Veysel Çamlıbel

camlibelveysel@hotmail.com


Kürt siyaseti kendi sosyolojisi ile buluşmak zorunda

Bilindiği gibi, Kürtler geniş coğrafyaları üzerinde, en temel insan haklarından mahrum bir yaşam süren bir halk. Bu kadar büyük nüfusu ile bölgede devletleşememiş tek halk konumunda. Kürdistan coğrafyası bütün parçalarıyla, bir bütün olarak hareketlilik , özgürlük arayışı içerisinde. Ortadoğu coğrafyasının geleceği düşünüldüğünde Kürtlerin durumu özel bir önem kazanıyor. Abartıdan uzak bir değerlendirmeyle, Kürtlerin özgürleşmesi, eşit halk statüsüne yükselmesi Ortadoğu'nun demokratikleşmesinin anahtarı durumundadır.Kürtlerin özgürleşmesi , eşit halk statüsüne kavuşması , diğer halkların da boyunlarına vurulan boyunduruğu atmalarını sağlayacak , daha iyi geleceğe sahip olacaklardır.


Kürt özgürlük arayışı , dini referanslar ötesinde bir yaşamı öngörüyor. Kürtler , kutsal bilinen dinin milliyetçiliğin payandası olarak kullanıldığını yaşayarak öğrendi. İslam dini milliyetçi akımlarca orasından burasından çekiştirilerek millileştirildi. Saf İslam kala kala Kürtlere kaldı.Kürtlerin İslam algılayışı , yorumu çok dinliliğin izlerini içinde taşıyan bir farklı kıvamda. Kürtler siyasal İslam amacı olmayan , bunda yararı olmayan bir halk.


Seküler bir yaşama , dünyevi bir geleceğe yüzünü dönmüş bir halk. Diğer yandan , Kürdistan , zenginlikleri ve coğrafi konumu nedeniyle öteden beri üstünde oyunların oynandığı bir coğrafya olarak biliniyor. Oldukça zengin , su , toprak , yer altı zenginlik potansiyellerine sahip. Yoksulluğa , çaresizliğe , adeta ‘ ağzı var dili yok' bir yaşama mahkum edilmesi , katlanılır bir durum olmaktan çoktan çıkmıştır...


Ekonomik gelişmesini sağlamak , geri siyasal / sosyolojik dokuyu aşmak , sözlü kültürünü yazıya dökmek , binlerce yıllık dili ve kültürü ile aydınlanmak , tarihsel kökleri üzerinden modernleşmek , eşit halk / ulus statüsünü kazanmak elbette Kürtlerin de hakkı. Kürtler insan , halk olmaktan kaynaklı alacaklarını yüz yıldan bu yana tahsil edememiş , etmede gecikmiş bir halk. Ve bu hakkın kullanılması, varılan noktada bir bütün Ortadoğu' nun gündemine oturmuş durumda. Kürtler kızgın ateşi elleriyle tutmada kararlı. Bu gün var olan imkanlarını en iyi bir şekilde kullanabilmek , Kürtler açısında kuşkusuz yaşamsal bir önem taşıyor.


Kürt coğrafyasının her bir parçasında kuşkusuz farklı koşullar , farklı imkanlar , farklı sonuçlar söz konusu. Bu imkanların bir çok açıdan farklılık gösteren Kuzey Kürtleri için iyi bir şekilde değerlendirilemediği , kullanılamadığı , Kürtler arasında genel bir kabul görüyor. Bu değerlendirme kuşkusuz anlaşılabilir nedenlere dayanıyor. Bir çok neden var bu zorluğu yaratan. Türkiye koşullarında Kürtlerin durumu , diğer parçalardakinden farklı. Bu faklılıkların köşe taşlarını yerli yerine koymak gerekiyor..


Bir kere , Türkiye AB bağlantılı olsa da , önemli ölçülerde bir Ortadoğu ülkesi. Diğer yandan Ortadoğu ülkelerden de bir çok bakımdan farklı bir ülke. Tarihsel olarak , Osmanlıdan devralınan bir mirasın , yönetme deneyiminin sahibi. Türkiye' de devlet , cumhuriyet fetişleştirilmiş bir kavramlar. Devletin , topluma , insana karşı konumlanışı , İttihatçı jakoben bir anlayışın damgasını taşıyor. Devlet kutsal bir kavram. Her şey devlet için , devlete göre düşünülüyor , her şey devletin kutsallığı üzerinden algılanıyor.


Milleti, ülkeyi , daha bir çok temel kavramı devlete ait gören , aşırı merkeziyetçi , kuru sıkı bir konumlanış. Böylesi bir anlayışa bakılırsa, devletin siyasal sınırlarını belirleyen milletin yaşadığı coğrafya değildir. Ülkenin sınırlarını devlet çizmiştir. Millet ise devletin ulaşabildiği, elinde tutabildiği sınırlar içerisinde gönlünce yarattığı , imtiyazsız , sınıfsız yekpare bir kitledir.


Devletin topluma karşı yalnızca bu konumlanışı ile olsun , Türkiye ‘ de Kürt sorunu , Irak , İran' da ki sorundan önemli farklılık gösterir. İran ve Irak' ta Kürtler , Türkiye' deki anlayışın aksine , devlet nazarında Kürt olarak bilinir , rejimle sorun arasında belli bir esneklik payı her zaman için bırakılır. Türkiye' de vatandaş isen , vatandaş görülmek istiyorsan , mutlaka Türk olman gerekir , kendini Türk olarak gör rahat et , başka da yolun yok denilir insanlara. Türkiye koşullarında Kürtlerin farklı olan durumuna değinelim


A ) Güney Kürtleri 50 yılı aşkın bir siyasal mücadeleyi kendi sosyal dokuları üzerinde yükselen , kendi özgün partileriyle gerçekleştirdiler. KDP ve KYB böylesi partilerdir. İran' da İKDP ve Komela da sosyal dokuları üzerinde bina edilmiş siyasal partilerdir. Türkiye' de ise durum farklıdır. Bu nedenle de Türkiye koşullarında Kürtlerin kendi yaşamları ilgili siyasal parti yaratabilme imkanları olmadı , gerçekleşemedi.


Türkiye' de farklı Kürt alt kimliklerini / cemaat kimlikleri barındıran Kürt sosyal dokusunun (feodal – aşiretçi doku ) kendi öz siyasal imkanları ile buluşması Cumhuriyetin başından itibaren önlendi. Kürt kimliğinin , toplumsal dünyasının , siyasal yaşamının şekillendiği , Kürtçe' nin , Kürt kültürünün yaşam bulduğu kurumların başında medreseler geliyordu. Bunun için önce medreseler kapatıldı. Laiklik adı altında , topluma ait olan İslam dini devletleştirildi , başka milletlere de ait olan İslam din Türkleştirildi. Türk İslam sentezi bir Türkleştirme projesi olarak doğdu. Diyanet İşleri İslamı Türkleştirmenin kurumu olarak kuruldu.


Kürtlerin binlerce yıllık baba ata topraklarında geliştirebilecekleri siyaset , partileşme çabaları , böylece kendi sosyolojisinden , sosyal gerçekliğinden koparıldı. Yaşadığı topraklarda özgün Kürt siyasallaşması imkanlarının bütün yolları kapatıldı. 27 yıllık tek particilik döneminde siyasetin kapatılan kanalları , Kürtleri Kürt alt kimliklerine, cemaat kimliklerine, geleneklerine , dinin birleştirici misyonuna sığınmak zorunda bıraktı.


1945 sonrasında , dünyadaki demokratik gelişmelerin dayatmasıyla , hepsi de devletten olma , CHP' den doğma partilerle sözde çok particilik düzenine geçildi. O güne kadar siyaseten de ‘ memnu bölge ‘ ilan edilen Kürdistan' da siyasetin gelişmesine yol verilmedi. Aynı devletçi gelenekten gelen her bir parti , Kürt cemaat kimlikleriyle seçimden seçime ilişkiler geliştirerek , onlardan her biri bir bölüm ağayı , beyi , aşiret reisini , isyancı ailelerin kimi mensuplarını ehlileştirip , parlamentoya taşıdı. Kürt coğrafyası böylece kendi öz siyasal dinamiklerini yaratabilme şansından mahrum kaldı.


B ) Kürt sosyolojisi kendi öz siyasal dinamiklerinden, gelişme imkanlarından kopunca , Kürt aydınları, gençliği bu gerçeklikleri yaşayıp , bir çaresizliğin içinde olduklarını gördüler. Meslek edinmiş ama geleneksel değerlerini koruyan , yeterince sosyalleşememiş bir kesim okumuş , meslek edinmiş insan, ağaları , beyleri , aşiret reislerinin yolunu izlediler , Kürt kimliği ile kendilerini ifade edemeyecekleri siyasetlere soyundular. Bir bölüm değişime , gelişmeye açık duran aydın da , bu sosyal dokudan bir kurtuluş umudunun çıkamayacağını gördüler , feodaliteyi , aşiret düzenini aşan bir arayışa yöneldiler.


Yeni bir yol arayanlar 1960 başlarından itibaren Türkiye' de belli bir ilgi bulan sol değerlere , bir süre sonra da yakasını Kemalizm' in sol yorumlarıyla iç içe gelişen sosyalist değerlerle , onun uluslar arası düzeyde farklılaşan değişik renkleriyle tanıştılar. Kürt geleneksel sosyal dokusu midesi ve siyaseti ile kendisini inkardan gelen zorunlu bir yolda yürümekteydi. Sol kulvara giren , orada yoğunlaşan aydın ve gençler de başka bir yoldan.. Özgürlük arayışı nasıl düze çıkabilirdi , nasıl bir yol izleyebilirdi ? Hesaba bakılırsa , Türkiye' de yeni bir dönem açılmıştı. Kürt özgürlük arayışlarında , sol , sosyalist açılım belki Kürt gerçekliğini Türkiye siyaset gündeme taşıyabilirdi.


Ama diğer yandan yaman bir paradoks vardı işin içinde. Kürt okumuş yazmışları , meslek edinmişleri , üniversitelerde okuyan idealist gençler , onların etkilediği yeni kuşaklar , aşiretçi feodal güçlere karşı gerekli olan bir tutum takınırken , dilimizin , sözlü kültürümüzün değerlerinin uzağında kalmak gibi bir olumsuzluğu yaşadılar. Çünkü , bütün sözlü kültürel değerlerimiz geri sosyal dokumuzun içindeydi. Bu doku binlerce yıldır dil ve kültürel değerlerimizin , birikimlerimizin , başlıca taşıyıcısıydı. Ana dilimizden , sözlü kültürümüzden , kayıt altına alınmamış ayrıntılı yerel tarihinden uzağa düşme büyük bir tehlikeydi. Feodaliteyi , aşiret yaşamını küçümsemek elbette doğru bir tutumdu. Ama bu sosyal doku bizi biz yapan değerleri korumaktaydı. Hem geri sosyal dokuyla mücadele, hem de varlığımızı, zenginliklerimizi koruyabilmek.Doğrusu bizler bunu yeterince kavrayamamıştık.


Öyle ki ; aydınlar , eğitim gören gençler yaşadıkları şehrin, kasabanın köyün geçmişini , orada cereyan eden isyanların serüvenini yeterince araştıramadılar, o isyanlara ve sonuçlarına tanık olmuş büyüklerinin yaşadıklarını , gördüklerini bile kayıt altına alamadılar. Siyasetten öteye Kürt fikir dünyasını oluşturmaya , mülteci Osmanlı Kürt aydınlarının 1930 başlarında Suriye'de başlattıkları , diline , tarihine , kültürüne yönelik aydınlanma çabalarını bırakılan yerden sürdürmeyi ihmal ettiler. Pür siyasete yöneldiler , her sorunun bir tek siyaset yoluyla çözülebileceğine inandılar. Kürt fikir dünyası, Kürt aydınlanması için uzun vadeli bir zahmetli çalışmaya ilgi göstermediler, gösteremediler.


C ) Ekonomik kaynakların devlet elinde toplanması demek olan ‘devletçilik' , devleti ekonomide güçlü kılan , toplumu kendisine mecbur eden bir işlev gördü. Ekonomi devletleştirildi. Toplumdaki yerel otoriteleri kendi merkezi otoritesine , resmi ideolojisine bağlarken , Kürt geleneksel güçlerini , yeni palazlanmaya başlamış Kürt zenginlerini bölgeden koparıp , metrepollere çekti. Yaşamın tüm alanlarında eşitsiz gelişmeyi giderek daha da derinleştirdi. Kürt coğrafyası kendi ekonomisini , kimliğini geliştirmesin , siyasetini yaratmasın diye geri bırakılması için ne gerekirse o yapıldı. Güvenlik ile , asimilasyonu güçlendirmeyle ilgili yatırımlar geliştirildi. Üretim , ekonomik kalkınma , yaşamı geliştirmek için ne devlet yatırımı yapıldı , ne de özel sermaye yatırım için özendirildi. Güvenlik bahane edilerek sınır ticareti yasaklandı. Buna rağmen , az çok biriken sermaye , tarımda zamanla açığa çıkan iş gücü , işsizler , baskı ve şiddetin hedefi olan aydınlar , gençler , gelişmiş büyük batı kentlerine göçtü. Bu planlı programlı bir politika ve uygulama olarak yürütüldü.


Bölge , askeri açıdan , ekonomi açısından olduğu kadar , siyaset açısından da başından beri fiilen yasak bölgeydi. Tek parti döneminde beri Kürt illeri milletvekilleri hep dışardan atanırdı. Çok particilik döneminde ise birbirinin benzeri partilerin her biri , seçim nedeniyle , çıkar ilişkileriyle eklemleneceği nüfus sahibi kişi veya çevreyi belirlerdi. Kürtlerin dünyasında düşük yoğunlukluydu , seçimden seçime yapılan bir şeydi siyasal faaliyet.Onun dışında aşiretler , sülaleler , aileler arası güç mücadelesinde , yerel çekişmede binlerce yıllık siyaset geçerliydi.


D ) Dünyadaki, Ortadoğu'da ki gidişata da uygun olarak , Kürt özgürleşme imkanlarını sol / sosyalizm kulvarında arayan aydınlar , idealist genç kuşaklar elbette yalnızca solculuktan beslenmediler. Diğer Kürt mücadelelerinden , özellikle de Güney Kürt özgürlük mücadelesinden oldukça etkilendiler. 1960' ların sonuna doğru, Türkiye' de solun, sosyalist gelişmenin Kürt sorunu gibi ağır bir sorunu taşıyamayacağı bir çok belirtiyle açıklık kazanmaya başlamıştı. Devletçi sol / sosyalist anlayışa milliyetçiliğin zehri sinmişti. Mevcut derme çatma lokomotif , vagonları , özellikle de oldukça ağır yük taşıyan Kürt vagonunu çekemiyordu. Besbelli ki ; bir yol ayırımına gelinmişti.


Özellikle de 12 mart 1971 askeri darbesiyle Türkiye Solcuları/sosyalistleri ile Kürtlerin ortak örgütlerdeki yollar ayrıldı. Ardından , sol / sosyalist toplumsal , siyasal değerlerle buluşmuş , kayıpları yanında bir çok deneyim kazanmış Kürt aydınları , gençleri yanlışı doğrusuyla kazandıkları sol / sosyalist kültür çerçevesinde , kendi örgütlerini kurmaya yöneldiler. Oluşturulan örgütlerin nerdeyse tamamı solcuydu. Bu örgütler kendi gerçeklikleri konusunda , Kürt sosyal dokusuna yakın durmada başarısız oldular , kendi dilleri ile siyaset yapmada sıkıntı yaşadılar. Özgün aydınlanma çabalarını bir çeşit farkında olmaksızın küçümsediler. Varsa yoksa tek mücadele yolu siyasetti , tek mücadele örgütü siyasal partiydi.


Bu nedenle de gelişebilme , halkla buluşma şansı daralıyordu. Doğrusuna bakılırsa ; örgütleri ayrı , amaçlarında farklı olsalar da, Kürt örgütleri ; büyük ölçülerde Türk sol / sosyalist örgütlerinin , oradaki değişik eğilimlerin benzerleri , değişik variyasyonları biçiminde örgütlenmişlerdi. İddiaları ile yaptıkları üst üste oturmuyordu. Siyasal kültürleri uzlaşıcı , paylaşımcı olmaktan uzaktı , Türk yoldaşları gibi jakobenceydi. Solcu Kürtler edindikleri ben merkezci , kolaycı , çatışmacı kültürlerini büyük ölçülerde bu çerçevede sürdürdüler. Bir çok zaman birbirlerinin aynı şeyleri söyledi ve yaptılar ama bir araya gelememek için kırk dereden su taşıdılar. Bu gün varılan noktadaki Kürt parti girişimlerinin , birlik arayışlarındaki başarısızlığın nedenlerini , büyük ölçülerde bu geçmişte , o sözde sol / sosyalist alışkanlıklarda aranmak gerekiyor.


E ) Bu noktada PKK ‘ nin durumuna değinmekte yarar var. Her şeyden önce , PKK devlet – Kürt halkı arasındaki ilişkisinde bir sonuçtur. 12 Eylül 1980 ile genişleyen, derinleşen baskı ve şiddet PKK' nin yola çıkışı ; ‘Kürdistan Sömürgedir ' Devlet – Kürt halkı ilişkisi korku ve şiddetle sürdürülen bir ilişkidir , bu ilişki ancak karşı şiddet metotlarıyla değiştirilir , bunun için de mücadeleyi silahla , silaha dayalı siyasetle , silahlı propagandayla yapmak gerekir gibi bir anlayıştan yola çıkan bir çıkıştı. Başlangıç kadroları da sivil siyasetten çok asker olabilecek , emir komuta ile yürüyen , büyük ölçülerde yoksul, aile düzenleri gelecek vaat etmeyen , köylülükten , orta sınıflardan gelen , Kürtlükten ziyade devrimci olmayı öngören , Kürtlerin dışında da gençlerin katıldığı kadrolardı.


PKK gelişmesini şiddet üzerine kurguladı. Kürt sosyal dokusunun karşıt güçlerinin vuruşturulmasından yararlandı.Yerel sosyal güçlerin üzerinde genel bir otorite kurmak gibi bir amaçla hareket etti.Devletin Kürt sorununu kavramada ki yetersizliği , PKK' yi algılayışı , ona karşı yürüttüğü şiddet , halkı da hedefleyen ezme/ yok etme yöntemleri PKK' yi güçlendirdi. Hamidiye alayları örneği gerçekleştirdiği , Kürdü Kürde kırdırtma aracı olarak maaşa bağlanan , silahlandırılan ‘ koruculuk ‘ ile halk düşman kamplara bölündü. Bu tahripkar politikalar PKK' yi Kürt sorununun çözümünde olmazsa olmaz tek muhatap konumuna yükseltti. Bu değerlendirme her türlü öznel niyetten uzak bir realitedir.


Netice olarak bildik siyasal partiler dışında , farklı bir profile sahip olan PKK bir soğuk savaş dönemi örgütüdür. Şiddete karşı şiddet yöntemleri benimsemiş bir örgüt. Ama yaşam değişti. Onun da değişebilmesi , yeni dünya koşullarına uygun , barışçı çözümlere yönelmesi hem zorunlu ve hem de doğal. Barışçı siyasal yöntemleri benimsediğini , çözümlerin bu yollarla olacağını , karşılık görürse silahları temelli bırakacağını da ifade ediyor olması önemli. Devlet Kürtlerin de devleti olarak değişsin , demokratikleşsin , ortak bir vatanda zorbalıktan uzak , eşit halklar olarak gönüllü birlik kuralım , dilimiz eğitim dili , yaşayan kültürümüz serbestçe gelişsin diyor. Doğrusu , bu istekler , Kürtlerin aşağı çekilmiş , asgari istekleridir. Şu dünya koşullarında bu istekler , gerçekçi , kabul görmesi gereken isteklerdir.


Ama neticede , ortak bir ülkede , bir arada yaşamak karşılıklı gönüllülüğe dayanması gereken bir ilişkidir. Türk halkının Kürt halkıyla eşit bir statüde yaşama iradesi göstermesi , bu devlet benim , senin, diğer tüm yurttaşların olmalı diyebilmesi , bunun için ortaya bir demokratik irade koyması gerekir. Türk , Kürt , tüm etniler , tüm dinden inançtan yurttaşlar, bir bütün toplum ve ülke devlete ait olarak düşünülebilir mi!..Devlet , hepimize , tüm halklara , yurttaşlara aittir diyebilmek demokrasinin ön koşuludur. Farklılıkların bir arada yaşama isteği gönüllülüğe dayanırsa uzun ömürlü olur. Birlik evlilik gibi gönül rızasıyla , karşılıklı evet demeyle ve karşılıklı güvenle yola çıkar. Ama birlikte yaşamada boşanabilme özgürlüğü de bir vazgeçilmez haktır.


F ) PKK' nin , onunla aynı halk desteğine oturan , yasal bir faaliyet yürüten DTP ‘nin , Kürt halkını bütünüyle temsil ettiği yada edeceği elbette söylenemez. PKK' nin farklı düşünenlere , davrananlara karşı tutumu iyi değildir. Farklılıkları hazmedememesini , kendisi gibi olmayana şiddet metotları uygulamasını her ne adına olursa olsun kabullenmek asla mümkün değildir. Türkiye' de 20 milyon olarak ifade edilen Kürt halkının başkaca siyasal örgütleri , kurumları , sözcüleri de olacaktır , olmalıdır. Nitekim öteden beri federasyon çözümünü tarihsel koşullar , halklar açısından uygun , gerçekçi bulanlar başından beri var olmuştur. Şu sıralar Kürt aydınlarında federasyon şeklindeki çözüm , iyi araştırılmamış , altı ve içi doldurulmamış , gerekçeleri ortaya konulmamış olsa da , yaygın bir ilgi bulmakta ve açıklıkla ifade edilmektedir.


Kuşkusuz her çözüm önerisi somut çabalarla gerçeklik kazanabilir.Bir şey istiyorum demekle olmaz. Donanımlı olmanız , dediklerinizi öncelikle halkınıza , taraf halklara , yurttaşlara anlatabilmeniz , onlara benimsetmeniz gerekir. Federasyon istemekle iş bitmez , aksine onu ifadeyle birlikte , yapılabileceklerinizin neler olması gerektiğini bilerek işe koyulmanız gerekir.


Bu işin sonu yok , birlikte yaşanılmaz , boşuna oyalanmayalım , hemen boşanalım diyenler de olacaktır kuşkusuz. Bağımsızlık ilk başta ilgi çeken , heyecan yüklü bir hedef gibi gelebilir insana. Ama kazın ayağı öyle değildir. Bir başına geçinmeyi, yaşamayı bilmeyenler, yeterince öğrenemeyenler, içerde , zoraki yaşadıkları evde hak hukuklarını arama mücadelesini yeterince yapamayanlar, bunun hakların en aşağısından bir bölümünü gerçekleştiremeyenler alıp başlarını nereye , nasıl gidebilirler dersiniz!...


G ) 1950 yıllarından bu yana , Kürt nüfusu giderek artan bir oranda gelişmiş batı bölgesine , büyük kentlere göç ediyor. Her şeyden önce bu , sermayenin , iş gücünün , eğitimli insanların , bilginin , az çok biriken zenginliğin göçüdür. Nedeni ise önceleri ekonomiktir , insanca yaşama , çoluk çocuğunla geleceğini garantiye alma arayışıdır. 1971 , özellikle de 1980 askeri darbeleri sonrası tırmanan şiddet ortamında ise göç kitleseldir. Temel belirleyeni ise can güvenliğidir , bu güne kadar uzayıp gelen iç savaş ortamıdır.


Kürtler, 1960 başlarında kadar kendilerini yaşaya geldikleri coğrafyalarıyla ifade ederken , 40 yıl içinde sorun özü aynı kalsa da oldukça farklılaştı. Toprağa dayalı bir sorun olmanın ötesinde , yerinden yurdundan göçen Kürtler için kendisini daha çok , Kürt kimlik sorunu olarak da ortaya koydu. Bu gün Kürt sorunu denilince birbirine bağlı ve fakat farklılık da gösteren iki farklı cephesi / yüzü akla geliyor. Birincisi öteden beri toprağa bağlı olarak kendisini ifade eden bir coğrafi sorundur. İkinci yanını ise ; bir coğrafi temele dayalı olmadan kaynaklanan , isteği dışında , büyük ölçülerde de zorla başka alanlara göçmüş , büyük kentlerin varışlarında koloniler oluşturmuş , bulunduğu yerde , geldiği iklimin dil ve kültür değerlerini sürdüren Kürtlerin kimlik sorununu olarak kendisini ortaya koymaktadır. Sorunu toprağa dayalı olarak yaşayan Kürtlerin gözü Diyarbakır' dadır. Sorunu kimlik sorunu olarak algılayan Kürtlerin gözü ise Ankara' dadır.Bu durum açık bir realiteyi yansıtmaktadır.


H ) Kürt sorununda yukarda ifade ettiğim gibi üç temel eğilim var. Eyalet sistemi önerileri de bir başka eğilimdir , bu eğilim , dördüncü bir çözüm yolu olarak düşünülebilir. Bütün bu eğilimlerin açık açık tartışılması için , gerçekten bir özgür tartışma ve örgütlenme ortamına ihtiyaç var. Siyasetin ve fikirlerin yönlendiricileri / aktörleri , halk , halklar önünde açıkça görüşlerini ortaya koyarlar , tartışırlar. Halkın katılımı sorunun çözümünü kolaylaştırır. Halk gerçekçidir , mümkün ve makul olanı tercih eder. Son sözü o söyler , çözümün altına mührünü o vurur , geleceğini bizzat halkın kendisi belirler , son kararı o verir.


İfade ve örgütlenme özgürlüğü olmadan hiçbir özgürlükten söz edilemez. Böylesi bir asgari iletişim kurma, etkileşme , tartışma ortamında halkların bir birleriyle ortak yaşamış olmalarından gelen alışkınlıkları , yakınlıkları öne çıkar , dayanışmaları gelişir , gönüllü birliğin , bir arada yaşamanın iklimi oluşur. Boşanmayı da tartışabilmek evlilikte de olduğu gibi her zaman boşanmayı zorunlu hale getirmez. Aksine, evliliğin zaaflarını gidermede, yeni düzenlemelerle evliliğin kalıcılaşmasını sağlamada etkili olur.


Türkiye koşullarında , Kürt sorununun , siyasal , toplumsal , kültürel aktörlerinde bir yetmezlik , yetersizlik , bir tutarsızlık var. Bu genel bir kanı. Kürt partileri , siyasetleri , sosyolojisiyle , kökleriyle buluşamamış. Kürt siyasetlerini , halk adına değerlendirebilen , eleştirebilen çoğulcu bir Kürt fikir dünyasından , kültür dünyasından yoksunuz. Kürt aydın kadroları , olumsuz alışkanlıklarını terk etmeden , parti arayışları , geniş siyasal birlik peşinde. Oysa parti kurabilmek de , güçlerin kitlesel siyasal birliğini oluşturmak da oldukça ciddi şeyler.


Parti denilince , her şeyden önce kadroların halkla / kitlelerle buluşması akla gelir. Bu imkan var mı diye düşünebilmek çok mu zor!...Her şey zamanla olur denilebilir. 30 yılı aşkın bir süre tecrübe edinmek için yeterli bir süre sayılmaz mı acaba!...Böylesi uzun sürede hangi parti , iddialı örgüt , ne kadar başarılı oldu , halkla hangi ölçülerde buluşabildi , bu sonuçları düşünemez mi insan ? Kendini aynısıyla tekrar etmek neyi değiştirebilir!...


Kürt sosyal dokusu , cemaat kimliğini önde tutan bir geleneksel doku.Kürtlerin hatırı sayılır bir çoğunluğu hala; aşiret , kabile, aile , hemşehrilik , onun ötesinde din ve mesep kimliğini önde tutuyor. Kemalist muhafazakarlık da dahil muhafazakar partilerin, dinsel siyasetlerin destekçisi olmayı sürdürüyor.


Şiddet ortamında bu muhafazakar doku , doğal yaşam ortamından koptu , şiddetin ardından göçe zorlandı. Fatura ödemiş milyonlarla ifade edilebilecek kitle 25 yıldır doğal ilişkilerinden, cemaat bağlarından kopmuş bir kesim. Söz konusu kitleler , onların etkiledikleri yüz binler , 15 yılı aşkın bir süredir açık alanda yürütülen kitlesel siyasal mücadeleyle, HEP – DTP siyasal hattıyla etle kemik benzeri bir yakınlık içinde.Oradan kopması için de inandırıcı , anlaşılır bir gerekçe yok.


Ha bunun dışında bir kitle mi aradığınız ? Var mı yolunuzu gözleyen , buluşabileceğiniz farklı bir kitle imkanı ? Bu imkan yoksa herhalde var olan kitleyi çalacak değilsiniz!...Baskı , şiddet altında ortak bir kaderi paylaşanları birbirlerinden ayırabilmek mümkün mü ? Ya ne yapmalı ? Kitlelere saygı göstererek , onu aydınlatmayı sabırla sürdürmek!...Öteden beri mücadele içindeki yer tutan kitlelerin ödedikler ağır faturaları görmek , saygı göstererek onları aydınlatmak , olumluluk içinde etkileme çalışmak , siyaset değil mi ?


Uzun sözün özeti ; DTP ‘ ye oy veren 2 milyon seçmeni, 5 - 6 milyon destekleyeni ile halkımızı önemsememiz , onu aydınlatmamız , onunla dayanışmamız , etkileşmemiz gerekiyor. Bu kitle enerjisi , zayıflamamalı , dağılmamalı , sönmemelidir. Şu koşullarda hiç kimsenin parti girişiminin var olan bu kitlenin dışında başka bir kitle odağı yaratabilme şansı yok. Ama bu mevcut kitleyi daha da tutarlı kılmak, büyütme, genişletme şansı her zaman var. Şu durumuyla DTP ile etkileşip sorunları tartışmadan, yanlışlarını , zaafları göstermeden , ortak noktalarda buluşma imkanı aranmadan , birlikte iş yapmadan insan siyaset yapmış olmaz.


DTP' ni dışarıda tutarak siyaset yapmak , siyasal birlik aramak mümkün değil. Buna kimseleri inandıramazsınız. Siyaset herhalde masa başında planlanan bir şey değil. Yaşam zaten bir hareket içerisinde , kalubeladan beri mücadelelerin aktörleri var.. Siyaset yaşamın hareketliliği içinde doğup , şekilleniyor. Bir siyaset aktörünün yanlışı başka bir aktörü kendiliğinden halklı kılmaz. Siyaset gemisini yüzdürmek için sütliman bir deniz aramak nafile bir şey. Geminiz dalgalı , fırtınalı bir denizde. Var olan koşullarda , mevcut imkanlarla yüzdürmek , yükünüzü sağ salim limana taşımak , bunu başarmak zorundasınız.


Doğrusu kimi siyasetçilerimizi anlamada zorlanıyor insan. İtiraf edeyim ki ben kendi adıma çok zorlanıyorum. Elde gözüken , halkın oldukça uzağında duran siyasal kadroların ne durumda olduğunu , nasıl , nerede hangi halk güçleriyle , kitlelerle buluşabileceğini , böylesi bir şansın olup olmadığını düşünme ihtiyacı bile duymadan yeniden toplanıp dağılmaya talim edebiliyor kimi siyasetçilerimiz.


Kürtler olarak işimiz zor. Kürtlerin , son derece ciddiyet isteyen sorunlarına , daha iddialı , daha bir yukarılardan , daha geniş bir ufuktan bakmaları gerekiyor. Farklı fikirlerin , çözümlerin etkileşmeyi temel alan mücadelesi , iç gelişmeye , olgunlaşmaya , ufku geliştirmeye hizmet etmelidir. Siyaset çok şeydir ama her şey değil. Siyasetin ötesinde Kürt aydınlanması özel bir önem taşıyor. 1930 yıllarından bu yana Şam' da Celadet Bedirxan ve çevresindeki yurtsever ve aydınların tutuşturdukları Kürt aydınlanması , adı da bu şekilde konularak , kararlılıkla sürdürülmelidir.


Herkesin her şeyi yapabilmesi imkanı / iddiası artık gerilerde kalıyor. Kurumlaşma ve iş bölümü ihtiyacı oldukça önem kazanıyor. Dil , sanat , edebiyat , her türden kültürel çalışmanın üzerinden , siyasetin dar , her şey benden sorulur şeklindeki boğucu gölgesi kaldırılmalıdır. Dil , sanat – edebiyat , tarih , kültür alanı , her bir partinin kendince yürüttüğü bir faaliyet alanı olamaz. Partilerden bağımsız olarak düşünülmesi gereken Kürt fikir dünyası içinde aynı şeyleri söylemek mümkün.


Kürtler arası her siyasal çözüm önerisi, gayreti , hesaba katılmaya, tartışmaya değerdir. Bağnazlığa yer olmamalıdır. Hiçbir siyasal çözüm önerisi dışlanmamalıdır. Çözümler gerekçelere dayanmak , imkanlar ile birlikte , anlaşılabilir , kabul edilebilir bir formda ortaya konulabilmelidir. Sözler , davranışlar , iletişimi / etkileşmeyi sürdürebilen bir ambalaj içinde , arkası doldurularak sunulmalıdır.


İnancım odur ki ; eşitlik içinde gönüllü birlik imkanlarını , barışçı siyasal , toplumsal , kültürel mücadeleyi sonuna kadar zorlamak , Türk halkıyla buluşmaya, etkileşmeye önem vermek , Kürt halkını geliştirir , daha da olgunlaştırır. Ve daha da haklı , dirençli ve güçlü kılar.


14 . 12 . 2006 / İZMİR