M.Yaşar

yasarmehmet_@hotmail.com

 

Bu süreci iyi okumak lazim...

Bir süredir Kürt ve Türk devrimci demokrasi güçlerini aidiyetlerinden vaz geçmeden ortak bir proğram çerçevesinde çatı partisinde toplayarak birleşik bir mücadele zeminini oluşturma tartışmaları yapılmaktadır. Yapılan yorumlara bakıldığında öneriyi ortaya atanlar dahil hiç kimse net olarak ne istediklerine ve nereden başlanması gerektiği konusuna açıklık getirmiyorlar. Yaşanan birlik girişimleri herkesin gözünü öyle korkutmuş, umudunu yıkmış olmalı'ki herkes ayranı üfleyerek içer durumuna gelmiş. Elbette Ayranı üfleyerek içmek pek o kadar kötü değildir. Ama bunu hastalık haline getirerek, geçmişte yaşanan olumsuzlukları aşamamak, kuşkucu yaklaşmak, mükemmelliyetçilik aramak ve kem küm den öteye bir şey sölememek kötüdür.

 

Dünyada tartışmasız sorunsuz birlikler olduğunu sanmıyorum. Yapılan birliklerin sonsuza kadar sürmesi veya yeniden parçalanmaz diye bir kuralı da olamaz. Kalıcı diye başalanır, fakat kalıcı olmaz. Geçici diye başlanır birde bakarsın yıllar geçmiş bütünlük sağlanmış ve kalıcı olmuştur. Bu açıdan sol güçler birlik çalışmalarında asla geçmişe saplanıp kalmamalıdır.

 

Birlik, ortak hareket ederek, emek vererek, denenerek oluşturulabilinir. Bunun hazır bir reçetesi, tılsımı olamaz. Ürkek ve çekingenlikle ortaya atılan ve yine aynı tutumla karşılanarak havada kalan tartışmalarla bir yere varılamaz. Şimdi, adına ne denilirse denilsin İster ‚'' çatı partisi'' ister, ''Devrimci demokrasi cephesi '' ''ister, emek ve halk cephesi '' Basit, karmaşık olmayan, birlik içindeki görevlerin, hedeflerin belli olduğu, sınırların çizildiği ya da çizilmediği bir yapıyı bir platformu oluşturmak zorunludur. Yoksa; akıp giden zamanı yakalama noktasına ulaşmak için, çok büyük zorluklar yaşamaya devam edeceğiz.

 

Bu süreci iyi okumak lazım. Karşımızda aralarındaki çıkar kavgalarının boyutu ne olursa olsun, amaçları bu sömürü, inkarcı ve esaret düzeni Kapitalizmin çarkını ‘'İlelebet'' döndürmek isteyen tek merkezden yönetilen bir güruh var. Bu güruh Cumhuriyetin kuruluşundan beri otoriter Faşist yöntemlerle bu çarkı döndürdü. Ama Kürt Ulusal Direniş Hareketi dönen bu çarka çomak soktu. Sokulan bu çomak Oligarşik, ırkçı, faşist Cumhuriyet tarihinin sahte ''modernleşme projesi” ni en çatlaklı, kırılma noktasına getirdi. Getirdi ama, bir yere kadar.

 

Bu çomak oldukça zolanmaktadır. Zorlandıkça egilip, bükülerek, kırılabilir, derin yaralar alabilir. Hatta paçalanması da söz konusu olabilir. Böyle bir gelişme; kendisine yurtsever, sosyalist, devrimciyim herkesi derinden yaralayıp üzecektir. Üzecektir ama, böyle devam ederse bu sonlardan biri kaçınılmazdır. Böylesi bir sonucun sömürgeci rejimi, mutlu edeceği açıktır. Onun için devrimci demokratik güçleri ortak bir mücadele çatısı altında birleştirme önerisi kimden gelirse gelsin, 'arka planını', 'ideolojik boyutunu', 'olur olmazından' çok ahlaki boyutu ile düşünüp değerlendirmeliyiz. Sol güçlerin tutum ve davranışlarını buna göre şekillendirmeleri hayati önemdedir. Kısacası, “çatı partisi” önerisinin 'esası sorunludur' diye teori yapmak yerine, nesnel gerçekliğimizi görerek, mücadeleyi ileri boyutlara taşımanın yollarını döşemeye, daha fazla zaman ayırmakta fayda vardır.

 

Büyük bozgunlar yaşayan solda oluşan güvençsizlik olgusunu aşmak ve yeniden yapılanmak basit bir olay değildir. Ancak toplumun en geniş katmanlarının her sorunu karşısında çözüm üretmek ve pratik sergilemek zorundayız. Bu anlamda maksistler siyaset sahnesine aktif olarak çıkıp fiziksel güç olarak yeniden güçlenerek çıkmayı düşünürken, teorinin grilliğinden kurtulup pratiğin yeşilliği içinde yerini almalıdırlar. Bu ahlaki bir sorumluluk haline gelmiştir.

 

12 Eylül gibi kudurmuş bir saldıganlık karşısında, ütopyalarından vaz geçmeyen ve toplumun her zaman vijdanı olmayı küçük gruplar halinde de olsa kesintisiz sürdüren Kürt ve Türk komünistlerinin, Kürt halkının olmak yada, olmamak pahasına başlattığı direnişin başında yer almamış olsa da, gelinen aşamada tarihi rollerini almaları bir zorunluluktur. Siyasi arenada güç olamamanın verdiği güvensizlik duygusundan, korkudan kurtulmadan ne duruşumuzu belirliyebiliriz ne de sözümüzü söylerken rahat olabiliriz. Daha yürekli olmak, daha cesur olmak ve daha alçak gönüllü olmak gerek.

2.06.2008