Firat Dildar

Arşiv

firat_dildar@hotmail.com

Hak-Par 2.Olağan Kongresi, yeni Dönem ve Düşündürdükleri…(1)

12.11.2006 Pazar günü Hak-Par (Hak ve özgürlükler Partisi) ın 2. olağan Kongresi Ankara'da, Kocatepe Kültür Merkezi'nde yapıldı.Saat 10.30 da konuklar ve delegeler içeri alındı ve Açış konuşmasını Genel Başkan yardımcısı Reşit DELİ Kürtçe olarak yaptı.Ancak Türkçe olarak konuşmasına devam etti. “Hak-Par kongresinin Türkiye'nin demokrasisi ve demokratikleşmesine vesile olmasını diliyorum”diye konuşmasını sürdürdü.Ardından “ 1.Kongremizde Kongreyi Kürtçe açtığımız için sayın Abdulmelik Fırat ve 13 arkadaşı yargılanıyor.Umarım bu hukuk bu hatayı bir daha işlemez.” Şeklinde düşüncelerini dile getirdi.

Divan Başkanlığı önergesi oy çokluğu ile kabul edilerek; Başkanlığa M.Celal BAYKARA olmak üzere, Selma SAĞNIÇ, Nuran YILMAZ ve iki katılımcı daha seçildiler.Gündemin sunumu yapıldı.

 

Daha sonra Genel Başkan yardımcılarından Fehmi DEMİR kürsüye gelerek konuşmasına başladı. Özetle genel başkan sn.A.Melik Fırat'ın bir misyon yüklendiğini sağlık durumuna rağmen 5 yıl bu görevi arkadaşlarının ısrarı üzerine yürüttüğünü belirtti. Kongrenin başladığı bu zamanda hastalandığını ve mesajını iletmek istediğini dile getirdi.Özet olarak mesajında şunlar dile getirilmişti.Partinin 5 senedir danışıklı bir dövüşün sürecinde bu güne geldiğini, teknik ve maddi imkansızlıklarından dolayı yeterince kamuoyuna ulaşamadıklarını, kongreye katılamadığı için üzgün olduğunu,arkadaşlarına güvendiğini,inandığını;partilerinin ideolojik veya siyasal hareketlerin devamı olmadığını,bu mücadelede kendileri ile yürümek isteyen ve çalışmak isteyen herkesle beraber olmak istediklerini belirten mesajın akabinde Fehmi DEMİR konuşmasına devam etti.Sel felaketinde mağdurların yakınlarına başsağlığı diledi.Türkiye'nin demokratikleştirilmesi adına, Kürt sorununu çözme adına bir kongreye tanık olacaklarını belirtti.Ayrıca bu sorunun adını koyacaklarını,formülünü sunacaklarını söyledi . (Doğrusu konuşmacı bunu söylerken ben de bayağı meraklandım. “sorunun adını koymak” ve “formulünü sunmak”…! bu kavramlar beni çok meraklandırdı.Acaba şimdiye kadar sorunun adı konulmamışmıydı? Formül sunulmamışmıydı? Ya da yeni bir “sorunun adını koymak” ve “formülünü sunmak” gerekmişse,bu neydi? Bu merakımdan olacak konuşmayı elimden geldiğince dikkatli izlemeye çalıştım.F.D.)

 

Konuşmasına devamla “ Çift kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya geçiş olduğunu ve arayışların devam ettiğini;kültürel,dinsel sorunların çözümlenmemiş olduğunun” altını çizdi.AB projesinin,önümüzdeki sürecin en önemli projesi olduğunu, AK Parti'nin tükezlediğini,Türkiye'nin en temel sorunlarından Kürt sorunu'nda adım atamamış olduğunu,hükümete seslenerek “Kürt Sorunu'na yönelik projeniz var mı? Varsa açıklayın.” Şeklinde çağrıda bulundu.Devamla “bölgenin yerleşik halkı” diye bir tabirden söz etti ancak bunun ne anlama geldiğini ben doğrusu yeterince anlamadım.Son zamanlarda bir kısım “Kürt basını”nda dile getirilen “bölge”, “ yöre” gibi kavramlarla acaba ayni anlamda mı kullandı? Ancak buna açıklık getirmediyse de sonradan yaptığı açıklamalar bir nebze de olsa bana bir fikir verdi.Devamla ABD'nin Irak'a müdahalesine değinen konuşmacı : “Artık Mam C. Talaban'nin cumhurbaşkanı,Kek M.Barzani'nin bölge başkanı olduğunu,Bop projesinin İran,Suriye'yi de etkileyeceğini” vurguladı.Konuşmasının devamında yine “Türkiye'de yaşayan Kürtler” den söz etti.Bu durumda da yine acaba sn. konuşmacı Türkiye'deki Kürtlerden mi yoksa Kürdistan'daki Kürtlerden mi söz ediyor? Diye bir tereddüt yaşadım.Ancak hemen akabinde kullandığı bir tabir biraz sanki kurtardı gibi geldiyse de konuşmanın tutarlılığı,bütünselliği içinde kafa karışıklıkları yarattı.Çünkü sonradan; “ Hak-Par,Kürt ulusal mücadelesi için cazip” gibi bir ifade kullandı.Buradaki “Kürt ulusal mücadelesi” kavramı bir nebze de olsa durumu kurtardı gibi.Çözümün federal yapı olduğunu,federasyonun bölücülük değil,beraber yaşamanın birliği olduğunu söyledi.Burada üzerinde durmak istediğim konu,acaba sayın konuşmacı neden Kürt ulusunun ülkesinden ısrarla kaçınıyor? Bunun yerine “Türkiye'de yaşayan Kürtler” tabirini kullanıyor???Kürdistan acaba Kürtlerin ülkesi değil mi? Kürtlerin yaşadığı ülkelerini, neden görmezlikten gelip bunu “Türkiyede yaşayan Kürtler” kavramı içinde eritiyor?Eger söz konusu gerçekten İstanbul'da,Konya'da ,İzmir'de ve diğer Türkiye şehirlerinde yaşayan Kürtler ise,elbette bu kavram doğrudur.Ancak eger sayın konuşmacı ve Hak-Par yöneticisi Kürdistan'da yaşayan Kürtlerden söz ediyor ve bunu “Türkiyede yaşayan Kürtler” olarak adlandırıyorsa,bence bu Kürt ülkesini yok saymanın diğer adıdır.Böylesi bir durumda da kusura bakmasın ileri sürdüğü ve “sorunun adını koyacağız” dediği “federasyon” da ayakları havada kalan,üzerine oturtacağı bir temeli olmayan hayali bir kavram olup gider.Federasyon,herkesin bildiği gibi toplumlar,uluslar,halklar v.s gibi topluluklar arasında ve iradeye dayalı olarak gerçekleşir.Yani Kürtlerin üzerinde yaşadığı bir ülkesi vardır.Bu ülkelerinde, yani Kürdistan'da kendilerini yönetme hakkından yoksundurlar.Kürtler,Kürdistan'da başkaları tarafında yönetiliyorlar ve ulusal,idari,siyasi haklardan mahrumdurlar.Gerçeklik en basit ve sade durumu ile bu iken; talep edecekleri de ya da gerçekleştirmek isteyecekleri de kendi topraklarında yani ülkelerinde kendi yönetimlerinin sahibi olmaktır.Bu doğanın onlara verdiği en tabii haktır.Eğer hala Kürtlerin yaşadığı yer Kürdistan değil de “Türkiye” olarak adalandırılacaksa ve bu da yetmiyormuş gibi Kürtleri, “Türkiyede yaşayan Kürtler” olarak adlandıracaksa, o zaman ortada bir ülke buharlaştırılmak istenmektedir.Yani Türkiye denen devlet(ülke değil.F.D) sınırları içinde sorun çözümlenmek isteniyor demektir.Bunun adı da son zamanlarda sıkça dillendirilen “Türkiyelilik”tir.Ve bu proje de AB projesine çok uygundur.AB kopenhang kriterleri ve diğer sözleşmeleri ışığında Kürt sorununu bireysel hak ve özgürlükler,demokrasi v.b normlarla çözümlemek istemektedir.Ben çok önyargılı yaklaşmak istemiyorum.Bu belki teknik bir yanlışlıktan da kaynaklanıyor olabilir.Ya da siyasi bir “gaf” da olabilir.Ancak eğer federasyon çözümü dillendirilecekse bir ülkeden söz etmek ve bunun da adını koymak gerekiyor.Kürd sorununu, ülkesi Kürdistan'dan ayrı düşünmek bizi ülke inkarcılığına ve zamanla ulusal inkarcılığa kadar götürebilecek tehlikeleri bünyesinde barındıracaktır.Eger federasyon çözümü samimi bir şekilde programlaştırılmak isteniyorsa bunun kaide ve kuralları ile programlaştırılması ve samimi olunması gerekiyor.Siyasi kurnazlıkların sorunları çözümsüz bırakacağı aşikardır.Ama eğer yasal mevzuattan çekinilerek bu kavramlar “buharlaştırılmış” sa, o zaman bence hiç federasyon tezine de sarılmaya gerek yoktur.Yasal partiler mevzuatına uygun bir program yapılır ve bu risk de alınmamış olur.Ama bu işi hakkı ile yapacağım iddiası varsa federasyonun bir coğrafyası olur ve bunun adı da “Türkiye'de yaşayan Kürtler” değil de Kürdistan olur.O federasyonun adı da Kürdistan federasyonu olur.Bu durumun Hak-par ve sayın konuşmacı Fehmi DEMİR tarafından dikkate alınacağını umuyorum.(Federasyon ile ilgili görüşlerimi ve Kürt ulusal sorunu ve Kürdistan ile ilgili görüşlerimi detaylı olarak ileriki satırlarda ya da başka bir yazının konusu olarak ele alacağım.F.D.)Konuşmacı konuşmasına devamla “ sistemin durumunu çıkmaz sokak” olduğunu, “Federasyonun sokağa çıkmak” olduğunu belirtti.PKK'nin silahları bırakma ile süreci sonuçlanırmalıdır vurgusundan sonra devletin de inattan vazgeçmesi gerektiği anlamında görüş belirtti.Günün,el ele mücadele günü olduğunu “Bijî Hak-Par” , “Bijî Gelé Kürd” vurguları ile konuşmasını noktaladı.

Divan Başkanı tarafından salonda bulunan çeşitli kurum, kuruluş,şahsiyet ve değişik insiyatiflerin,grupların temsilcilerinin aralarında olduğunu belirtti.Bunlardan bazıları şunlardı:Hür Kürtler grubu adına Şerafettin ELÇİ,DTP adına Sırrı SAKIK,Kurd Ulusal Demokratik çalışma grubu adına Sabahattin KORKMAZ,MESOP girişimi adına Sinan ÇİFTYÜREK,İPK adına M.Emin KARDEŞ,Devrimci Demokratlar Geleneği ve sekreteryası adına Metin TOPRAK,KUDÇG aktivistlerinden Fuat ÖNEN,Hak-par'la dayanışma derneği adına A.Kadir ASLAN,Kürt Demokrasi ve araştırmalar vakfı adına Feridun YAZAR,Dema Nû gazetesi adına Arif SEVİNÇ,EMEP adına Haydar KAYA,Kürd-der adına İhsan GÜLER,Bunların dışında Eyüp KARAGEÇİLİ,Alaaddin ARAS,Kasım FIRAT,Ziya HALİS,Şakir EPÖZDEMİR,Azadi GEYLANİ gibi şahsiyetler vardı.

Divan Başkanı Konuk konuşmacılara söz verdi ve Feridun Yazar kürsüye gelerek konuşmasını özetle şöyle sürdürdü. “… Kürtlerin devletle sorunlarının dışında kendileriyle ilgili sorunları vardır.Önce kendi evimizin içini düzeltmeliyiz…..Devletin eleştirilmesinin yanı sıra Kürtlerin de kendilerini gözden geçirmesi gerekir….Buna ortak cevap bulamadık…zamanı gelmiştir.Bu amaçla konferans düzenledik…Kürtler ne istiyorlar? Kürtler Kürt sorunu hakkında ne düşünüyor?Mevcut ateşkesin kalıcılığı hakkında neler yapılabilinir?...Birlik için her kesim sağduyulu olmalıdır…”şeklinde görüşlerini dile getirdi.

DTP başkan yardımcısı Sırrı SAKIK , özet olarak ….Kürtlerin birliğinden söz edilir ama adım atılmaz…Konferansı önemsediklerini belirtti…HEP'den DTP'ye …Türkiye demokrasi güçlerinin birliğini önemsediklerini ,ama Kürtleri de birliğe katmak istediklerini,başka türlü başarmanın imkanının olmadığını dile getirdi. Devamla ateşkesi önemsediklerini,DTP'nin bu işin içinde olduğunu,Özal dönemi ile sürecin başladığını,ölümü ile sürecin sekteye uğradığını,iç dinamiklerin Türkiye'deki değişime yetmediğini,uluslar arası dinamiklerin buna müdahil olmadan değişimin mümkün görünmediğinin altını çizdi.DTP olarak birliği önemsediklerini söyledi.

EMEP Genel başkan yardımcısı Haydar KAYA , …Türkiye'nin sorunlu bir döneminde kongrenin yapıldığını,Küreselleşmenin barışı doğurmadığını,eskiden küçük diktatörlüklerin olduğunu şimdi büyük diktatör ABD'nin olduğunu söyledi. …Sorunlarımızı kendi aramızda kardeşçe çözmemiz gerektiğini,Batman valisinin sel felaketi için helikopter istediğini ama helikopter verilmeyerek ayni helikopterlerin savaşta kullanıldığını dile getirdi.Türkiyenin en önemli sorunlarından Kürt sorununun demokratik yolda çözümünün önemine değinerek,parti olarak ateşkesi önemsediklerini,aydınları,sanatçıları,katarak konferanslar düzenlemeyi düşündüklerini belirtti.

 

KPi(Kürdistan partisi insiyatifi) adına M.Emin KARDEŞ , Kürtçe yaptığı konuşmasında; …

Önlerindeki projeler hakkında bilgi vereceğini belirtti... buradakilerin Kürd olduğunu ama Kürtçe ve Kürdî bir heyecanın olmadığını,elin diliyle istemlerimizi dile getirdiğimizi,bu topraklar üzerinde yaşadığımızı ama bazılarının buradan geçtiğini ve atlarının ayakları altında ezilmiş olmanın burasını onların ülkesi yapmadığını ve bizim onların diliyle istemlerimizi dile getirdiğimizi,bunun Kürtlük ve Kürdistanîlik olmadığını söyledi… “Geçmişte bize bu hak verilmedi yine de verilmeyecek…zora getirmeyinceye kadar bunlar hakkımızı vermez.İki taraflı,eşit haklar temelinde bir federasyon insiyatifimizin talebidir….Bu gün ABD,ingiltere,dünya Kürtlerden taraftır.Bunu degerlendirmeliyiz ve çalışmalıyız” şeklinde görüşlerini dile getirerek kongreyi kutladığını belirtti.

Mesajlar okundu.Kürdistan federe devleti başkanı Mesut Barzanî' nin ,YNK adına Bahroz Gelalî,Mesop girişimi adına Aziz Mahmut AK,Komkar,Komela Hevkar-Hamburg adına M.Ali YILDIRIM'ın kongreyi kutlama ve dayanışma mesajları okundu.

Mesop girişimi adına Sinan ÇİFTYÜREK kürsüye davet edildi.Konuşmasında; Kuzeyde, FKÖ gibi,Afrika Ulusal kongresi gibi bir çatı örgütüne ihtiyacımız olduğunu,birleşik siyasi iradenin gerekliliğini,KUDÇG'nin bu alanda çabalar sarf ettiğini,Güneyde bunca geçmiş tahribatlara rağmen birlik sağlandıysa bunun Kuzeyde de mümkün olacağını söyledi.Türkiye'deki devrimcilerin, Kürtleri ABD'nin işbirlikçiliği ile suçladıklarını ve bu durumun eleştirisini yaptı.

ABD'nin Avrasya projesi kapsamında yükü Kürtlerin üzerine yıkmak istiyorsa, bunun çok ağır olacağını ve bu durumun negatif etkilerine dikkat çekti.

KUDÇG(Kürd ulusal demokratik çalışma grubu) adına Sabahattin KORKMAZ kürsüye geldi ve konuşmasını Kürtçe yaparak, özetle Kürtlerin 20.yy ın mağduru bir millet olduğunu,22 arap devletinin kurulduğunu,Kürtlerin yanlış adreslerde arayışları Kürtlerin bu durumunu doğurduğunu,Yine Kürtlerin meşru haklarını yaratmaları gerektiğini,yasal çerçevelerle kendilerini ifade ederlerse başaramayacaklarını,de fakto bir uygulama ile kendilerini fiili olarak kendi topraklarında ifade etmeleri gerektiğininin altını önemle çizdi. …Ayrı ayrı partiler olsun ama ortak çalışma alanının da olması gerektiğini ,bir temsile ihtiyacımız olduğunu bunun için çalışmamızın gerekliliğini dile getirdi…

Devrimci Demokrat Geleneği ve sekreteryası adına kürsüye gelen Metin TOPRAK, Kürtlerin ne istediğini bilmediğini,Hangi Kürdün gönlünde kendi kendini yönetme yatmıyor? Kürtlerin kendi kendilerini yönetmede kendilerine inanmadıkları için birliğin çıkmadığını,

HAK-PAR'ın federasyonu çözüm olarak önüne koyduğunu,ekonomik ve coğrafik boyutunu da hesaba katmalarını umduğunu dile getirdi.Devrimci Demokratların, öteden beri ulusal birlik için çaba sarf ettiğini ve bu çabalara devam edeceklerini deklere ediyoruz…şeklinde devrimci demokratların bakış açılarını sunmuş oldu.

HAK-PAR Avrupa Dayanışma Derneği Başkanı Abdulkadir ASLAN kürsüye gelerek,Avrupa'da boş durmadıklarını,lobi çalışması ve kurumlarla çaba sarf ettiklerini,Kurumlarının AB ile oturduğunda,AB yetkililerinin bize “ Kimsizniz? Ne istiyorsunuz? Neden birliğiniz yok?gibi sorular sorduklarını açıkladı.Ermeni ve Yahudilerin çalışmalarından söz eden konuşmacı,çabaların diplomatik alanlarda sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Program ve tüzük değişikliği taslağı görüşmelerine geçildi.Bu alanda komisyon oluşturulması benimsendi. Komisyon için 5 kişilik bir önerge verildi.oy çokluğu ile kabul edildi.Komisyon üyeliğine Azat SAĞNIÇ, Ümit TEKTAŞ, A.Menaf KIRAN, İbrahim GÜÇLÜ ve Ahmet KAYMAK seçildiler. Çalışma ve mali rapor okundu.Azat SAĞNIÇ, Çalışma raporunu okudu.

İbrahim GÜÇLÜ,çalışma raporu hakkında görüşlerini dile getirdi .Kürtçe yaptığı konuşmasında:AB kriterlerini bu partide yerleştirmemiz gerektiğini,Kürtlerin dünya siyasetini salladığını,Sn. Talaban'nin ABD'de konuştuğunu ancak Türkiye'nin salladığını,Sn.Barzani'nin Hewler'de konuştuğunu ve dünyanın sallandığını.bunun mübalağa olmadığını dile getirdi.Devamla

“ … . Bizim istediğimiz parti,değişimci,çağdaş,modern bir partiydi.Ancak şimdi bu parti muhafazakar bir parti oldu.Bize önerilen önerileri,peşinhükümlü olarak karşılıyoruz.Çağdaşlık,modernlik ve yenilikçilik sözle olmaz… Çalışmalarımızın merkezi Kürdistan olmalıdır.” Şeklinde görüş belirtti.

Genç katılımcılardan bir tanesi de Zana SAĞNIÇ tı.Genç bir duruş ve bakışla düşüncelerini dile getirdi.Özetle: “Erdoğan, ‘Kürt sorunu misak-ı milli içinde yaşayan herkesin sorunudur'dedi.Erdoğa'nın bu söyleminin bir yararı, KUDÇG'yi yarattı.Bunun olması ,gerçekleşmesi için Erdoğan'ın çağrısı mı gerekiyordu?” Doğrusu bu genç beynin bu bakış açısını yakalamış olması beni müthiş heyecanlandırdı ve bir çok siyasetçinin,belki de sosyal bilimcinin yakalayamadığını yakalamıştı.Evet …herkes Kürtler hakkında konuşuyor,konferanslar yapıyor.Türkiye'de Türkler,Avrupalılar,bilmem dünyanın hangi ülkesinin hangi şehrinde vakıflar…vs.Sorun, birilerinin arasında konuşulup tartışılıyor.Ama Kürtler kendi sorunlarını tartışmıyor.Konferanslar yapmıyor ya da ulusal bir mutabakat oluşturulamıyor.Dikkat edin Sevgili Zana'nın sorusuna…Ankara Toplantısı'nın olması için ve KUDÇG'nin oluşması için,Erdoğan'ın Diyarbakır konuşmasındaki o malum söylemi mi gerekiyordu?Yani bizim bir araya gelmemizi ve birlikler oluşturmamızı da karşımızdakilerin mi belirlemesi gerekiyor? Sayın Metin TOPRAK'ın yaptığı öz ,anlamlı ve kısa konuşmada geçen “ Kürtler ne istediğini bilmiyor.” Sözü, bunu daha da pekiştiriyor.Ben buna bir de Kürtler politikayı bilmiyor ile katkıda bulunacağım.Hatta bu gerçeğin tarihsel sürecini belgeleri ile ortaya koymaya da varım.Ancak sevgili Zana'nın bu gerçeğe parmak basması, beni daha orada iken bile, artık düşünen gençlerimiz,sorgulayan,düzelten,yorumlayan,mürit olmayan gençlerimiz de var.Bu ben de geleceğe dair büyük umutların oluşmasına sebep oluyor.Gerçekten çok ileri düzeyde ,güzel düşünen gençlerimiz var.Biz onlara fırsat vermesek de onlar fırsatları yaratacaklar ve buna inanıyorum.Anlamlı ve gerçekçi düşünmek için genç ya da yaşlı olmaya gerek yok aslında…

 

Alın işte Sayın Metin TOPRAK ile sevgili Zana SAĞNIÇ'ın bakış açılarını yan yana koyun,hatta üst üste koyun…gerçeğimizi göreceksiniz. Bu gerçeğimizin,Kürt politikasının sefaletini göreceksiniz.Yoksa bu kadar zaman köle kalmış olmayı ne ile açıklayacağız…! Neyse politikada sefaletimizin farkına varıp,eksikliklerimizi görmek bile büyük başarıdır bence…Bu eylemde eksikliklerin kabul edilmesi ,sıkıntıların yarısının aşılması olacaktır diye düşünüyorum.Bizim sorunumuzu herkes konferanslar düzenleyerek konuşuyor.Bizden de birilerini katarak.Ama nedense kimsenin aklına gelmiyor;Kürtlerin bütün kesimleri bir araya gelse ve konferans düzenlese,bu alanda birlikler oluşturup dünyaya muhatap olsa…Demek ki Zana'nın dediği gibi Erdoğan'ın söylemi ya da Diyarbakır konuşması gerekiyor !?…Kürtçe de şöyle bir söz vardır: “ Hetta ku aqilé mirov ji kîsé xelké be, mirov nagihîje armanca xwe.(İnsanın aklı başkalarının kesesinde olduğu sürece amaca ulaşılmaz.”Ancak AP daki konferansın ardından bile olsa birilerinin akıl edip Ankara'da,çeşitli Kürt şahsiyet ve kurum temsilcilerinin katılımını sağlayarak düzenleyecekleri konferans umarım olumlu sonuçlar verir.Dikkat edin en başta yapmamız gerekenleri en son yapıyoruz ve bununla övünüyoruz.Sayın Feridun YAZAR bu konferansın düzenleneceğini konuşmasında belirtti ama kıstlı bir çevrenin katılımını büyük bir eksiklik olarak degerlendiriyorum.Bunun genişletilmesinin daha anlamlı olacagını düşünüyorum.İkinci bir eksiklik de Kürt konferansının imkan varken sorunun olduğu yerin topraklarında yapılmıyor olması.Bu da bir zafiyettir.Bu gerçek Hak-Par kongresi için de geçerlidir.

Zana SAĞNIÇ,konuşmasına devam ediyor ve peş peşe Hak-par içinde karşılaştıkları zorlukları dile getiriyor.Parti içinde yıldırma politikası uygulandığını,neden bazı il örgütlerinin kapandığını soruyor yöneticilere…Neden Diyarbakır'da gençler il örgütüne uğramaz oldu???ya da diğer parti teşkilatlarına neden gençler uğramaz oldu??Bu soruları sorarken bir de bir uyarıda bulunuyor. “ Gençliğin düşünmesi engellenirse,gençliğin sizinle işi olmaz” diye ekliyor.Gençlikten sorumlu parti yetkilisi, bunların gerekçelerini söyleyebilir mi? DİYE SORUYOR…..

Mazhar ZÜMRÜT,Konuşmasına Kürtçe başladı ancak sunacağı belgelerin dili nedeniyle(en az 85 yıllık belgeler olduğunu söyledi.)konuşmasına Türkçe devam edeceğini belirtti.Birlik sorununun ve iddiasının altının doldurulması gerektiğini belirtti.Partinin yeni bir çığır açtığını ve proğramına federasyonu alıyor.. dedi… 22 Temmuz 1922 tarihli BMM nin gizli oturumunda El cezire komutanına iletilen telgrafa dikkat çekti ve okudu.Kürtlerin silahlandırılması ve yerel örgütlenmelerinin oluşturulması istenmektedir.Yani el cezire komutanına yetki veriliyor ve Kürtleri örgütleme işini komutana bırakıyor.İngilizlerle irtibatlarının kesilip BMM ile ilişkilerinin sağlanması isteniyor..şeklinde konuya dikkat çekti.Dış işleri bakanının demecine değinen konuşmacı,Bakanın kendisi ile çeliştiğini,Miloseviç örneğinin Sn Barzani ve Sn. Talabani'ye değil daha çok Sn Bakanın durumu ile örtüştüğünü açıkladı.Devamla , birlikten önce dostluğu geliştirmemizin önemine değinen konuşmacı,projelerle birbirimizin karşısına çıkarsak,eksikliklerimizi tamamlarsak sonuç alıcı oluruz şeklinde konuşmasını tamamladı.

Konuşmacılardan Arif SEVİNÇ: “ Bazı arkadaşlar insafsızca eleştiriler yaptılar.Evet dedikleri eksikliklerimizdir.Ancak partinin hangi şartlarda kurulduğunu gözününe almak lazımdır…Mesela Kürtçe konuşmada ısrar etmek,mesela megafonla sokakta imza toplamak,v.d bir çok etkinlik…mesela federasyonu programlaştırmak…Hak-Par gurur duyulan bir partidir.Parti,Kürt hareketinin teslimiyete gittiği bir süreçte kuruldu….Kürt halkının içinde bulunduğu statüyü,durumu sosyalistlere mal etmek doğru değildir.Kapitalist devletler Lozanı imzalamıştır,sosyalistler değil…” şeklinde özet olarak görüşlerini dile getirdi.

Menaf KIRAN ,çok eleştirildiklerini,eleştirilerin ufkumuzu açacağına inandığını,siyasette ilerlemek,bir şeyler yapmak için evine giderken, “ben bu gün Kürtler için ne yaptım?Hak-par için ne yaptım?” diye kendine sormak gerektiğini,aşırı şüphelerin bilimde ilerlemeyi ama siyasette gerilemeyi yarattığını belirtti.Beraber yola çıktığımız arkadaşlarla bir yere vardıklarını,güzel şeyler de yaptıklarını,Kürt sorunu nu AB nezdinde bir mitingle ve bir rapor sunarak gerçekleştirdiklerini,bunun bir ilk olduğunu,parti olarak Kürtler için bir şeyler yaptıklarına inandığını söyledi.Neden örgütlenemediğimiz eleştirisi için de ;doğrusu bir çok ile gidemedik.maddi imkanlarımız yoktu ve savaş şartları içinde gitmekte zorlandık.Eleştirilerin iyi niyetli olduğuna inanıyorum….Ulusal bir politikanın oluşturulmasını sağladıklarını,en önemlisi farklı geleneklerden gelenlerin bir arada uzlaşı kültürünü geliştirerek yarattıklarını vurguladı.

Daha sonra 23-24 ekim 2004 parti meclisi kararı ile tüzük ve program değişikliği kongresi muhtelif illerde yapılmıştır.Bu toplantılarda alınan görüşler degerlendirilmiş ve taslak hazırlanmıştır.Kongrede oluşturulan komisyon tarafından son şekli verilerek genel kurula sunuldu.Değişiklikler oy çokluğu ile kabul edildi.Yapılan değişiklikler belirtildi.Bunun en ilgi çekici kısmı “ parti üniter devleti red eder,federal yapıyı savunur” bir başka yerde “ devlet federal tarzda yapılandırılacaktır.” Şeklinde geçmektedir.Yapılan değişikliklerden bir tanesi de parti meclisi ile ilgiliydi.Eskiden 30 üyeli parti meclisi,50 üyeli bir meclise dönüştürüldü.25 üye de yedek olarak benimsendi.

İbrahim GÜÇLÜ tarafından partinin isminin Kürdi bir isimle değiştirilmesi önerisi oy çokluğu ile kabul edilmedi.

Genel Başkanlık için Bayram BOZYEL ve Sertaç BUCAK adaylıklarını açıkladılar .Bu arada Bayram BOZYEL konuşmasını Kürtçe yaptı.(Sayın Bayram BOZYEL ile Sayın Sertaç BUCAK'ın konuşmalarını bir başka yazının konusu yapmayı düşünüyorum.Onun için şimdilik burada detaylarına girmeyeceğim)Ardından Sertaç BUCAK konuşmasını Türkçe yaptı ve kendisini tanıttı.projelerinden söz etti.

Adayların konuşmalarından sonra bir önerge ile Genel Başkan Abdulmelik FIRAT'ın manevi genel başkan seçilmesi önerildi.Bu önerge kongre tarafından oybirliği ile kabul edildi.

Seçime geçildi…Salt çoğunlukla genelbaşkanlığın seçileceği bildirildi.Seçim ile ilgili bir öneri geldi.Önce genel başkanlık seçimi,ardından parti meclisi üyeliklerinin seçiminin yapılması istendi.Bu konuda bazı katılımcılar görüşlerini belirttiler.Ümit TEKTAŞ, Fehmi DEMİR,Reşit DELİ bu konu ile ilgili gerekçeleri anlattılar.Oya sunuldu.Divanın delegelerden gelen çoğunluğa göre genel başkan ve meclis üyelerinin beraber seçilmesine karar verildiği sonucuna varıldı.

Seçim işlemine başlandı.Sandıklar kuruldu.İlk turda Bayram BOZYEL, 69 oy almasına karşılık,Sertaç BUCAK 133 oy aldı.1 oy da geçersiz sayıldı.İkinci turda Bayram BOZYEL 67 oy alırken,Sertaç BUCAK 129 oy aldı.4 oyda geçersiz sayıldı.İkinci turun sonunda Sn. Bayram BOZYEL'in seçimden feragat etmesi ile yasaya göre 3.turun da yapılması gerekti.Ancak sonuç belli olmuştu ve Yeni dönem HAK-PAR Genel Başkanı Sertaç BUCAK oldu.Kongre saygı ve sakin bir havada geçti.Kulislerde ne oldu bilmiyorum(bazıları esas iş kulislerde dönüyor diyebilir) ama gördüğüm demokratik ve saygı sınırları içinde geçen bir kongre oldu.Kürtler adına örnek ve güzel bir atmosferdi.Emeği geçen herkesi kutluyorum….

14.11.2006- Firat Dildar