Cemil Demircan / cemildemircan@hotmail.com

Arşiv

Soruyu hele bir de bir başkasının ağzından dinleyin bakalım:

NE ZAMAN ADAM OLACAK SINIZ?

Sayın Fatih Altaylı,

"Kuzey Irak başımızı ağrıtacak gibi”(1) yazınızı okudum. Benim, okuyucularınızın arasında bulunmamın nedeni, sizin geniş dünya perspektiflerine sahip olmanız ya da üslubunuzun çekiciliğinden değil, tam tersine, mide bulandıran bir tarzınız var. Asıl neden, sizin, namuslu gazetecilerden farklı olarak, kimi imtiyazlara sahip ve devlete ilişkin gelişmelerde de geniş bir bilgilendirilme olanağını elde etmiş olmanızdandır. En bariz misali de, Genelkurmay başkanlığının verdiği akşam davetlerine, kendi gazatenizin haberi olmadan ve hatta davete katılacakların listesine adınız koyulmadan, joker gibi orada bulunabilmenizdendir.(2)

Sözkonusu yazınızda, Saddam Hüseyin'in "kırık dökük” tanklarından kürtlerin "çil yavrusu gibi" nasıl da kaçtıklarını, diğer anlamıyla da kürtlerin "korkak"lıklarını hatırlatarak, Sayın Barzani ve Talabani’nin “had” aşımını vurguluyorsunuz. “Aslan mehmetcik” kafasıyla yazan “aslan bir gazeteci” olduğunuza dair herhangi bir kuşkum yok. "Keske Turkiye'de bütün kurumlar, Turk Silahli Kuvvetleri kadar ileri görüslü olabilse"(3) yönündeki militarist-kafatasçı düşüncenizin, sizi bu tür söylemlerde bulunmağa, azgınlaşmağa ve hatta meslektaşlarınızın (SABAH gazetesinin yayın yönetmeni Ergun Babahan`ın) deyimiyle, sizi "tetikçilik" (4) yapmağa zorlayacağı gün gibi aşikardır. Buna da bir diyeceğim yok.

Ama iş halkımı küçümsemeğe, duygularımızı rencide etmeğe ve kişiliklerimize dil uaztmağa varınca, sizin “pavyon kabadayısı” tavırınıza takınmadan ve hatta sıradan bir kürdün terbiye sınırlarını aşmadan (ama sizin anlayacağınız bir tarzda), size yanıt verme zorunluluğunu hissettim.

Ne yazık ki, gerçeği olduğu gibi görmek, gerçeği olduğu gibi sorgulamak sizin gibi gazetecilerin başarabileceği bir iş değildir. Siz ancak ve ancak, basın şövenizmini besleyen ve zulmün tamponu olan güçlerin şarlatanlığını, onların zorba yönetimlere olan buyrukluğunun tellallığını yapabilirsiniz.

İnsanların ya da bir halkın felaketlerden kaçışıyla alay etmek, insani niteliklerden mahrum olmaktır. Kahramanlık korkmamak değil, aksine felaketlerden korkmak ama yine de “ben varım” diyebilmektir. Eğer korkunun insanoğluna özgü ve doğal bir duygu olduğunu hala anlamamışsanız, o zaman VAHŞİ HAYVANlardan kaçıp, mağaralara sığınan ilk insanları da küçümsemeniz gerekir. 1995`te, “özel timdenim” diye size tehdit telefonları geliyordu ve siz korktuğunuzu söylüyordunuz(5). Acaba o telefonların Saddam’ın kimyasal silahlarından ya da tanklarından daha güçlü bir fonksiyonu mu vardı? Yoksa korku olgusu sizin için mübah da başkaları için kabahat mı? Kısacası, bu tür söylemler düşünen insana yakışmaz.

Bölge garip bir kaos yaşıyor. Karanlık güçlerin sihirli değnekleri durmak bilmiyor. Çözüm bekleyen sorunlar, gerçekleştirilen katliamların kanıyla boğmak isteniyor. Kan ticareti yapılıyor ve bu iş, kimilerinin yaşam sigortası haline gelmiş durumda. Bu ticarette payı olanlardan insani yaklaşımlar beklemek, elbetteki bir hüsnü-kuruntudur.

Sizin gibilerin şamatası, maalesef, Türkiye "Kuzey Irak Kürtleriyle ilişkisini, işbirliği temeline oturtmalıdır. Kavgaya değil, destek ve iyi komşuluk zeminine dayanan bir ilişki geliştirmelidir. Bu bölgede hem bizim, hem de Kürtlerin rahat edebilmemizin tek yolu budur"(6) diyen aklı selimlerin sesini boğuyor bugün. Ağzınıza göre bir lokma bulduğunuzun ve bu avı kaçırmamanın telaşı içindesiniz. "IRAK krizinin en kritik döneminde Türkiye ile Iraklı Kürtler arasında böyle bir gerginliğin ortaya çıkması, endişe vericidir. Özellikle Türk askerlerinin Kuzey Irak’a girmesi halinde Kürt militanlarının, iddia edildiği gibi, karşı çıkması ve direniş göstermesi, tehlikeli sonuçlara yol açacaktır”(7) uyarılarına kulaklarınızı tıkamış ve sizi bekleyen felakete gözlerinizi kapamış görünümündesiniz. Çünkü siz, “her Kürt lafı duyduğunuzda düğmesine basıldığında ağlayan bebekler gibi bağırmayı”(8) adet haline getirmişsiniz.

Çağırsanız da, bağırsanız da, çıldırsanız da kürt sorununun meşru hakları doğrultusundaki çözüm seyrini değiştiremezsiniz. Kürt sorununun varlığı, uluslararası bir boyuta haiz olması ve taleplerinin meşruiyeti tartışma konusu değil artık. Bırak dünyayı, sizin kendi uzmanlarınız bile (örneğin: Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi profesörü Baskın Oran(9)) devletinizin argümanlarını meşru bulmuyor.

Dışişleri bakanı Yaşar Yakış’ın öne sürdüğü gerekçeler ve türk ordusunun kürtlere “gözdağı” verme amacıyla Irak Kurdistanı’na gireceği yönündeki açıklamaları, bir önceki hükumetin savunma bakanı olan Selahettin Çakmakoğlu’na verilen talimatların bir devamıdır. Her iki halde de sayın Barzani’nin dedikleri, kendi meşru haklarına sahip çıkmağa ve topraklarını savunmaya ilişkindi. Anlaşılan, karşınızda onurlu kürt liderler görmeğe tehammülünüz yok. Sapla samanı birbirine karıştırıyorsunuz.

Size bu üslubunuzdan vazgeçin demeyeceğim. Bu tarz kişiliğinizle özdeşleşmiştir. Çünkü ne Basın Konseyi Yüksek Kurulu`nun "kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer” vermenizden ötürü sizi "KINANMASI"(10) ve "şiddet ve zorbalığı özendirici, insani değerleri incitici yayın yapmaktan” sizi "uyarması”(11); ne de 59 kadın kuruluşunun “tecavüzu onaylayan Fatih Altaylı’yı şiddetle proteto ediyoruz!”eylemleri ve Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerinin "Tacizci ve militarist zihniyeti okulda istemiyoruz" diyerek, konuşma yapmağa gittiğiniz Nişantaşı Kampusu’ndan sizi kovmaları bir yarar sağlamıştır.

Her evin bir adresi olduğu gibi, sizin köşe yazarlığınızın da bir belirgin özelliği var. O da, yıllardır ve hiç usanmadan, her köşe yazınızın sonunda "Ne Zaman Adam Oluruz?" sorusuna yer vermenizdir. Bu hedefe hala varmadığınız, soruyu bugün de yinelemenizden anlaşılıyor. Ben de merak ediyorum:

"NE ZAMAN ADAM" OLACAKSINIZ?

  1. Hürriyet, Fatih ALTAYLI, 25.2.2003
  2. Hürriyet, Fatih ALTAYLI, 10.1.2003
  3. Hürriyet, Fatih ALTAYLI, 11.2.1998
  4. Hürriyet, Fatih ALTAYLI, 04.01.2003
  5. Archive arafiyan, 3 Agustos 1995
  6. Posta, M. Ali Birand, 22.10.2002
  7. Milliyet, Sami Köhen, 25.02.2003
  8. Hürriyet, Ferai TINÇ, 02 Ekim 1998
  9. Milliyet, Sami Köhen, 26.02.2003
  10. Basın Konseyi Yüksek Kurulu kararları, 2000/16
  11. Basın Konseyi Yüksek Kurulu kararları, 2002/052
  12. BİA Haber Merkezi, Özge GÖZKE , 30.05.2002