice

zayıflatmak bu arada da bu bölgenin enerji potansiyelini kontrol etmek

Avrasya'dan Arap denizine ulaşılacak ulaşım yollarını ve boru hatlarının

güvencesi olmak son olarak ta ABD'nin Avrupa sorunlarının etkisinin temel

dayanağından biri olan NATO'ya yeni görevler verdirerek, konumunu kendi

lehine güçlendirip ileriki planlarında daha rahat kullandırmak-örneğin bir

süre sonra ırak'a NATO askerini yerleştirme gibi- (yeni NATO yeni yüklendiği misyonla başlı başına incelenmeye değer bir konudur)


“AVRASYA BALKANLARI”

Türkiye Rusya ve Iran “Avrasya'nın balkanları” olarak adlandırılan bölgenin

içindendiler. Bu bölgede bulunan devletlerden Afganistan Kırgızistan

Türkmenistan Özbekistan Kazakistan Gürcistan Ermenistan Tacikistan'ı.

Sovyetlerin yıkılmasından sonra artık üçüncü dünya ülkeleri olarak ta

adlandırabiliriz. Bu bölge coğrafi olarak, Güneydoğu Avrupa Orta Asya ve

Güney Asya'nın bir kısmı, Basra körfezi ve Ortadoğu'yu kapsar. Bu bölgenin

en güçlü oyuncuları olarak Rusya, Türkiye ve Iran'ı sayabiliriz. Bu bölgenin

önemi dünya enerji ihtiyacının temininin sağlanacağı yerlerden biri

olmasıdır Bu bölge içinde çok büyük ekonomik potansiyeli olan. Çok büyük

doğalgaz ve petrol rezervlerini barındıran, Kuveyt veya kızıl denizle

kıyaslandığında bu bölgelerden kat kat daha fazla petrol ve doğalgaz

rezervlerine sahip bir yerdir. Dolayısıyla “Avrasya'nın balkanları”

bölgesine ABD özel önem vermektedir


Yeni süreçte bu bölgedeki devletler kendi içinde barındırdıkları sorunları

v.b nedenlerden dolayı zorunlu olarak birbirleri ile dolaylı veya direk bir

ilişki içindedirler ve aynı oranda birbirlerini etkilerler. Bizim konumuz

Türkiye ve kısmen de Iran(Irak ve Suriye yazının kapsamını çok genişleteceği için inceleme dışında bırakıldı) olacağı için özellikle bu iki ülke

incelenecektir


TÜRKIYENIN DURUMU

Türkiye bugün gelinen süreçte üç yöne doğru çekilmek istenmektedir.3 Ekim

2005 Tarihi itibariyle resmen başlayan AB sürecine çekmek isteyen güçler.

Diğer taraftan Islam devletleri yönüne çekilmeye çalışan güçler (Islam

konferansı örgütünün genel sekreterliğini alacak kadar bu sürece dahil olma

hevesi) son olarak ta orta Asya Türki cumhuriyetlerin hamiliğine soyunmak.

Burada kiriktik soru şudur; Türkiye'nin bu yön seçeneklerinden hangisi

ABD'nin bu bölgeye ilişkin politikası ile çelişmeyenidir. Daha doğrusu

ABD'nin bu bölgeye ilişkin planlarında zorunlu olarak Türkiye ye biçtiği rol

nedir. Bu sorunu cevabı Irak'a müdahale öncesi kısmen anlaşılabilirdi. Ama

Irak sonrası beklenmeyecek şekilde gelişen Islam ideolojili direnişler ve bu

direnişlerin Irakla da sınırlı kalmayacağı/kalmadığı gerçeği ABD'nin

Türkiye'ye ilişkin planlarında kısmı değişikliğe gidebileceği gerçeğidir.


IDEOLOJISIZLEŞTIRME VE STRATEJIK KAVRAMLAR

T.C. yöneticilerinin ağzında pelesenk olan “biz ABD'nin Stratejik

ortağıyız” deyimi ne kadar gerçekçidir. Bu soruya vereceğimiz cevap aynı

zamanda ABD'nin Türkiye ilişkin politikasının da bilinmesene yardımcı

olacaktır.


1917 Ekim devrimi ile başlayan 1990 sonrası büyük bölümü tamamlanan

ideolojisizleştirme politikası yerini, -devletlerin coğrafik. Kültürel v.b

durumlarından dolayı –jeopolitik alan/eksen ve Jeopolitik stratejileri

almıştır. Bu durum insanların bu kavramlara göre düşünmeye yöneltti.90

sonrası ilk Rus dışişleri bakanı A.Kozyev “Jeopolitikanın… Ideolojinin

yerini aldığını tez zamanda anlamaya başladık”.-Brzezınskı a.g.e. sf:141-


Hatırlanacağı gibi bazı analizciler Türkiye'nin AB'ye giriş sürecinin en

etkili gerekçesi olarak, Türkiye'nin jeopolitik durumunu belirtiyorlardı.

Yazarında katıldığı bu görüş aynı zamanda ABD'nin Avrupa Birliği ile ilgili

politikalarının ipuçlarını da içinde barındırıyor.


Türkiye yi, coğrafi konumu ve kültürel durumu itibariyle jeopolitik alan ve

dolayısıyla da jeopolitik oyuncu Aynı zamanda kısmı jeostratejik oyuncu

olarak ta nitelendirebiliriz. Şöyle ki; ABD'nin dünyayı kendi hegemonyasına

almak ve her türlü sömürü çarkını döndürebilmesi için, sadece Avrasya kıta

ile sorunları yok. Aynı zamanda Rusya'nın güneyinden başlayan doğuda Çin

sınırına dayanan aşağıda Hint okyanusuna oradan batıya kızıl denize sonra

kuzeye doğru Akdeniz'e kadar inen bu bölge de 25 devlet ve yaklaşık olarak

400 milyon insan yaşıyor bu bölgedeki devletler kendi içinde barındırdığı

çok uluslu çok dinlilikle kimlikleri ile ciddi istikrarsızlık kaynağıdır.

Dolayısıyla da ABD Bu bölgeye kendi çıkarlarına ilişkin olarak ta

Stratejiler geliştirmek zorunda kalıyor. Büyük Ortadoğu projesi (BOP) olarak

ta tanımlanan stratejinin büyük kısmı bu alanı kapsamaktadır. Dikkat

edilirse gerek “Avrasya balkanları” olsun gerekse de Büyük Ortadoğu projesi

olan bölgelerin etki çemberlerinin kesiştiği bölgelerdeki ortak alanda,

konumuz olan Iran ve Türkiye bulunmaktadır. Bu durum her iki ülkenin

konumunu daha da kritik hale getirmektir. Ancak Gerek jeopolitik

oyuncuların, gerekse jeostratejik oyuncuların sabit olmadığını zamanla

konumlarının değişeceğini belirtelimTürkiye'nin Jeopolitik ve Jeostratejik oyunculuğu

Türkiye'yi jeostratejik oyuncu yapan konumu ilk öncelikli olarak

Avrasya'daki konumu ve oyunculuğudur. ikinci olarak ta ABD'nin küresel tekgüç olduktan sonra kendi gerçek amaçlarını gizleyen en önemli argüman olarakkullandığı uluslar arası terörizm söyleminde, özellikle günümüzde toplumbilimcilerince üretilemeyen bilimsel ideolojinin boşluğundan yararlananfundamentalizm'in dünyada başlattığı asimetrik savaşta Türkiye yi süspansiyon olarak kullanmaktır.


ABD Avrasya'daki hegemonyasını kalıcı hale getirmesinin önemli

faktörlerde birisi orta Asya devletlerindeki doğalgaz ve petrolün güvenli ve

kalıcı bir şekilde dış dünya ya nakledilmesidir. Dolayısıyla da Türkiye bu

güzergâhın bir parçası olduğu için şimdilik jeostratejik bir oyuncu olarak

nitelendirebiliriz.( Bakû-Tiflis-Ceyhan boru hattı ve ilerideki muhtemel

boru hatları ) Bir başka faktör ise Sovyetler den ayrılan 5 devlet ten

dördü Türk dünyasından olmasıdır. Türkî devletler olarak adlandırdığımız bu

ülkelere, T.C.'nın ilgisi ilk günlerden itibaren başladı. Özal zamanında

başlayan ilişkiler Demirel zamanında da devam etti. Çoğu şeyde yaptıkları

gibi bu işi de avantajlarına çevireceklerine bazı yerlerde yüzlerine

gözlerine bulaştırdılar (oralardaki darbe ve suikast girişimlerine v.b

işlere karışarak) Bu süreçte yapılan en etkili şey F.Gülen vasıtasıyla o

ülkelerde okulların açılmasıdır. B.Ecevit tarafından desteklenen Fettullah

Gülenin şimdi ABD'nin himayesinde yaşaması, ABD için halen tehlike olan

Islami fikirlerin Gülenin okullarının yardımıyla o bölgelerde istenen

eğitimin verilmesi sağlamaktır. Ekonomik açıdan Türkî devletleri

yönlendiremeyen Türkiye, Inşaat, Ticari ve kültürel anlaşmalarla bu

ilişkisini devam ettirerek potansiyelini koruyor.


IRAN'NIN DURUMU

Iran'ın Durumu kısaca belirtirsek, Iran, bu günkü konumu ile

ABD'nin bu bölgede tahammül edemeyeceği bir devlet konumundadır. ABD öncede de dediğimiz gibi dünyanın kalbi olan bu bölgeye hayati derecede önem

veriyor. Soğuk savaş döneminde bir şekilde uluslar arası dengeler v.b

faktörlerden yararlanarak gizlice nükleer silah yapma dönemi bugün artık

kapanmıştır. ABD'nin görünürde, asla müsaade etmeyeceği bu duruma, Iran'ın

ısrar etmesi. Bizim yöremizdeki söylenen “eceli gelen koyun çobanın

ekmeğini yermiş ” deyişine benziyor. ABD için Iran nın önemi sadece nükleer

silahlanmasını önleme değildir. Dikkat edilirse Iran Nükleer silah için

gerekli olan uranyumun zenginleştirmesi işini Rusya da yapılmasını teklif

ediyor. Burada tehlikeli olan ileride Rusya Iran ve Çin'in bir ittifak

yapmasıdır. Iran'ı stratejik oyuncu olmasını sağlayan bu durumdur. Iran'ın

içinde olabileceği Bu ittifak kimi ABD'li analizcilere göre “bir felaket

olur” deniyor. Iran'ı önemli kılan diğer bir faktör Türkî devletlerle olan

ilişkilerdir. Türkmenistan'la Tren yolunu açmaları, Azerbaycan'la olan

sorunları (Azerbaycan Ermenistan savaşında Türkiye Azerbaycan'ı desteklerken

Rusya ve Iran Ermenistan'ı destekledi bu bölgede T.C. ile Iran'ın

politikaları çelişiyordu. Rusya'nın bir milyon nüfuslu Çeçenlere verdiği

destekten dolayı zaten T.C.'ye bir kızgınlığı vardır) Farsi olan Taciklerle

kültürel bağları, son olarak ta potansiyel olarak dini yönden o bölgeleri

etkilemesi. Ayrıca Iran'ın denize olan sınırı bu ülkeye ayrı bir önem

katıyor


ABD PKK KOORDINATÖRLÜĞÜ

Sonuçta bu kadar önemli bölgede Iran bu durumuyla kalamaz.

Dolayısıyla Yazara göre ABD Iran'ın bugünkü yönetimini devirmek için elinden

gelen her şeyi yapacaktır. Sırası gelmişken bir konuyu da açıklayalım

ABD'nin PKK koordinatörü atanmasının da Iran'la ilgili olduğudur. Şöyle ki:

ABD bugün Irak'taki durumla ilgili olarak gelinen noktada Türkiye'de

“geçici” olarak istikrar istiyor. Görünürde istikrarı bozan en önemli faktör

olarak (Aponun Pkk) APKK'si görünüyor. Gerek ABD gerekse de T.C. APKK için

yapacakları her şeyi gerek gizli veya açık olarak ama bir koordinatör

atamadan da yapabilirlerdi. Öyleyse bu Koordinatör neden atandı? Kürt

sorununa da görünüşte resmi veya diplomatik nitelik kazandıran bu

koordinatör atamasını T.C hiçbir şekilde kabul etmezdi T.C.'yi ikna eden

bence ABD'nin Muhtemel senaryosudur. ABD Iran yönetimini devirinceye kadar

Apkk'yi Türkiye de “geçici olarak” işlevsiz bırakmak diğer yandan Apkk ve

onun Iran kolunu(Pjak) Iran Kürdistan'ında savaşa sürerek bu bölgedeki

istikrarsızlığı yaratmak muhtemel müdahale senaryolarından birini masada

bulundurmaktır. Sonrasında da Iran'daki oluşturulan diğer rejim muhaliflerle

masaya oturup –Azeri ve diğer kesimlerle – (ABD, Azeri- Ermeni savaşında

T.C. ile birlikte Azerbaycan'ı destekledi Azerilerin büyük kısmının Iran'da

olduğunu hatırlatalım) bu işin hamisi olmak. Kısaca bu koordinatör Iran'daki

muhalefet için ABD'nin resmi adresi olarak ta muhalefeti örgütleyip

yönlendirmek için atanmıştır. Bu arada da ABD, l Mart teskeresini ret eden

T.C.'ye günahını affetmek için fırsat vermiş olacaktır. Göründüğü kadarıyla

ABD'nin Iran'a yapacağı müdahalede T.C.'nin bu pasif görevden başkada bir görev üsleneceği görünmemektedir.


Sonuçta; ABD, Avrasya ve BOP Projeleri gereği jeopolitik oyuncu,

kısmi olarak ta Jeostratejik oyuncu, kabul eden T.C.'yi Bünyesinde Kürt

stresi sorunuyla da istikrarsız bir devlet olarak görmektedir. Avrupa

birliğine katılma sürecine giren Türkiye'nin, bu sürecinde de belirleyici en

önemli aktörün ABD olacağının da farkına varmış olmasıdır.(bir not: kanımca

Avrupa Birliği. ABD'nin yardımıyla AB'ye giriş için T.C.'ye çok özel bir

formül yaratmaları gerekecektir.-Ki bunu ipuçları olarak hem T.C, hem de AB,Kıbrıs konusundaki çözümsüzlüğü BM'ye atarak dolayısıyla ABD'ye havale etmişoluyorlar- Çünkü bu haliyle T.C.'nin Avrupa birliğine girme şartlarıgörünmüyor. ABD'nin AB ilgili bugünkü çıkarları ile T.C.'nın AB'ye giriş

amaçları uyuşuyor. Ama nesnel Şartlar şimdilik buna müsaade etmiyor-bu konu başka bir yazının konusudur)


YAZIMIZIN ANA KONUSU

Şimdi yazının ana konusuna gelelim; yukarıda da belirttiğim gibi

Kürdistan dünyanın kalbi sayılan bölgenin içindedir. Bu bölge ile ilgili

olarak ta ABD'nin sadece sonuçlarını vermeye çalıştığım politikaları,

senaryoları ve stratejileri içinde; Kürdistan'ın jeopolitik bir alan ama

Kürtleri, potansiyel aktif olabilecek ama halen etkili olmayan oyuncular

olarak değerlendirebiliriz. ABD'nin 2003 yılında Irak'a Müdahalesinden sonra

Kürdistan'ın Irak parçası işgal ve ilhaktan kurtularak kısmen de hukuksal

statüko kazanmıştır. Bu çok sevindirici gelişme biz diğer parçadaki Kürtler

üzerinde büyük bir etki bırakmıştır. Dolayısıyla bugünkü koşullar Kürtler

için bulunmaz günlerdir. Iran ve Suriye devletlerinin üzerinde demoklasın

kılıcı gibi duran ABD, o parçalardaki Kürtler için şimdilik her türlü

mücadele olanaklarını yaratmıştır. Kısacası Kürdistan' üç parçasındaki

Kürtlerin kendi sömürgeci devletlerine karşı mücadelesi ABD'nin bu bölgesine

ilişkin politikasıyla çelişmiyor. Dolayısıyla Kürtlerin bu altın fırsatı

vakit kaybetmeden değerlendirmeleri gerekiyor Şimdi Kürtleri bekleyen soru;

Bu elverişli şartlarda NASIL BIR MÜCADELE YÖNTEMI yaratılmalıdır. Sorusudur.


Devrimci Demokratların da cevaplaması gereken Bu soruya verilecek doğru

cevap, dolayısıyla da en efektif çözüm Kürtleri inanılmaz başarıya

götürecektir. şimdilik ABD'nin körfeze direkt olarak indikten sonra ayağını

en sağlam bastığı bölge olarak Kürdistan'ın bir parçasıdır. Dolayısıyla da

Kürtler o günden bugüne kadar gecen zamanı ve elverişli şartları halen

kullanamamışlardır.


PKK'INI DURUMU VE ATEŞ KESI

 

Kürtler için bu popüler alanı kötü bir şekilde kullanan Apkk,

dünyada da Kürtler için oluşan bu güzel iklimi de negatif yönde

etkilemektedir. Uluslar arası durumun Kürtler lehine bu kadar uygun bir

durumda olmasına rağmen Halen kendisinin üzerindeki “terörist” damgasını

kaldırmamakla ısrar eden örgüt, bu niteliği ile Apo'nun bu örgütü kolay

yönetmesi arasında direkt bir bağ olduğunu düşünüyorum Yani tamamen legal

yöntemlerle mücadele edecek bu örgütü Apo artık yönetemez. Dolayısıyla

yeniden “pkk nin ruhunu diriltelim” şiyarına sarılan örgüt, bu durumuyla

kurulan hiyareşik düzen daha da rijit olması nedeniyle, artık genetik

şifresi bile çözülen Apo'nun şimdilik himayesinde kalmaya devam edecektir Bukonunun hayati önemde olduğunu düşünen Apo, örgütü bu nitelikte tuttuğu müddetçe her istediğini yaptırtacak. Dolayısıyla örgütün politikasını varsa

yoksa kendi kişisel koşullarının durumuna yönelik politikalara endekslenmiş.

Yani örgüt, devletin Apo'yu yaklaşımlarına göre politikalar belirliyor. Bu

kısır döngü kendi etrafında dolaşıp duruluyor.


Günümüzde Askeri alanda yaratılan tehlikeye karşın politik alanda

yaratılacak tehlikenin kıyaslanmayacak kadar etkili olduğunu kavramadığı

anlaşılan örgüt “Ateş kes” süresini de yanlış kullanıyor. Şöyle ki;

APKK'nin ısrarla aradığı muhatabıyla “görüşmeler” için önce Aday'lığının

şartlarını yerine getirmeli dolayısıyla da örgüt Ateşkes şartını, en sonuç

alacak hedefe AB'ye sunmalıydı. Tek hedef olarak ta üzerindeki “terörist”

kimliğinin kaldırılmasına karşılık bütün silahlı güçlerini ülke dışına

çıkarıp bir daha bu bölgede silahlı eylem yapmayacağını belirtmesi

olmalıydı. Bu nitelikten kurtulması sonrası Aday olabilecek duruma

gelebilecekti. Ama bu olmadı olmayacak gibi görünüyor şimdi ise devletin

Apo'ya yapacağı basit bir hareket “5 günlük katıksız hapis” örgüt tarafında

“kışkırtma!!!”olarak değerlendirilip eski ateşkesler gibi bu ateşkeste son

bulacaktır Düz mantıkla düşündüğümüzde yaklaşık 12 m2 bir alanda “tecrit”

koşullarındaki bir kişinin elinde sadece tek kanallı bir radyosu olan ve ara

sıra -devletin yüzde yüz denetiminde- avukatları ile yaptığı görüşmeyle koca

bir örgütü yönetmesinin anlaşılır bir izah tarzı yoktur. ( Bu durum ileride

Kürtler için anlatılan ironik ve komik bir öykü olarak anılacaktır)

Dolayısıyla da hiçbir tutarlı stratejik amaç güdemeyecek duruma gelen

Apkk'nin-Çarşamba günleri gelen bilgilerle- günümüzün objektif koşullarına

uygun politika yapması beklenemez. Deyim yerindeyse Kürtlerin kaderini de

bağlamış durumdalar Apo'nun bu konumuyla Ancak falcılık veya kâhinlik

yaparak ilizyonist yöntemle yönettiği örgütü göründüğü kadarıyla Kürtlerin

yararına olmayan bir sürece doğru sürüklüyor


SON SÖZ

Yukarıda açıklamaya çalıştığım ABD'nin bölgeye ilişkin politikalardan

çıkan sonuç Kürtler için bulunmaz fırsatlar yaratmıştır Objektif koşulların

hazır olduğu dolayısıyla doğru sübjektif koşullar(insan iradesi ile yapılan

işler) yaratılamazsa. Yani bu süreç doğru değerlendirilmezse, Tren

kaçırılırsa Kürtlerin kaybı büyük olacaktır. Bir atasözü ile yazımızı

noktalayalım.”unutulmamalıdır ki sel her zaman kütük getirmez” 29.11.2006