Zülküf ÖZEL

Bin ‘seçkin' imza kampanyası ve olup bitenler

‘'Türkiye'de Kürd Sorununa Barışçıl Çözüm Çağrısı'' isimli bir bildiri hazırlanmıştı.

 

Paris Kürd Enstitüsü ve Demokratik Cumhuriyetçilerin öncülüğünde hazırlanan ortak bildiride; DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, Hak-Par Genel Başkanı Sertaç Bucak, KADEP Genel Başkanı Şerafettin Elçi, Feridun Yazar, Osman Baydemir, Tuncer Bakırhan, Abdullah Demirbaş ve Aysel Tuğluk çağrıcı olarak yer almışlardı.

 

 Farklı görüşlerden 1000 ‘seçkin' imzanın toplanması için bir kampanya yürütülmekteydi.

  Bildirinin içeriğine bakıldığında Türkiyelilik çizgisini esas alındığı ve bilinen konseptin (PKK-Devlet Konsepti) dışına çıkılmadığı görülmektedir.

  Bildirideki taleplerle, Kürd Milletini ve Ülkesi Kürdistan'ı yok sayan bir anlayış ifade edilmektedir. Anayasal vatandaşlık, Türkiyelilik, Türkiyelileşme gibi tehlikeli ve derin oyunlarla asıl Türkleştirme amaç ediliyor.

  Kürd yurtseverleri bu tür oyunları çok izlemişler, ama buna rağmen, bu oyunlar her gün değişik biçimlerde yine Kürdlerin önüne sürülmektedir.

 

 Bildirinin başlığı,”Türkiye'de Kürd Sorununa Barışçıl Çözüm Çağrısı” olmasına karşın, istenen talepler, normal demokratik bir ülkenin kendi vatandaşlarına tanıdıkları temel bireysel insani haklardır. (Dil, Kültürel Haklar, Radyo-Televizyon hakkı, Eğitim-Öğretim hakkı, istisnasız genel bir siyasi af, koruculuğun kalkması, köylerin onarılması vs.) Böylece Kürd sorunu bir ulus ve ülke sorunu olarak değil, bir ülkedeki azınlık hakları sorunun çok gerisine bile düşürülmektedir.

 

 Bu talep edilen haklar için, Bay “Çağrıcılar” Kürdler adına işgüzarlık yaparak, altından kalkamayacağı bazı taahütlerde de bulunmaktadırlar. Örneğin bildiride şöyle denilmektedir. “Bu talepler mevcut sınırları sorgulamayan ve tüm demokratik ülkelerin kendi vatandaşlarına tanıdıkları asgari temel insan haklarıdır.”

  Bu bildiriye “Mevcut sınırların sorgulanmayacağı” ibaresi özellikle bilerek konulmuştur. Bu cümle ile Türk Egemenlik Sistemine ( Sömürgecilere ) bir zarf atılmıştır. Yani “sizin hassasiyet gösterdiğiniz üniter yapıya, birlik ve bütünlüğe asla dokunmayacağız” taahüdü verilmektedir. Asıl amaç: Kürd Sorununu bir ülke ve ulus gerçekliğinden çıkararak, Türkiye'nin üniter devlet yapısı içerisinde Türkiyelilik, Türkiyelileşme ve giderek Türkleştirme politikasını uygulamaktır. Bu söylemler, aslında bize pek de yabancı gelmemektedir. Demokratik Cumhuriyetçilerin öteden beri dillendirdiği ve sık-sık tekrarladığı söylemlerdir.

 

 Bildiri baştan sona bilinen konsepti ( PKK – Devlet konsepti ) yansıtıyor. Abdullah Öcalan avukatları aracılığı ile bir “Akil Adamlar komisyonu kurulsun, bu komisyonda İlker Türkmen de olmalı.” demiştir. Her ne hikmetse, Abdullah Öcalan hep böylesi önemli işlerde T.C devletinin en hassas adamlarını öne çıkarıyor ve özellikle rol almalarını istiyor.   Aslında bu proje öyle sıradan bir proje de değildir. Projenin asıl sahibi T.C Devletidir. Bir ayağı da AB'dir.(Avrupa Birliği). Abdullah Öcalan da bu projenin önemli bir aktörüdür.

Bu konseptin uluslar-arası ayağı da tabii ki ihmal edilemezdi.

  Abdullah Öcalan'a bilinen konseptin uluslar-arasılaştırması rolü de veriliyor. “Martin Aktisaari” nin adı ilk olarak kendisi tarafından avukatları vasıtasıyla dile getirilmiştir.

 

 Bildirideki “Çağırıcılar” da bu doğrultuda harekete geçerek, hemen uluslar-arası komisyonda yer alması gereken “ünlü” isimleri belirlerler. Komisyonda “Martin Aktisaari, Tony Blair, Felibe Gonzales ve Bernard Kauchner ” gibi ünlü kişilerin de yer almaları istenmektedir.

  

Bir taraftan, Türkiyede oluşacak “Akil Adamlar Komisyonu”, diğer taraftan dünyaca “ünlü ve deneyimli” kişilerden oluşan heyet ( Komisyon) göreve davet edilmek isteniyor. Görev şu: “Bu gibi deneyimli devlet adamlarının kürd sorunun çözümünde arabulucu olmaları” isteniyor.

  Amaç, bildiride yer alan talepleri, dünya kamuoyu nezdinde, “Kürdlerin talepleri” olarak sunmak ve bu yönde kamuoyunu oluşturmaktır.

  Her ne kadar “Kürd Sorunun Çözümü” deniliyorsa da bildirideki taleplere bakıldığında, aslında Kürd sorununun çözümünü değil, Kürd sorununu tamamen yok saymayı ve mevcut statüsüzlüğün aynen devam etmesini istemektir.   

   Bu aynı zamanda muhalif Kürdlere de yönelik bir operasyondur.

  Bu İmza kampanyasıyla bilinen konseptin (PKK-Devlet konsepti) dışında kalan Kürd örgütlerine ve şahsiyetlerine de çengel atılmıştır. Hak-Par ve KADEP de sessiz-sedasız bu konsepte dahil oldular.

  Hak-Par ve KADEP yöneticileri, zaten daha öncesinde de bu konsepte yakın olduklarının ip-uçlarını veriyorlardı. Ortak mitinglerindeki konuşmaları biliniyor. Boş alanlara seslenerek; “Bu ülkeyi bölmek gibi bir düşüncelerinin olmadığını” açık-seçik söylemeleri boşuna değildi. Her iki partinin de bu konseptin uzağında olmadıkları belliydi. 1000 İmza kampanyasına katılmalarıyla da bu durumları ayrıca tecelli edildi. Böylece, her üç partinin birlikte çalışmalarına hiçbir engel kalmamış oldu…

  

Hak-Par ve KADEP, madem ki bilinen konseptle yakinen haşır-neşir olmayı kabullendiler; Öyleyse geleceği “yeni umutlarla “ beklemeyi hak ettiler. Tam da bu güzel hayaller içindeyken, İmralı'dan DTP' ye yeni bir talimat geldi. “Türk soluyla bir Çatı Partisini oluşturun” buyurdu. Talimat gereği, çalışmalara başlandı bile…

  Oysa Hak-Par ve KADEP, ne güzel de umutlanmışlardı. Gelecekte, işler iyiye de gidebilirdi…

  

TEVKÜRD' ün bu konsepte dahil olmasına gelince:

TEVKÜRD de maalesef, bu konseptin içine alındı.

  Bilindiği üzere “çağrıcıların” programında bile, TEVKÜRD' ile görüşme gibi bir düşünce ve istemleri yoktur. Çağrıcılardan Abdullah Demirbaş HUDER' i (Hukukçular Derneği) ziyaret etmiştir. Bu ziyaret sırasında, orada bulunan avukatların yönlendirilmesiyle, bu zat TEVKÜRD sözcüsü arkadaşımızın yazıhanesine lütuf ederek, TEVKÜRD' ün de bu imza kampanyasına dahil olmasını istemiştir.

  Sözcümüz de bu kararı Yönetim Kurulundan çıkarmak için canla-başla çalışmıştır. Ve bu arada, bu güne kadar TEVKURD' un geleneğinde hiç rastlanmayan yollara başvurularak karar çıkarılmıştır.

Konuyla ilgili Yönetim Kurulu toplantısı telefon görüşmeleri yoluyla yapılarak çoğunluk kararı sağlanmıştır. Bu şekilde telefon görüşmeleri marifetiyle alınan bu karar, hukukumuza da (tüzüğümüze) uygun değildir. Yönetim Kurulunun, böylesi bir toplantısında, “bildirinin uzun-uzadıya münakaşa edildiği, Kurul üyelerinden bazıları, bildirinin içeriğine şiddetle karşı çıktıkları, ancak sonunda bu kararın konsensüs ile alındığı” ayrıca belirtilmektedir.

  

Bilindiği gibi TEVKÜRD' ün programı, ilgili imza metniyle açıkça çelişmektedir.

  TEVKÜRD' ün programında yer alan bazı “güncel talepler” bahane edilerek (benzerlik var diyerek) bu bildiri metninin, programımıza ters düşmediğini ya da aykırı olmadığını söylemek doğru değildir. TEVKÜRD' ün programında güncel talepler belirtilirken, bu taleplerin ardından “mevcut sınırların sorgulanmayacağı” biçiminde ne bir taahüt ve ne de bir ima dahi yoktur. Aksine TEVKÜRD' ün programına, sanki bu tür sapmalara tedbir olsun diye, bakın neler yazılmıştır:

 

“ TEVKÜRD, Kürd sorununu bir ülke ve ulus gerçekliği sorunu olarak görür. Bu tespit üzerinden çözüm arar. Çözümün, özü itibariyle Kürd ulusunun kendi kaderini tayin etme hakkı olduğunun altını çizer.”

“Kürd ulusal sorunu, Türkiye Cumhuriyetinin üniter yapısı içerisinde çözümlenemez. TEVKÜRD, bu yönde süregelen dayatmaları ve geliştirilen yeni projeleri temelden red eder.” denilmektedir.

  

 

TEVKÜRD'ün programından yapılan alıntılarda da görüldüğü gibi, bu “1000 imza bildirisi” programımıza, stratejimize ve politik duruşumuza ters düşmektedir. Bu bildirinin programımıza ters düşmediği veya aykırı olmadığını söylemek “ aklını bozmak ” gibi bir şeydir…

  

TEVKÜRD programı, bu kadar açık ve net olmasına rağmen; TEVKÜRD Yönetim Kurulu,TEVKÜRD adına imza kampanyasına katılma kararı alıyor. “Metni imzalıyoruz, ancak bazı eleştirilerimiz vardır.” diyerek kararı konsensüsle aldıklarını ilan ediyorlar.

Bu imza kampanyasına katıldıktan sonra, yapılan eleştirilerin kimse tarafından o kadar da önemsenmeyeceği açıktır.

  Bu 1000 imza bildirisi, uluslar-arası ünlü gazetelerin bir kısmında ilan olarak yayınlanırken; “Bizim de bazı eleştirilerimiz oldu”. veya “bildirinin bazı kısımlarını eleştirmiştik.” demenin de pek kıymet-i harbiyesi yoktur.

  

1000 imza kampanyası tamamlandı. Bildiri, imzacıları ile birlikte uluslar arası 2 gazete olan Le Monde ve Herald Trübine' de yayınlandı. Kampanyaya katılan hemen tüm parti-örgütlerin adları ve yanında kurum yöneticilerinin isimleri ve ünvanları( Genel Başkan, Başkan, Sekreter, Başkan Yardımcısı)da belirtilmiştir. Ancak söz konusu bildiride TEVKURD adına rastlanmamaktadır.

Oysa arkadaşlarımız, bu kararın çıkarılması için ne kadar da uğraşmışlardı… ‘TEVKÜRD adına ‘ bu imza kampanyasına katılıyoruz, kararını çıkarıp, kendi isimlerini ve ünvanlarını da ayrı ayrı belirterek ilgili kişilere (kampanya yürütücüleri) bildirmişlerdi.

 

Buna rağmen ne oldu da, TEVKURD adı bildiride yer almadı?

Arkadaşlarımızın isimlerine gelince; her birinin ismi imzacılar listesinde ayrı ayrı bir yerlerde görüldü…

Tüm bu olup bitenlere ne demeli?.. Yorumunu okuyuculara bırakıyorum…             

                  25.05.2008   

                  Zülküf ÖZEL

                

                TEVKÜRD Meclis Üyesi