SEZGİN TANRIKULU

 Devlet Kayıtlarında JİTEM– Ergenekon

(Yasama – Yürütme – Yargı)

 

Av. M. Sezgin Tanrıkulu *

 

 

I-Giriş

Türkiye'de geçtiğimiz çeyrek yüzyıl; kayıtlara geçen insanlığa karşı suç olarak da kabul edilebilecek binlerce hak ihlaline sahne oldu. Faili meçhul cinayetler, kayıplar, toplu infazlar, işkence, güç kullanılarak yerleşim yerlerinin boşaltılması ve zorunlu göç şeklinde adlandırılabilecek bu hak ihlalleri, ağırlıklı olarak olağanüstü hal yönetimi döneminde olağanüstü hal bölgesinde gerçekleşti 1 .

 

Devletin üç erki, bu hak ihlalleri karşısında değişik tavırlar sergilediler. Yasama organı, farklı tarihlerde araştırma komisyonları kurdu. Bu komisyonlar, raporlarında önemli tespitlere ve çözüm için alınması gereken tedbirler konusunda değerli önerilere yer verdi.

Hükümetler, ihlallerin önlenmesi için gerekli tedbirleri almak yerine, bu hak ihlallerini gerçekleştiren kurum ve kişilere genellikle sahip çıktılar; böylece, ihlallerin bir politika olarak uygulanmasının sorumluluğunu paylaştılar .

 

Yargı kurumları da, bu dönemde otopsi yapmak, yetkisizlik, görevsizlik, takipsizlik ve zamanaşımı nedeni ile açılan davaları ortandan kaldırmak gibi kararları vermekle yetindiler. Bu nedenle, Olağanüstü Hal Bölgesinden sınırlı sayıda yapılabilen başvurularda Türkiye, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi önünde ağır ihlal kararları ile karşı karşıya kaldı. Yargı kurumlarının etkin soruşturmalar yapmaması karşısında, başvurucular sözleşmenin 34. maddesi uyarınca iç hukuk yollarını tüketmekten muaf sayıldılar. 38 ayrı başvuruda İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, bir hakikat komisyonu gibi çalışarak Cizre'de, Diyarbakır'da, Ankara'da olgu saptama duruşmaları yaptı; dönemin valilerini, emniyet müdürleri, savcıları, başsavcıları, general düzeyindeki komutanları ve diğer sorumlular çapraz sorgularla dinledi, mağdurların tanıklıklarına başvuruldu. Sonuçta Türkiye, mağdurların etkin başvuru hakkını güvence altına alan sözleşmenin 13. maddesi uyarınca aleyhine en fazla ihlal tespiti yapılan ülkelerden biri oldu. Bu yazıda hak ihlallerinin sorumlularının tespiti amacıyla yapılan sınırlı sayıdaki çalışmalardan örnekler alınarak bir tablo sunulmaya çalışılacaktır.

 

II-Yasama organı metinleri

Yasama organının bu konudaki faaliyetleri arasında, farklı zamanlarda kurulmuş üç komisyon ve bu komisyonlar tarafından hazırlanmış raporlar dikkate değerdir. Bu nedenle söz konusu raporların önemli bölümlerini aktaralım:

A-TBMM Faili Meçhul Siyasal Cinayetleri Araştırma Komisyonunca 2 hazırlanan rapor

“ Devletin Anayasa ile çizilmiş yetki ve görev ayrımına rağmen hukuk kurallarını tanımayan ve istedikleri zaman istedikleri kuralları uygulayan kişiler ve kurumların bulunduğu, Devletin içinde olduğu izlenimi edinilen birtakım odakların devlet içerisinden temizlenmesi ve hukuk kurallarının hâkim kılınması için Devletin otoriteyi ele almasının zorunlu olduğu, bu yapılmadığı takdirde bu odakların Devlete hâkimiyetlerinin ve hukuka aykırı davranışlarının devam edeceği, hukuk devletlerinde her türlü hukuk dışı oluşumun fark edildiği anda ortadan kaldırılması gerektiği, hukuk devletinin yetkili kuruluşlarının, hukuk dışı oluşumların faaliyetlerinin devam etmesine göz yummaları durumunda bundan hukuk devletinin zarar göreceği…” kanaatine varılmıştır.

 

Bu raporun düzenlediği tarih, 14 yıl öncesidir. Raporun sonuç bölümünde alınması gereken tedbirlere ilişkin 29 maddelik tespit ve öneri vardır. Ancak bunların hiçbiri yasama, yürütme ve yargı organları tarafından yerine getirilmemiş ve dikkate alınmamıştır.

 

B- TBMM Susurluk Araştırma Komisyonunca 3 hazırlanan raporda devlet içerisindeki çetelerle ilgili olarak şu açıklamalara yer verilmiştir;

“ Devlet içinde çok sayıda İstihbarat teşkilatı kurulurken, bunlar arasında koordinasyonsuzluk ve çekişme yaşandığı anlaşılmıştır. Hatta JİTEM' in ne görev yaptığı tam olarak öğrenilememiştir. JİTEM 'in varlığı tartışılırken eylemlerinin tartışmasız gerçek olduğu ortaya çıkmıştır . Bu örgütler amaçlarına ulaşmak için, her türlü Yasadışı faaliyeti (tehdit, adam öldürme, haraç, v.s) yapar hale gelmiştir. Olayların üzerine gidecek devlet görevlilerinin (güvenlik güçleri, adli merciler) ve vatandaşların ( şikâyet, şahitlik seklinde) güvenliği yeterince sağlanamamış ve söz konusu yasal olmayan güçler her türlü yasal olmayan işlerini kolaylıkla yapar hale getirilmiştir. Bu durum vatandaşın devlete olan güvenini olumsuz yönde etkilemiştir. Olayların bu şekilde gelişmesinde, devletimiz adına kamu görevlilerince yapılan bir kısım işlemlerin devlet sırrı kavramı altında saklanması etkili olmuştur “

 

C- TBMM Şemdinli olaylarını araştırma komisyonunca hazırlanan raporda 4 da devlet içerisinde başta JİTEM olmak üzere hukuk dışı oluşumlara dikkat çekilmiş alınması gereken tedbirlere ilişkin öneriler TBMM'nin gündemine sunulmuştur. Ancak bu rapor yasama dönemi içerisinde görüşülmesi sağlanmayarak hükümsüz kalmıştır.

 

III-Yürütme organı metinleri

Yasama organının Anayasanın 98/3. maddesi uyarınca araştırma komisyonu kurmasının ardından, yürütme organı ilk defa en üst düzeyde denetim mekanizmasını harekete geçirecek bir siyasi tutum almıştır. Bu çerçevede Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığına Başbakanlık onayıyla 5 talimat verilerek inceleme yapılması istenmiştir. Bu teftiş raporu devlet içerisindeki hukuk dışı yapılanmalar bakımından dikkat çekici tespitler içermektedir. Buna göre;

 

“ Bu davranışlara izin veren anlayış bir grup insanının -sivil ve kamu görevlilerinin- kısa sürede çizgiyi aşıp vatan - millet hizmetinden kişisel menfaate dönmelerine yol açmıştır. Devletin ilgili tüm kurumları bu iş ve eylemlerden haberdardır … Mesela İzmit - Adapazarı - Bolu ekseninde meydana gelen cinayetlerin gerçekleşmesinde ortak noktalardan biri de, Polis - Jandarma - İtirafçı örgüt mensupları faaliyetlerinin yörede yoğunlaşmış olmasıdır. Uygulayıcılar, bu ekseni değiştirmek ihtiyacını dahi duymamışlar, yarattıkları ürküntü, güçlerinin delili olmuştur. Söz konusu eylemlerde öldürülen şahıslar özellikle dikkate alındığında; OHAL Bölgesi'nde öldürülen Kürtçü şahıslar ile diğerlerinin farkının ekonomik bakımdan arz ettikleri finansman gücü olduğu ortaya çıkmaktadır.

Susurluk olayı ile Silâhlı Kuvvetlerin irtibatı nereden doğmaktadır? Susurluk, Ankara'daki tercihlerden kaynaklanmış, OHAL bölgesinde gelişmiş ve ülkenin büyük merkezlerine taşınmış, oralardaki uygun olay, kişi ve grupları bünyesine alarak genişlemiştir. Neticede çok yönlü ve derinliğine bir ilişkiler yumağı oluşmuş, devlet kurumları ve yöneticiler bilerek bilmeyerek devrede olmuşlardır.

 

Jandarma İstihbaratı geçmişte, çok küçük, güçsüz hatta illerdeki asayiş istihbaratı mertebesindeydi. Hulusi Sayın Paşa'nın Kurmay Başkanlığı döneminde JİTEM geliştirilmiştir. Dolayısıyla JİTEM büyük ölçüde varlık sebebi olan Güneydoğu problemine bağlı olarak bir gelişme çizgisi takip etmiştir. Ancak JİTEM'e alınan itirafçılar ve mahalli unsurlar zaman içinde başıboş ve serbest kalınca, başlı başına bir büyük problemin kaynağını oluşturmuşlardır. Sadece mahalli unsurlar değil istihbaratta çalışanlar da askeri hiyerarşinin dışında kalmışlardır…” tespitlerine yer verilmiştir.

Bu teftiş raporunda her ne kadar devletin hukuk dışına çıkmasının meşru görülebileceği eğilimini içeren görüşler var ise de, aleniyet kazanan bir rapor olması itibariyle önemli tespitler de içermektedir. Ancak raporun sonuç bölümünde yer alan tespit ve önerilerin yerine getirilmesi için, görevde olan ve daha sonra göreve gelen hükümetler tarafından bir çaba harcandığını söylemek ise bugün için mümkün değildir.

 

1- Yargı organı metinleri

A-Yargı hiçbir şey yapmadı/yapamadı/yaptırılmadı,

Olağanüstü Hal Bölgesinde görev yapan savcı ve hâkimler, yanı başlarında gerçekleşen bu vahim suçlarla ilgili etkin soruşturmalar yürütmemişler/yürütememişlerdir. Başta Diyarbakır olmak üzere, birçok adliye ve lojmanların yakınında bu dönemde bombaların patladığı bilgisi de sıkça kamuoyuna yansıtmıştır.

Bu döneme ilişkin olarak Emekli Korg. Altay Tokat ile Aktüel 6 dergisinde yapılan röportajda “Bakın, benim zamanımda ben de bomba attırdım… Benim meselem mesaj vermek. Batıdan gelen memurlar, hâkimler işin ciddiyetini anlamıyor. Çok koordineli ve iyi çalıştık. Baktım, sonradan işler sakinleşince işi basite almaya başladılar. Rastgele dolaşıyorlar, şunu bunu yapıyorlar. Onun üzerine şunlar hizaya gelsin diye evlerine yakın iki yere attırdım.” ifadeleri yer almıştı.

 

Röportajın yayınlanmasının ardından Diyarbakır Barosu Başkanlığı Altay Tokat hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde suç duyurusunda bulunma kararı aldı 7 . Yapılan suç duyurusunda “… bilindiği gibi yıllardır bölgede, kamu görevlilerinin oluşturduğu hukuk dışı örgütler bulunduğu ve bu suç örgütleri tarafından bombalama, öldürme vb. ağır suçların işlendiği iddiaları bulunmakta ve bu tür eylemlerle ilgili halen devam eden soruşturmalar da bulunmaktadır. Şüpheli (Altay Tokat) bu yasa dışı örgüt ve faaliyetleri teyit etmiştir. Şüpheli Anayasanın hukuk devleti ilkesini ihlal etmek ve ülkenin yargı sistemini Anayasal düzenini değiştirmek amacıyla hâkim ve savcıları korkutmak ve yıldırmak suretiyle bombalama eylemi gerçekleştirmiştir” görüşlerine yer verilerek kamu davası açılması talep edilmiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından görevsizlik kararı verilerek Genel Kurmay Başkanlığına gönderilen bu soruşturma bakımından da

açılan bir kamu davası bulunduğu bilgisi henüz yoktur.

 

B- Soruşturma izinleri verilmedi

İdil Cumhuriyet Başsavcılığınca bir kısım subay, astsubay ve kamu görevlileri aleyhine, suç işlemek amacıyla silahlı çete oluşturmak, birden fazla kimseyi taammüden öldürmek suçlamasıyla yürütülen soruşturma dosyasında tam 10 yıl sonra verilen görevsizlik 8 kararında devlet içerisinde yer alan oluşum için “kapsamı ve işledikleri suçlar tüm ülke geneline yayılan ve kamu görevlileri, itirafçılar ve koruculardan oluşan bir çetenin soruşturma konusu suçu işlediği bu çetenin önceleri terörle/teröristlerle mücadele amacı ile kurulduğu, teröre destek veren şahısların yasal yöntemler kullanılmadan cezalandırılmasını yöntem olarak benimsedikleri, daha sonraları başka Saiklerle adam öldürme/kaçırma, çek senet tahsilâtı, bombalama, tehdit v.s. gibi suçları işledikleri iddialarının olduğu…” görüşlerine yer vermiştir.

 

Bu görevsizlik kararında, yedinci sanık olarak gösterilenler ise çarpıcı bir biçimde örgütün kendisini ifade etmektedir. Daha çarpıcı olan, bu örgüt ve eylemleri bakımından yargının ve diğer kurumların alması gereken tedbirler noktasında savcının Adalet Bakanlığına yazdığı değerlendirme yazısıydı 9 .

 

Asker sanıklarla ilgili olarak verilen görevsizlik kararından sonra, soruşturma evrakı, soruşturma iznini vermeye yetkili makam olan Genel Kurmay Başkanlığı'na gitmiştir. On yıl önce, görevsizlik kararında adları yer alan bu sanıkların bir kısmı bu gün JİTEM davasında sanık olmasalar da, ETÖ soruşturmasında tutuklu şüpheli oldular 10 .

 

C- Açılan davaları yargılayacak mahkeme bulunamadı

1-. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca bir kısım subay, astsubay ve kamu görevlileri aleyhine suç işlemek için teşekkül oluşturmak, bir suçu söyletmek için işkence yapmak ve taammüden öldürmek suçlamasıyla yürütülen soruşturma dosyasında tam 13 yıl sonra hazırlanan iddianamede 11 devlet içerisinde yer alan bu oluşum için “sanıkların suç tarihleri itibariyle “JİTEM” adı altında oluşmuş, “sözde devlet adına” ancak yasadışı yollarla birçok adam öldürme, adam kaldırma ve Terör Örgütü PKK yandaşı olarak inandıkları veya sandıkları kişiler aleyhine ve kendi çıkarlarına gasp eylemleri yaptıkları, Cürüm işlemek için teşekkül oluşturan ve faaliyette çetenin üyeleri oldukları ve ayrıca sanık Abdülkerim Kırca'nın eylemlere ilişkin talimatları vermek suretiyle bu çetenin yöneticisi konumunda bulunduğu…” görüşlerine yer verilmiştir.

Bu kovuşturma dosyası, Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararı 12 ile sanıkların asker olmaları nedeniyle 7. Kolordu Askeri Mahkemesine gönderilmiş, 7.Kolordu Askeri Mahkemesi görevde olan asker şahıslarla ilgili dosyayı başka bir esasa kaydettikten sonra görevsizlik kararı vererek yargı yerinin tayin edilmesi bakımından dava dosyasını uyuşmazlık mahkemesine göndermiştir. 13 Uyuşmazlık mahkemesi ise asker kişi olan sanıklara yüklenen “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, bir suçu söyletmek için işkence yapmak, taammüden adam öldürmek” suçlarının askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle, açılan kamu davasının adli yargı yerinde görülmesinin gerektiğine karar vermiştir 14 . Bu karar üzerine dosyanın geldiği Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi bu kez kovuşturma dosyasını 5271 sayılı kanunun 250. maddesi gereğince görevli Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere görevsizlik kararı vermiştir. 15 Dosyanın 6. Ağır Ceza Mahkemesine ulaşması ile bir görevsizlik kararı daha verilerek kovuşturma dosyası görevli yargı yerinin tayini amacıyla Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmiştir 16 . İddianamedeki hazırlık numarasındaki tarihe göre bu dava dosyasında aradan geçen 17 yıla karşın görevli yargı yeri henüz saptanmış değildir.

 

2-. JİTEM mensubu olarak Milli Savunma Bakanlığı kadrosunda çalışan eski itirafçılarla ilgili Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan bir başka iddianamede 17 sanıkların JİTEM örgütü içerisinde çalıştıkları bu örgütün mensupları olarak birden fazla adam öldürdükleri iddiası ile Diyarbakır 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne dava ikame edilmiştir. Diyarbakır 3 Nolu Devlet Güvenlik mahkemesi 3 yıla yakın bir zaman sonra 4723 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulü Yasasında yapılan değişikliği gerekçe göstererek görevsizlik kararı vermiş 18 dava dosyasını Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ne göndermiştir. Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi dava dosyasının kendisine tevdiinden yaklaşık 4 yıl sonra bir görevsizlik kararı daha vererek sanıkların JİTEM mensubu asker olduklarını, dolayısıyla 353 sayılı Askeri Mahkemenin Kuruluş ve Yargılama Usulü Yasasının 9 ve 10.maddeleri uyarınca dava dosyasının Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir 19 . Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, sanıkların yargılandıkları tarihte askerlikle ilişkilerinin kesilmiş olduğu, sanıkların haklarında dava açılması muhtemel asker kişilerle yargılanmaların da asker kişiler hakkında derdest ve açılmış bir kamu davası da bulunmadığı; gerekçeleriyle 353 sayılı yasanın 12. maddesi uyarınca görevsizlik kararı vererek 20 dava dosyasını görevli yargı yerinin tayini için Uyuşmazlık Mahkemesine göndermiştir. Bu gerekçeden çıkan ilginç husus ise Genel Kurmay Başkanlığının birçok fezlekeye karşın JİTEM mensubu muvazzaf/emekli,subay/astsubay şahıslarla ilgili gerekli soruşturma iznini vermemiş olmasıdır.Uyuşmazlık Mahkemesi'nin Ceza bölümü de yukarıda aktardığımız aynı gerekçe ile görevli yargı yerinin Adli Yargı olduğundan bahisle dava dosyasının Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesince görülmesi hükmüne bağlanmıştır. 21 Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinde 10 yıl sonra yeniden görünmeye başlanan dava dosyasında 22 yeni bir görevsizlik kararı verilip verilmeyeceği ise şimdilik meçhul.

 

3- Van Cumhuriyet Başsavcılığınca subay ve astsubay ile kamu görevlileri aleyhine devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemde bulunmak, adam öldürmek ve adam öldürmeye teşebbüs etmek, suç işlemek için anlaşmak suçlamalarıyla yürütülen soruşturma dosyasında hazırlanan iddianamede 23 yer alan değerlendirmede;” kan ve gözyaşı üzerinden politika üreten ve menfaatlerini temin için devletin bütün mekanizmasını kullanmaktan çekinmeyen güçlerin birtakım üst makamlara gelmesi halinde ise Devletin bekası için son derece tehlikeli bir durum ortaya çıkabilir. Kendi ideolojik mantığı içerisinde makul sebeplerini zaten hazırlayan bu grup menfaatleri icabı kendilerini uluslar arası güç odaklarına pazarlamaktan çekinmez. Gerçekte ne olup bittiğini bilen ve sesi çok çıkan bu grup medyanın da etkisi ile kamuoyunda “kahramanlar” olarak algılanırken aşağıda ise bunların tetikçiliğini yapan bir takım kişiler Devletin bekasına hizmet ettikleri düşüncesindedirler...” görüşleri yer almıştır.

Kamuoyunda “Şemdinli” davası olarak bilinen bu kovuşturmada Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların mahkûmiyetlerine karar vermiş 24 , Yargıtay 9. Ceza Dairesi 25 bu kez sanıkların asker olduklarından bahisle yargı yerinin askeri mahkeme olması gerektiğine karar vererek dosyayı mahkemesine iade etmiştir. İade üzerine Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi bozma ilamı doğrultusunda görevsizlik kararı 26 vermiştir. Kovuşturma dosyasının Van Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesine gönderilmesinden sonra bu kez bu mahkeme kendisini görevli sayarak görevsizlik itirazlarını reddetmiş ve sanıkları tahliye ederek yargılamaya devam etmiştir. Sonuçta aynı nitelikli suçlar bakımından görevli yargı yerinin adli ve özel yetkili ağır ceza mahkemeleri ile askeri mahkeme olduğu on yıllık bir yargı sürecinde henüz kesin olarak saptanmış olmadığı da anlaşılmıştır.

 

D-Valiler bakımından yapılan/yapılamayan işlemler.

Kamuoyuna yansıyan eski bir JİTEM mensubunun beyanlarının 27 bir kayıp bakımından Adli Tıp Biyoloji İhtisas Dairesinin DNA analizi ile doğrulanmasından 28 sonra yapılan suç duyurusu 29 üzerine Diyarbakır C.Başsavcılığı hazırlık soruşturması başlatmıştır 30 .

Dönemin Olağanüstü Hal Bölge Valilerini de kapsayan bu soruşturmada, Valilerle ilgili soruşturma yapma yetkisinin 4483 sayılı yasanın 12/1. maddesi uyarınca Yargıtay C.Başsavcına veya Başsavcı vekiline ait olması nedeni ile görevsizlik kararı 31 verilmiş ve evrak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş, soruşturmanın şikâyetçilerine veya kamuoyuna ulaşan bilgisine ulaşılmamıştır.

 

E- Susurluk Davasına ilişkin Tespitler

Kamuoyunda susurluk davası olarak bilinen dosyada; mahkeme 32 , devlet içerisinde oluşmuş olan çetelerle ilgili olarak “cürüm işlemek için oluşturulan teşekküllerin en tehlikelisi de, bir kısım silahlı emniyet görevlilerinin üst düzey emniyet yöneticileri devletin verdiği yetkiyi kullanan, resmi sıfat taşıyan kişilerin iştirak edip yönettiği çetelerdir. Çetelerle mücadele etmek başlıca görevi olan güvenlik görevlilerinin kendileri çete oluşturup, yasalardan doğan görev ve yetkilerini de kötüye kullanarak hareket etmeye başladıklarında, toplumda, devlette, şahıslarda can ve mal güvenliği en büyük çapta tehlikeye girer. Kamu düzeni en üst düzeyde bozulur. Böyle bir duruma izin verilemez. Verilmeyecektir. Bu tür yasadışı faaliyet gösterenler, yasaların emrettiği en ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalmalıdır” hükmüne yer verilmiştir. Bu tespit her ne kadar yerel mahkemenin kararında yer alsa da bu hükmün Yargıtay 8. Ceza Dairesinin kararı 33 ile bozulmuştur. Daha sonra bu karara Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı itiraz üzerine 34 yerel mahkemenin bu hükmü Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 35 kararı ile onaylanarak en üst bir yargı kurumunun tespiti haline gelebilmiştir.

 

F- JİTEM'den Ergenekon Terör Örgütüne

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca bir kısım emekli general, subay ve astsubay ile kamu görevlileri aleyhine silahlı terör örgütü yöneticisi olmak suçlamalarıyla yürütülen soruşturma dosyasında hazırlanan iddianamede 36 devlet içerisinde yer alan oluşum için “Ergenekon” isimli yapılanmanın görünüşte devletin yeniden yapılandırılarak iktidara ulaşmak şeklinde özetlenebilecek bir amaca sahip olduğu, dokümanlarda görülmekle birlikte; Yapılanmanın, amacına ulaşabilmek için “naylon terör guruları oluşturularak, terör dünyasına yön verilmesi” , “ ülke çıkarları ve mevcut rejim ilkelerine aykırı ideolojilere sahip siyasilerin engellenebilmesi için “suikast” inde kullanılabileceğine ilişkin bilgi” , “kişisel çıkarlar adına siyasete yönelmiş ve hedefe ulaşabilmek adına her şeyi mubah sayabilen siyasilerin engellenebilmesi için; geriye kalan tek yolun suikast” olduğuna ilişkin saptama, “ içte ve dışta ortak ve benzer idealler doğrultusunda faaliyet gösteren, ulusal ve uluslar arası, legal ve illegal örgütler ile işbirliğine yönelmenin kaçınılmaz bir zorunluluk” olduğuna ilişkin bilgi ve “karşı istihbarat örgütlerine geçen, yakalanan veya operasyon amacına aykırı hareket eden herhangi bir ajanı öldürmeyi” kabul eden anlayış göz önüne alındığında; “Ergenekon” yapılanmasının amaçlarına ulaşabilmek için salt demokratik ve yasal stratejilere yönelmeyeceği, nihai hedefinin “iktidar olmak” ile birlikte bu hedefine yasal olmayan yöntemlerle ulaşmayı planladığı görülmektedir. Bu kapsamda “Ergenekon” yapılanmasının temel hedefinin yasal olmayan faaliyetleri ile Devlet otoritesini kendi amaçları doğrultusunda baskı altına almak, O' nu yönlendirmek şeklinde tezahür eden siyasal bir hedef olduğu söylenebilir.” görüşlerini ifade etmiştir.

 

Sonuç;

İnsan hakları örgütleri, kurumları ve insan hakları savunucuları yukarıda özetle aktarılan bu kayıtlardan çok önce bu değerlendirme ve tespitleri yayımladıkları yıllık dokümantasyon ve özel raporlar ile kamuoyuna sunmuşlardı 37 .

 

Ancak bu soruşturmanın, halen devam ettiğini dalga dalga yapılan operasyonlardan biliyoruz. Ümraniye'de yakalanan bombalarla başlayan Ergenekon soruşturması, sonunda bu örgütün oluştuğu ve güçlendiği JİTEM'e dayanmış bulunmakta. JİTEM'in kurucusu olduğu bilinen emekli general, subay ve astsubaylar gözaltına alındı ve tutuklandı. Soruşturmanın nereye kadar uzanacağı ve ne zaman tamamlanacağı ise meçhul.

Ancak, sadece bir soruşturma ve iddianame ile bütün geçmişin temizlenmesini beklemek ve buradan adaletin gerçekleşeceği sanısına kapılmak yanlış olur.Yukarıda raporlarında alıntılar yapılan meclis araştırma komisyonlarının görevleri Anayasanın 98/3.maddesi uyarınca belli bir konuda inceleme yapmaktan ibaret olduğu dikkate alınarak ,bu aşamada yasama ve yargı organı bakımından yapılması gereken iki önemli düzenlemeye ihtiyaç olduğu dikkate alınarak;

 

Görevi; hakikatleri araştırmak, ortaya çıkarmak, adaleti sağlamak için önerilerde bulunmak ile sınırlı olan ve oluşumunda sadece yasama organı içinden değil aynı zamanda yasama organı dışından uzmanların katılımının sağlandığı komisyonların kurulması için yeni düzenlemeler yapılmalıdır.

Ayrıca, insanlığa karşı suç olarak kabul edilen faili meçhul cinayetler, kayıplar, toplu infazlar vb. suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturma için mevzuatımızda öngörülen zamanaşımı süreleri yürürlükten kaldırılmalıdır.

* Diyarbakır Barosu üyesi

1 Daha geniş bilgin için bkz. M. Sezgin Tanrıkulu – Serdar Yavuz, İnsan Hakları Açısından Olağanüstü Hal'in Bilânçosu, Sosyal Bilimler Araştırma Dergisi, Eylül 2005, Sayı 6, sf. 493–521)

2 TBMM Genel Kurulunun 09.02.1993 tarihli 65. oturumunda 10/90 Esas sayısı ve Ülkemizin Çeşitli Yörelerinde İşlenmiş Faili Meçhul Siyasal Cinayetler Konusunda Meclis Araştırma Komisyonu adı ile kurulan komisyon, çalışmasını 18.04.1995 tarihinde tamamlayarak raporunu TBMM başkanlığına sunmuştur.

3 Yasadışı Örgütlerin Devletle Olan Bağlantıları İle Susurlukta Meydana Gelen Kaza Olayının ve Arkasındaki İlişkilerin Aydınlığa kavuşturulması Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, 10/89, 110, 124, 125, 126 Esas sayılı raporu

4 TBMM Hakkari merkez, Yüksekova ve Şemdinli ilçelerinde meydana gelen olayların araştırılması amacıyla kurulan meclis araştırma komisyonu, 10/322,323,324 esas sayılı raporu. Meclis Başkanlığına sunulan rapor görüşülemediğinden hükümsüz addedilmiştir (http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/arastirma_onergesi_gd.onerge_bilgileri?kanunlar_sira_no=430).

5 Başbakanlığın 13.08.1997 tarih, TEFTİŞ. M:139 sayılı onayı

6 Aktüel Dergisi Sayı:55/2006 – 27 Temmuz – 2 Ağustos 2006

7 Diyarbakır Barosu Yönetim Kurulunun 28.07.2006 tarih ve 2006/226 karar sayılı kararı

8 İdil Cumhuriyet Başsavcılığı 08.01.1999 tarih, 1989/274 hazırlık ve 1999/1 sayılı görevsizlik kararı.

9 İdil Cumhuriyet Başsavcılığının 08.01.1999 tarih sayılı yazısı.

10 Bu konuda daha geniş bilgi için bkz. Ahmet İnsel-Sezgin Tanrıkulu, “Yargı Her Şeyi Biliyordu” 01.02.2009, Radikal 2.

11 Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 29.03.2005 tarih, 1992/999 hazırlık ve 2005/3479 esas sayılı iddianamesi.

12 Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.04.2005 tarih, 2005/111 esas ve 2005/23 karar sayılı ilamı.

13 Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 27.12.20007 tarih, 2007/256 esas ve 2007/1520 karar sayılı kararı.

14 Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün 02.06.2008 tarih, 2008/22 esas ve 2008/22 karar sayılı ilamı.

15 Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.07.2008 tarih ve 2008/468 esas ve 2008/360 karar sayılı ilamı.

16 Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK'nın 250. maddesiyle yetkili) 23.12.2008 tarih, 2008/462 esas sayılı kararı.

17 Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 21.06.1999 tarih,1999/1234 hazırlık, 1999/570esas sayılı iddianame.

18 Diyarbakır 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 15.01.2002 tarih, 1997/187 esas, 2002/1 sayılı görevsizlik kararı.

19 Diyarbakır 3.Ağır Ceza Mahkemesi 13.02.2006 tarih, 2002/60 esas, 2006/48 karar nolu görevsizlik kararı.

20 7.Kolordu Askeri Mahkemesinin 28.09.2007 tarih, 2007/542 esas, 2007/1143 sayılı ilamı.

21 Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümü 05.05.2008 tarih, 2008/16 esas, 2008/16 karar sayılı ilamı.

22 Diyarbakır 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/439 esas sayılı dava dosyası.

23 Van Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2006 tarih, 2005/750 hazırlık, 2006/32 esas ve 2006/31 iddianame sayılı iddianamesi

24 Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK'nın 250. maddesiyle yetkili) 19.06.2006 tarih, 2006/45 esas ve 2006/74 karar sayılı ilamı.

25 Yargıtay 9. CD. 08.05.2007 tarih, 2007/2839 esas ve 2007/3924 karar sayılı ilamı.

26 Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.09.2007 tarih, 2007/189 esas ve 2007/213 karar sayılı ilamı.

27 Ülkede Özgür Gündem gazetesinin 08.03.2004–15.03.2005 tarihli sayıları.

28 Adli Tıp Biyoloji İhtisas Dairesinin 09.09.2004 tarih ve 240/040902–46375/1761 nolu raporu.

29 Diyarbakır Barosu ve İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesince yapılan 08.02.2005 tarihli suç duyurusu.

30 Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının Hazırlık:2005/4349 sayılı evrakı.

31 Diyarbakır C.Başsavcılığının 28.02.2005 tarih, 2005/4349 hazırlık ve 2005/30 karar sayılı Görevsizlik Kararı.

32 İstanbul 6 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 12.02.2001 tarih, 1997/180 esas ve 2001/36 karar sayılı ilamı.

33 Yargıtay 8. C.D. 24.10.2001 tarih, 2001/11412 esas ve 2001/15073 karar sayılı ilamı.

34 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.11.2001 tarih ve İtiraz/2001–84555 sayılı itirazı.

35 Yargıtay CGK 11.12.2001 tarih, 2001/8–248 esas ve 2001/288 karar sayılı ilamı.

36 İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 10.07.2008 tarih, 2007/1536 hazırlık, 2008/968 esas ve 2008/623 iddianame sayılı iddianamesi

37 Türkiye İnsan Hakları Vakfı tarafından her yıl hazırlanan “Türkiye İnsan Hakları Raporu”

Yazı, "Güncel Hukuk" adlı derginin mart 2009 sayısında yayımlanmıştır .