Arşiv

 

Öncelikli Stratejik Hedef; Kürt Çocukları!

Kızıltepe’de 12 yaşındaki Kürt Uğur’u 13 Türk kurşunu delik-deşik ederken, çoğumuz bunu, sıradan Türk barbarlığının “rutin” Kürt düşmanlığıyla izah ettik.

Türk basını ise, olayı, “doğal olarak” , vazifesi icabı “münferit” bir olay olarak göstermeye, Uğur ve ailesi üzerinde “kuşkular” yaratmaya çalıştı.

Milyonlarla birlikte cinnet getiren milletin haftalarca devam eden vahşi uğultularının hedefi Uğur’un yaşıtı iki Kürt çocuğuydu.

Uğur’a 13 kurşun sıkan, Bayrak kampanyası’nı iki küçük kürt çocuğuna karşı örgütleyen devletin siyasal aklı kendi siyasal söyleminden bir “kaymayı” mı yaşıyor, sizce? Koskoca devlet, 12-13 yaşlarındaki çocukların yaptıklarıyla uğraşacak, bunu kendisine “muhatap” alıp siyaset yürütmesi “akıl karı mıdır”, diye soruyorsunuzdur?

Bayrak kampanyası’nın ardından olayı değerlendiren kimi “sağduyu sahibleri”, milletin sarsılan gurur ve özgüvenin “yeniden sağlanılması” ve bir deşarz yaşanması açısından “yerinde, doğru ve yararlı” ama iki çocuğa karşı olması açısından ise, biraz “abartılı” ve “zorlama” olarak değerlendirdiler.

Ancak, ben, kampanyanın “iki kürt çocuğuna” karşı örgütlenmesini ve onun bir tehdit faktörü olarak kullanılmasını devletin siyasal aklıyla tam mantıki bir tutarlılık ve bütünlük içinde değerlendiriyorum. Bu anlamda, kampanyanın organize edilme amacı ve işlevine en yakın olanın Türk genel kurmaylığı ve devletin kendisinin olduğunu düşünüyorum.

Evet, bu kampanya herkesten önce Kürt çocuklarına karşı düzenlendi. Olaya, Kürt çocuklarını “Kürt fikrinden” caydırmak, özellikle Newroz arifesinde, Kürt toplumunda normal olarak artış gösteren siyasallaşma ve adalet arayışının önüne geçilmesi açısından ya önceden planlanmış ya da kendiliğinden oluşan bir durumun “amaca yönelik olarak kullanılması” olarak bakmak gerekir. Bununla, kimi yorumcular gibi, Kürt çocuklarının yaptığı işi ne bir “provakasyon” olarak değerlendirdiğimi, ne de bayrak yakma olayının ille de birileri tarafından bu ortam yaratılsın diye yapılmış olduğu yönünde bir görüşe sahip olmadığımın anlaşılmasını istiyorum. Hayatı, hep sadece birer komplo, provakasyon ve senaryolara göre yürüyen bir alan olarak görme sendromundan uzağım. Zira, ilahi hayat hiç bir aklın tasavvur edemiyeceği kadar daha “tılsımlı” bir esrardır. Bir Kürt çocuğunun bir Türk bayrağını yakması kadar doğal ve eşyanın tabiatına uygun bir durum olamaz. Bunu yapması değil, yapmaması “anlaşılmaz” bir durumdur. “Paradoks olanı” bugüne kadar bunun yapılmamış olmasıydı. Hatırlarım, 76 yılında olmalı, Batman’da Türk bayrağı indirilmişti. O zaman, biz o zamanın genç ve çocuklarında yaşanan durumu anlatmam mümkün değil. O gün, sanki bizde birşeyler değişmişti, ruhlarımızda zelzeleler olmuştu. Kendimize olan güvenimiz artmıştı. Devlet, kendi bayrağının yakılması ve “rüsva edilmesiyle” Kürt çocuk ve gençlerinin ruhunda meydana gelen değişikiliği ölçebilecek sosyolojik hayal gücü ve bunu emprik olarak tespit edebilecek inceleme aygıtlarına sahiptir. Devlet, kendi siyasal aklı ve “hikmetiyle” son derece tutarlı bir tutum içindedir. Ve uygulamış olduğu politikada bir “paradoks”, anlaşılmaz ve “mantık-dışı” bir durum yoktur.

Yeni dönemde, Türk Devletinin Kürtlerle İlgili Stratejik Hedefleri İçinde, Kürt çocukları, Öncelikli bir Duruma sahiptir.

Onlar, Kürt Ulusal Söyleminin, kültür ve kimlik arayışlarından izole olunacak, eski kuşaklarla karşılıklı etkileşimin önüne geçilecek mekanizmalar oluşturulacak, bu etkileşime siyasal olarak yatkın olarak Kürt çocukları, kendi yaşıtlarına “ders ve ibret olsun”, “caydırılsın”, diye katı bir şekilde cezalandırılacak ve “pişman ettirilecek”; “Kürt fikrine” kapılışın “tehlikeli ve yıkım getiren bir yol olduğu gösterilecektir.”

Devletin, Kürt çocuklarına karşı politikasındaki acımasızlık bu stratejinin doğal ve mantıki sonucudur; Uğur’un öldürülmesi, son bayrak olaylarında Kürt çocucuklarının toplumsal olarak linç ve “satanize” edilmeleri bu politikanın bir sonucudur.

Devletin, Kürt çocuğunu karşıya almasında çok daha derin siyasal ve psikolojik imgeler de vardır. Bu psikolojik imgeler stratejinin ana metnindeki satırlar olmayabilir. Metnin çerçevesi yada en azından satır araları; Kürtlerin “asilikleri” doğuştandır, zihniyeti hakimdir, onlardaki bu “isyankarlık ve asiliği terbiye etmeye ve bunun önüne geçilmesine, daha çocukluktan başlanılmalı”, Kürt kültürü, ruhi dünyası, dili ve mizacıyla bütünleşmesi en sert ve geliştirilmiş mekanizmalarla önlenmelidir. Bu zihniyet, Türk devletinin tarihsel olarak yaratmış olduğu, kendi hayali tasavvuru olan “Kürt imaji”yla da mantıksal bağıntı içindedir. 

Uğur’u öldüren, İki Kürt çocuğuna karşı milyonları ayağa kaldıran siyasal aklın, Kürt dili ve çocuklarıyla ilgili kararnamesini inceliyelim, orada sözünü ettiğim, siyasal akıl açık ve hiç bir şekilde, ayrımcılık ve ırkçılık yaptığını maskeleme ihtiyacı duymayan bir Kürt düşmanlığıyla ifade edilmiştir.

Bu nedenle, Uğur’u öldürenler, “affedilmiş”, sadece görev yerleri değiştirilmiş ve büyük bir ihtimalle daha uygun ve yüksek görevlere layık görülmüşlerdir.

Kampanya akabinde kamuoyuna açıklanan Kürt nüfusu içinde çocukların oranına ilişkin verilerin, çocukların ‘tehlikeliligi” söylemi çerçevesinde Kürt düşmanlığına vermiş olduğu çagrışımları da iyi okumamız, gerekir. Bu verilere göre, Kürd milletinin yarısı çocuktur.

Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) verileri baz alarak yapılan hesaplamalarda; Mardin, Batman, Şırnak, Siirt bölgesinde nüfusun yaklaşık yüzde 47.2’sini çocuklar oluşturuyor. Bu oran, Van, Muş, Hakkari, Bitlis bölgesinde yüzde 45.9, Şanlıurfa, Diyarbakır bölgesinde yüzde 45.8’i buluyor.

Bu oranı, caydırarak, öldürerek, korkutarak Kürtlükle bütünleşmesinin önüne geçmek imkansız, onların kürtçeden uzak tutulması da zorunludur.

Kürtçenin, onu kullanan “eski kafa ve geri anne ve babaların, dede ve ninnelerin” çağa ayak uyduramayan dillerinin öz çocuklarına “layık olmayan”, modernleşmeleri kendilerinden anlaşılması gereken çocukların itibar etmemeleri zorunlu olduğu telkin edilen önemli mesajları taşır. Bu şekilde, kürtçenin gözden düşürülmesi, “kürtçe konuşmanın gerilik, gereksiz olduğu çocuklara telkin edilmektir.

Bu durum, RTÜK'ün çıkardığı "Türkçe dışı dil ve lehçelerde yayın" yönetmeliğini ilgili yasada “Çocuklara yönelik olmaması gerektiği” kuralı koyularak “geleneksel dil ve lehçenin” bir kaç kuşak sonrası ortadan kalkması projelendirilmiştir.

Bu durum 5. maddede çok açık bir şekilde şöyledir; “Bu dil ve lehçelerde sadece yetişkinler için haber, müzik ve geleneksel kültürün tanıtımına yönelik yayınlar yapılabilir.” “Geleneksel olanın” ölüme mahkum edilmesi gene 5. maddenin; “Bu dil ve lehçelerin öğretilmesine yönelik yayın yapılamaz.” formülasyonunda daha da belirgindir.

Kürtçe’de Anderson masallarını çocuklarımıza anlatamıyacağımızı, Harry Potter’in filmini kürt pırlantalarına gösterilemiyeceği gerçeğinde “geleneksel olanın” çerçevesi daha açık bir şekilde çizilmiştir. “Geleneksel” tanımı; kemalist orientalizimin “modernite projesi’nde gelenekselliği modern-öncesi, ulus öncesi olan herşey için kullanmakta ve bunu modernite karşıtı bir antitez olarak ötekileştirmektedir. Geleneksel dilin “modern olamayacağı” varsayımındadır. Kürtlerin asimile edilmesi, cumhuriyet boyunca, “Türk kültürünün” bir çekim merkezi olmasıyla değil, Türkçenin “modernitenin dili” olarak gösterilmesi ve iletilmesiyle sağlanılmaktadır. Kürtler, “aşk-i memnün”la değil, “Dallas”la “çekiliyorlar”. Türki olan “modernite bağıntısıyla” kurgulanırken, Kürtçe sadece “geleneksel olanı” temsil edebileceği gibi bir çerçevede çivilendirilmeye çalışılıyor. Kuşkusuz, devlet “bilinç-altında” Kürtçenin “modernite” ve “Avrupai olana”, normal şart ve imkanlar dahilinde, daha uygun düşebileceğini bildiğinden, sürekli olarak nevrotik bir rahatsızlığı yaşamaktadır. Onu “paranoyak davranışlara” sürükleyen durum da, onun bu kronik bir şizofreniyi sürekli olarak yaşamaya mahkum olmasındandır. 

Kürt çocukları ve Gelecek

Geleceğin nasıl olacağı bugünkü Kürt çocuklarının nasıl bir yolu tercih ettiklerine göre belirlenecektir. Kürt milletinin ya da Türk devletinin stratejik hedeflerinin başarısı ya da iflasında karar verici olacaklar ve belirleyici olacaklar bugünün çocuklarıdır. Türk devletinin de yapmış olduğu bir araştırmada da gördüğümüz gibi, Kürdistan’ın yarısı çocuktur. Nufüsü yüzde 50’ye varan bir çocuk oranına sahip bir millete sahibiz. Bu oranlar içinde, “bir çocuk gibi kandırılmamız” da saklı olduğu gibi, Kürt idealinin ve stratejik hedeflerinin zafer garantisi de saklıdır. Bütün sorun, Kürt çocuklarına yönelik olarak yürütülecek politikadadır. Türk devletinin Kürt çocukları ile ilgili politikası ve stratejik hedeflerinin ana hususiyetlerini açığa koyduk, bu politikanın ve uygulama araçlarının demokratik, insancıl olmadığı ve kürtlüğü ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu gördük. Gerek bu politikanın tesirsiz hale getirilmesi, demokratik ve adil yollarla bu politikanın önüne geçilmesi, devletin ırkçılığı ve çocuk düşmanı siyasetinin icraatları uluslararası ve Avrupa Birliği nezdinde rapor edilerek Türk devletinin yalan, sahtekarlık ve ikiyüzlülüğünü ortaya çıkarılması ve Kürt çocuk ve gençlerinin korunması, sosyal, kültürel, politik, öğrenim, sağlık, spor ve eğitimlerine yönelik olarak Kürt politikası ciddi tartışmalar, projeler ve politikalar saptamak zorundadır. Kürt çocuklarının geleceği, Kürt milletinin geleceğidir. Yarını kurmanın mekanizması bugündedir. Kürt çocuklarının kendilerine güvenen, millet ve aile ve toplumlarıyla barışık ulusal kürt bilinci ve gururunda insanlar olarak büyüme ve sosyalize olmalarının imkanları vardır ve bu konuda Kürt siyaseti kendisini aptallıklardan kurtarmak zorundadır. Kürt çocuklarına sahip çıkmak Kürt milletinin geleceğine sahip çıkmaktır. Çocuklarını başkalarının ellerine bırakıp, linç ettiren, teslim ettiren, onları kendi kültürel, kimlik ve ulusal idealleri doğrultusunda eğitemeyen, yetiştiremeyen bir millet yokolmaya mahkumdur. Bayrağı yakanları “provakatörler” olarak “satanize etme”nin tersine, onların Kürdün umudunun, temizliğinin, özgürlük arayışı ve teslim olmaz ruhunun işaretlerinden biri olarak görmek gerekir. Onlar bizlere sesleniyor, sinyal veriyorlar.

Çocuklar, kardeşiniz Uğur’un öldürülmesi Kürt milletinin uğuru, bahtı ve geleceğinin karartılmak istenmesinin nişanıdır; buna müsaade etmeyin; Uğur’un ve “bayrak yakan” çocuklara sahiplenmenin ifadesi olarak çocuk ve gençlere yönelik yaratıcı faaliyetler ve projelere yaratılmalıdır.

6/4/2005