Av. Semir Güzel

KUDÇG nereye gidiyor (ya da nereye gitmelidir) ?

 

KUDÇG, hepimizin bildiği gibi, 04.09.2005 Ankara Toplantısı ile çalışmalarına start verdi.

 

Silahlı Kürt Muhalefeti ve çevresi dışında kalanların bir araya gelme arayışı yeni değildir. 2000'li yılların başında bu arayış HAK-PAR'ı doğurdu ve HAK-PAR bir çok birey ve bileşenin bir araya gelmesiyle oluştu. Ne var ki bu oluşuma rağmen örgütsüz olan Kürt Aydını, siyasetçisi, yurtseveri bir hayli fazlaydı. Aynı zamanda HAK-PAR'da yer almamakla birlikte legal siyaset düzleminde yerini almayan çevreler de vardı. Ve bu dağınık durumu tespit eden HAK-PAR'ın girişimiyle 04.09.2005 Ankara toplantısı yapıldı. Kuşkusuz o dönemde temel alınan şey Kürtlerin Birliğiydi. Ama şunu da vurgulamak gerekir ki o dönem itibariyle henüz bir yol haritasının netleşmiş olduğunu söylemek de mümkün değildi. Hatta Başbakan R.T. Erdoğan'ın Kürt Sorununa ilişkin yaptığı açıklamalar bu toplantıya damgasını vurdu denebilir. Ardından Diyarbakır Toplantısı ile bu çalışma ete kemiğe büründü ve KUDÇG Meclisi oluştu. Aynı zamanda bu çalışmanın manifestosu durumunda olan Sonuç Bildirgesi oybirliğiyle kabul edildi. Buna göre “(…) Kürt Ulusal Demokratik Birlik Toplantısı, Kürt Toplumunun ortak paydalarını ortaya çıkarmak, Kürt vicdanını daha duyulabilir kılmak ve birlik sürecine hizmet etmek hedefiyle toplanmıştır.” “ (…) Kürt Ulusal Demokratik Çalışma Grubu” tarafından birliğin esaslarının ve çalışma yöntemlerinin tartışılarak programatize edilmesini ve önümüzdeki süreçte kendilerine yeniden sunulmasını kararlaştırmıştır”. Birlik politikalarının ve pratiğe ilişkin işlerin nasıl/neler olacağının ayrıntılandırılması KUDÇG Meclisine bırakıldı. Meclis kendi içinde bir Yürütme seçerek kendisine yüklenen görevlerin yürütülmesi işini Yürütmeye verdi. Yürütme değişik Kürt İllerinde, Metropollerde ve Yurtdışında çok sayıda bölge toplantısı organize ederek çalışmaları olgunlaştırmaya ve Birlik Politikalarını saptamaya çalıştı. Bu toplantılarda ortaya çıkan temel olgu şudur. “Kürtlerin Ulusal Temsiliyetini sağlayacak bir kurumları yoktur. KUDÇG Kürtlerin Ulusal Temsiliyetini sağlayacak kurumsallaşmaya doğru gitmelidir.” Bu gelişmeleri değerlendiren KUDÇG Meclisi kendini bir hukuka oturtması gerektiğini, kendisinin nereye evrimleşeceğinin netleştirilmesi gerektiğini ve dolayısıyla bir konseptinin olması gerektiğini yoğun olarak tartıştı. Bu amaçla bir Program Taslağı ve Tüzük Taslağı çalışması yaptı, tartışmaya açtı.

 

Bu tartışmalar 27-28 Ocak 2007 tarihinde Diyarbakır'da yapılan Meclis Toplantısında KUDÇG'nu bir yol ayırımına getirmiştir. Çünkü bu tartışmalarda iki ana fikir oluştu.

 

İlkine göre özetle “Bu çalışmanın birey hukukuna göre oluşmasını, KUDÇG içindeki grup, eğilim ve siyasi partilerin bu gruba kurum olarak üye olmasını, bu kurumlarda çalışanların ayrıca birey olarak üye olmalarına gerek olmadığını, hiçbir yerde örgütlü olmayan “bağımsız” bireylerin esas alınması gerektiğini, kitleselleşmeyi esas alması gerektiğini ve bu amaçla adeta bir parti gibi üye yazımını yapması gerektiğini, kitleler arasında örgütlenmesi ve taban çalışması yapması gerektiğini” ifade ediyordu.

 

Diğer görüşe göre ise “Esas olanın Kürtlerin Ulusal Temsiliyetinin olduğu, birey hukukunun gözetilmesi kadar, grup, eğilim ve siyasi parti hukukunun da gözetilmesi gerektiği, oluşacak kurumun kitle ve taban çalışması yapmasının kendi içindeki grup, eğilim ve siyasi partilerin hukukunu çiğneyeceği ve bu çalışma ile kurumların karşı karşıya gelme riskinin olduğu, aynı zamanda bu çalışmanın ulusal temsiliyeti sağlamaktan çok gelecekte kitle tabanına dayanan bir oluşumun nüvesi olduğu tezini güçlendirdiği” şeklinde ortaya çıkıyordu.

 

Belli ki bu iki ana görüş, hem nitelik bakımından, hem de KUDÇG çalışmalarının gitmesi gerektiği yere bakış açısı bakımından, hem de Kürtlerin Ulusal Temsiliyetinin nasıl olması gerektiği bakımından birbirinden köklü biçimde ayrılmaktadır.

 

KUDÇG ortak hukuku bu dönemde yaratabilir mi? KUDÇG'nin nereye evrileceği yapılan tüm toplantı ve tartışmalara tespit edilememiştir. Bu tartışmalarda görüldü ki KUDÇG'nun “Ulusal Meclis”, “Ulusal Kongre”, “Ulusal Cephe” “Siyasi Parti” “İnsiyatif Olarak Devam Etmesi” gerektiğini savunan farklı görüşler mevcuttur. Belli ki bu oluşumların tümü birbirinden oldukça farklı çizgilerle ayrılmaktadır ve her birinin üstüne oturacağı hukuk ta farklıdır. Tartışmalar bir sonuca varmamış olmasına rağmen KUDÇG'nun bir tüzük yaratarak ortak hukuku oluşturma çabasını anlamak ta mümkün değildir. Bu, çocuk doğmadan ona elbise dikmeye benzer. Yapılması gereken şey KUDÇG'nun nereye evrimleceğinin netleştirilmesi ve bu konuda ortak bir netliğin sağlanmasıdır. Bu netlik sağlandıktan sonra ancak ortak hukuku oluşturacak belgelerin yaratılması mümkündür. Aksi takdirde oluşturulacak hukuk, ortak hukuk olmaktan uzak olabilir ve istenen amacı gerçekleştirmeye de yetmeyebilir.

 

Öte yandan bu çalışma ve bugüne kadar alınan sonuçlar gösterdi ki kimilerinin ileri sürdüğünün aksine “ulusal cephe” “ulusal kongre” ya da “ulusal meclis” oluşturma düşüncesi gerçekleştirilebilir bir düşünce değildir. Bu kurumların hangi mücadele sürecinde oluşturulabileceğini burada tartışacak değilim. Ama henüz kısa bir geçmişi olan KUDÇG'nun gerçekleşemeyecek hedefleri önüne koyarak çalışmayı boğmak yerine gerçekleşebilir hedefleri esas almalıdır. Bu çalışmada bir araya gelen değişik görüş ve düşüncelerin on yıllardır gösterdikleri tüm çabalara rağmen bu hedeflerin gerçekleşemediğini görmek gerek. Geçmişte defalarca denenmiş olmasına ve yılların mücadele birikiminin katılmasına rağmen gerçekleşemeyen hedeflerin bu kadar kısa süreli ve henüz modeli konusunda bile çok farklı düşünce ve yaklaşımların olduğu KUDÇG'nun bu hedefleri gerçekleştireceğini düşünmek gerçekçi değildir. Bu çalışma Kürtlerin değişik görüş ve düşünce sahibi birey, grup, oluşum ve siyasi partilerin bir araya gelmesi bakımından elbette önemlidir ve devam ettirilmelidir. Ancak yukarıda belirtilen hedefler için henüz yolun başında olduğumuzu ve mücadelenin uzun soluklu bir iş olduğunu bilerek hareket etmekte sayısız fayda vardır. Bu nedenle bu çalışmanın bir “insiyatif” olarak devam etmesi ve iller bazında da yerel insiyatiflerin oluşturulması (Van ve İzmir örneğinde olduğu gibi) için bir çaba içinde olmak gerekir. Yerel insiyatiflerin yaratılması çabası Diyarbakır Toplantısında tartışılan tüzük hükümlerinin işlerlik kazandırılması olarak anlaşılmamalıdır. Yani yerel insiyatif oluşumu taban çalışması değildir. Bu KUDÇG'nun renklerinin yansıyacağı ve aynı zamanda oluşturulacak ulusal politikaları yerel düzeyde uygulayacak insiyatifler olmalıdır.

 

Bu çalışmanın insiyatif olarak devamına karar verilmesi halinde bugünden yarına bir tüzüğe bağlanmasının olanağı da yoktur, gereği de yoktur. Henüz işin başında iken Tüzük Tartışmalarının yoğunlaştırılması ve detaylandırılması sadece ayrılıkların biraz daha belirginleşmesini sağlar. Bu çalışmanın aktörleri ayrılıkları öne çıkarmak yerine bu dönem de ortak noktaları öne çıkarmayı esas almalıdır.

 

KUDÇG birey hukukunu mu esas almalıdır? Son Diyarbakır toplantısında yaşanan tartışmalarda başından beri bu oluşumun içinde olan “bağımsız siyasi kadrolarının” yaklaşımına göre bu oluşum birey hukukunu esas almalıdır. Nasıl bir kurum olacağına bakılmaksızın bireyi esas alan bir oluşum olması gerektiği açıkça savunulmuştur. Herhangi bir kuruma üye olanların bu oluşuma üye olmasının gereksizliği vurgulanmış ve ancak bu oluşum dışında kalan eğilim, grup ve siyasi partilerin “kurum olarak” üye olmaları gerektiği ifade edilmiştir. Bunların da “makul ve sınırlı sayıda temsilinin sağlanması” gerektiğinin altı çizilmiştir. Ama yapılan bu tartışmalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde grup, oluşum ve siyasi parti hukukunun çok ta gözetilmediği/gözetilmek istenmediğini söylemek abartı olmayacaktır.

 

Kimi KUDÇG aktivistlerinin ileri sürdüğünün aksine KUDÇG sadece bireylerin bir araya gelmesi ile oluşmuş değildir. Ankara toplantısından bu yana bu çalışmaya katılanların bir kısmı aidiyetlerini açıkça ifade ederek aidiyetleri adına katıldıklarını deklare etmişler ve bu durum genel kabul görmüştür. Bunun aksini ileri süren arkadaşlarımızın Diyarbakır Prestij Otel'de yapılan toplantıda MESOP adına yapılan konuşmayı bir daha gözden geçirmelerini öneririm.

 

Hiç kuşkusuz hatırı sayılır oranda şu ya da bu kurumda olmayan, ama yurtseverliğinden de kuşku duyulmayan insanımız vardır. Bunlar Kürt Ulusal Mücadelesine önemli katkılar da sağlayabilecek bir potansiyeldir. Ancak “bağımsız olma durumunun” bu ülkede adeta kanıksandığı, bunun son derece doğal olduğu, bunca insanın hala örgütsüz olmasının sorumlusunun var olan oluşum, örgüt ve partilerin olduğu ciddi şekilde kabul görmekte ve bu yaklaşım bağımsız yurtseverleri adeta “örgütsüz örgüt” konumuna getirmiştir. Yüreği bu mücadele aşkıyla dolu kimi insanların siyaset yapabilecekleri bir yerde kendilerini ifade edememeleri doğal karşılanabilir. Ancak bu durumun dönemsel olması gerektiği, bu durumun on yıllarca sürmesi halinde ise bunda ısrar edenlerde ciddi problem olduğunu söylemek de haksızlık olmaz. Bu açıklamalardan sonra KUDÇG'na dönersek; bu çalışma grubundan beklenen amaç, bağımsız bireylerin siyaset yapacakları bir kurum olması değil, aksine ulusal temsiliyetin sağlanabileceği bir oluşumdur. Ulusal temsiliyet, Kürtlerin tamamına yakınını kapsayacak şekilde bir oluşumla mümkün olabilir. Bu temsiliyet, Kürtler adına yola çıkmış ve onyıllardır mücadelesini sürdüren grup, oluşum, örgüt ya da siyasi partileri dışlayarak, onların hukukunu birey hukukuna bağlayarak sağlanamaz. Var olan Kürdi tüm oluşum, grup ya da siyasi partilerin bir realite olduğunun kabul edilmesi ve bunların hukukunun gözetilmesi yapılacak çalışmalarda esas alınmak durumundadır. Bu durum birey hukukunun yok sayılması gerektiği anlamına da gelmez ama her şeyin merkezine bireyi koyarak bu mücadelenin başarıya ulaşamayacağını görmek gerekir. Kaldı ki böyle bir durumun örgütsüzlüğü teşvik ettiği de göz ardı edilmemelidir .

 

KUDÇG Mücadeleci Bir Örgüt mü Olmalıdır? KUDÇG bugüne kadar yürüttüğü çalışmalarda ve yapılan tartışmalarda görüldü ki bu oluşumun “mücadeleci bir örgüt” olması gerektiği görüşünü savunan bir hayli insan var. Mücadeleden kastedilen ise günlük siyasetin KUDÇG eliyle yürütülmesidir. Zaten bu anlayış sonucu taban çalışması yapılması hedeflenmektedir. KUDÇG ulusal temsiliyeti sağlamaya dönük bir çalışma olarak devam edecek ise ulusal konularda politika geliştirmesi ve kapsadığı tüm birey, grup, oluşum ve siyasi partileri de bu politikalarda ortaklaştırmanın yol ve yöntemlerini geliştirmesi gerekir. Dolayısıyla bu çalışma aynı zamanda bugüne kadar bir araya gelemeyen görüş ve düşüncelerin de bir araya gelerek yakınlaşmalarını ve birlik olma düşüncesinin pratiğe yansıtılmasını da sağlar. Ancak KUDÇG, İHD'nin, Hak-Par'ın, ÇIRA'nın ya da başka bir kurumun yapacağı işlere soyunmamalıdır. Böylesi bir durum bu oluşuma atfedilen önemi azaltacağı gibi diğer kurumları da kendisinden uzaklaştırabilir. KUDÇG var olan kurumlara alternatif bir kurum değildir. Yapacağı çalışmalarda da bu izlenimi yaratacak iş ve eylemliliklerden kaçınması zorunludur. O, ulusal ölçekteki politikaları yaratmayı esas almalı, ulusal temsiliyeti sağlamaya dönük bir çaba içinde olmalıdır. Yani KUDÇG günlük siyaset alanında “mücadeleci” değil, ulusal politikaların üretilmesinde ve yerleşmesinde “mücadeleci ve ısrarcı” olmalıdır.

 

KUDÇG Taban Çalışması Yapmalı mı? Bu çalışmanın nereye evrileceğinin henüz belli olmadığı yukarıda anlatılmış idi. Bu oluşum, kendi içinde barındıracağı birey, grup, oluşum ve partilerin üst çatısı olmalıdır. Kendi içindeki bu kurumların yapması gereken taban çalışmasını üstlenmesi, aynı zamanda bu kurumları yadsıması ve onlara alternatif bir kurum olma halini ortaya çıkarır. Bu çalışmanın içindeki en örgütlü kesimin HAK-PAR kesimi olduğu bilinmektedir. HAK-PAR kendi örgütlülüğü sağlamaya çalışır ve bu yönde çaba gösterir iken, KUDÇG için kitle taban çalışması yapması beklenebilir mi? Şimdi denebilir ki bu iki çalışma birbirine tezat çalışmalar değildir. Hiç kuşkusuz KUDÇG çalışmasının gidişatı, içindeki kurumların çalışmalarına tezat olmayabileceği gibi tam aksi durum da olabilir. Bu durumu çalışmanın seyri belirleyecektir. KUDÇG, Diyarbakır toplantısında tartışılan tüzüğün kabulü halinde; adeta bir siyasi parti gibi üye yazımı yapması, illerde ve diğer bölgelerde taban çalışması yapması zorunlu hale gelecektir. Böyle bir çalışmanın “Ulusal Temsiliyeti” sağlamaya dönük bir çalışma olmayacağı açıktır. Dolayısıyla bu çalışma herhangi bir yerde politika yapmayan/yapamayan bireylerin aktif politika yapabilecekleri bir oluşuma dönüşecektir. Böyle bir gelişmenin aynı taban çalışmasını yapmakta olan ve bu oluşumun içinde bulunan kurumlardan destek görmesinin mümkün olamayacağını öngörmek gerekir.

 

“Bağımsız bireylerin” bu çalışmanın birey hukukuna göre şekillenmesi gerektiği yönündeki tespitlerine esas aldıkları şey, var olan örgütlü güçlerin yeterince etkin olamamaları, Kürt Halkının istem ve umutlarına yanıt olamamalarıdır. Bu güçlerin ulusal temsiliyeti de sağlayamadıkları esas alınan başka bir referanstır. Örgütlü hiçbir gücün Kürt Halkının istem ve umutlarına yanıt olamadığı doğrudur ve yeterince örgütlenemediği doğrudur. Ancak bu durum var olan örgütlü güçleri dışlamayı, onları gereksiz kılmayı ya da onlara rağmen bir oluşum meydana getirerek onları da bu oluşuma tabi kılmayı gerektirmemektedir. Bu sadece dimyata giderken pirinçten olmamızı sağlar. Kaldı ki hiçbir ulusal kurtuluş mücadelesinin örgütlü güçleri reddederek ve sadece birey hukukuna göre şekillenerek başarıya ulaştığı görülmemiştir.

7.02.2007

 

                Av. Semir Güzel

              HAK-PAR Gn. Bşk. Yrd.

 

 

Kürtler, ne istiyor?