Şahin Akşahin

sahin_aksahin@hotmail.com

 

Köksüzlüğünün belli olmasından ürken ırkçı kültürün töre düşmanlığı

Mardin'de bir düğün evine modern Türkiye cumhuriyetinin silahlandırdığı ve resmi personelleri konumunda olan korucular tarafından silahlı bir saldırı düzenlendi ve bunun sonucunda bebekler ve hamile kadınlar dahil 44 masumun canına kıyıldı.

 

Katliam, on dört aylık bebeklerin tecavüz edildiği, samsundan, edirneden, çorumdan ensest ilişki rezilliklerinin, Bursadan, Balıkesirden, Antalyadan on iki yaşındaki kızların pazarlandığı, Afyonda tarla paylaşımı kavgasında kendi akrabaları olan tek bir aileden 8 kişiyi pompalı tüfeklerle katledenlerin, istanbul'da okumuş modern çocukların kafa kestiği şeklindeki haberlerden bunalan egemen üst kültürün, tam da ne oluyor yüce, modern toplumumuza diye paniklemesine yol açmışken, “sevindirici” haber mardindeki bir kürt köyünden geldi.

 

Bir kısım vahşi kürt kendi akrabalarından yine bir kısım vahşi kürdü gulu gulu dansı yaparken infaz etmiştiler. Hepsi de yatırama boğduğu öz evlatlarından çıkan Ensestten, çocuk fuhuşundan, kafa kesmek gibi vahşiliğin hasından bunalan ve acil bir çıkış yolu arayan ırkçı rejim taraftarları için Mardindeki vahşet kendi yarattıkları kimliksiz ve ezik toplumun ürettiği sorunların vebalinden kurtulabilmek, töresini, dinini, ahlakını piç ettikleri, türk toplumundaki suçlarını gizlemek için buldukları suçlu “kürt töresi” oldu.

 

Türk medyasında yer edinen başta Taha Akyol, Hadi Uluengin gibi paramiliter köşe yazarları için Mardindeki rant katliamı içlerindeki kürt kinlerini kusabilmeleri için yeterli imkanı sağlamış oldu. Kimisi tecavüzcü kürtten girmiş kimisi de barbar kürtten çıkmış. Bunların hepsi nefret içerikli oduğu için ayni ile temelli tek tek incelemeye gerek yok.

 

Bu zevattan birini, ırkçılığın amiral gemisi gibi haberlere imza atan Hürriyet gazetesindeki köşesinden inceleyip yorumlamak kafi.

 

Hadi Uluengin'in köşe yazısından aynen alıntılıyorum

 

HAYIR , ben böylesine riyakar bir oyunda yokum. Paso!

"Siyaseten doğru"   olacağım ve sütten çıkmış ak kaşık kalacağım diye, Frenklerin deyimiyle   "kediye kedi demekten"  (kürde de vahşi demekten- benim notum) ürkecek, utanacak, korkacak değilim.

Dolayısıyla da, tabii ki son Mardin katliamının bir   K-ü-r-t s-o-r-u-n-u 'ndan kaynaklandığını ısrarla ve tekrarla vurgulamaktan çekinmeyeceğim.

Ama yukarıdaki olgu Türkiye'nin genel Kürt sorunundan farklıdır. Etno-sosyolojiktir.  

Yani, bizzat Kürtlerin iç bünyesindeki çok vahim bir yaradan cerahat toplamaktadır.  

Daha dobra söylersem de, Kürtler kendilerine çeki düzen vermekle yükümlüdür.

Ortadoğu Ortaçağı'nın o dehşet töre ve zihniyetlerinden arınmaları gerekmektedir.

Yurttaşı oldukları ülke kadar burjuvalaşmak zorundadırlar. Zamanı çoktan gelmiştir.

Hele hele, hálá hüküm süren ve son örneği Bilge köyü dehşetine yansıyan kavimsel zaafı Güneydoğu'nun geri kalmışlığıyla açıklamaya kalkışmak, ancak züğürt tesellidir.

 

Hadi Uluengin dışlanmanın, ayrımcılığın olduğu ve fırsat eşitliğinin bulunmadığı şartlarda göçmenlerin ya da azınlıkların kaderi olan suça bulaşma gerçeğini belki kendi şahsında okunmamanın, belki andropoza girmiş olmanın, belki de yaşadığı Avrupa'da esmerliğine ya da Türklüğüne binaen aşağılanmış olmasının yarattığı travma etkisi ile hıncını, kendi ülkesinin etnik bir grubunu cahillikle ve vahşilikle karalayarak tatmin etme yoluna gitmiştir.

 

Hadi Uluengin'nin yaptığının, ya da durduğu yerin benzerini ingiltere'de hint kökenli bir yazar da yapmıştı. Kendi öz ülkesinin tabiliğine mensup insanların ingiltere'deki yaşamlarını aşağılayıcı yazılar yazarak sorunun etnik kültürün getirdiği bir sorun olduğunu dile getirerek kamuoyunun maksatlı ilgisine mazhar olmuştu. Böylece sorunun eşitsizlikten ve dışlanmaktan kaynaklandığı gerçeğinin üstünü örttüğü ölçüde, Avrupalıları sorumluktan kurtardığı için bu yazar da çok satanlar listesine dahil edilmişti. Avrupalı bu sayede bir taşla iki kuş vurmuştur. Hem sorunu kendi kusurlarından uzak tutmayı becermiş, hem de bu işi ırkçılık yaftası yemeden kotarabilmiştir. Zira eleştiriyi yapan yine aynı kültürün içinden çıkan biridir.

 

Avrupalı insanı, Hadi Uluenginin de belirttiği gibi durumu göçmenlerin kökenlerini karalayarak açıklamaz, aslında böyle açıklamayı ister çünkü hak ve eşitlik isteme taleplerini terörize etmek ister. Daha başından göçmenlerin başına vurup onların kendileri olarak arap ise arap gibi berberi ise berberi gibi türk ise türk gibi kalmalarını yani kolektif bir çıkar grubu olarak karşısına çıkmasını istemez. Onun için en küçük bir göçmen suçunu bile günlerce usturuplu bir düzeyde gündemde tutar. Böylelikle bir yandan Göçmenlerin bilinç altına bizden adam olmaz aşağılık kompleksini sokar, onları kimliklerinden utanmaya çağırır öte taraftan da yerli unsura esas vatandaşlara göçmenlere karşı temkinli olmayı onları cesaretlendirecek şekilde bünyelerine sokmamalarını salık verir. ama bütün bunları direkt yapmaya da asaleti izin vermez onun yerine işi, prestij vaad ederek, ödül vaad ederek, maddiyat vaad ederek ağzına bal çaldığı, devşirmelerine ihale eder.

 

Ancak Anadoluda bu uyanıklık tutmaz. Kolektif kimlik haklarının mücadelesini veren halkların içinden ben kürt değilim, ben laz değilim, ben ermeni değilim diyen çıkartılır ama ahmed arif in “ben anadoluyum Havva ana dünkü çocuk kalır yanımda” mısrasında dediği gibi her biri Havva anadan bile eski olan binlerce yıllık kadim kültürlerine hakaret edebileni çıkmaz. O yüzden bu işi dillendirmek kendilerine Avrupa'da Çingene muamelesi çekilen Hadi Uluengin, Mine Kırıkkanat gibilerine düşer.

 

Egemen ırka benimsetilen resmi görüş istediği kadar çırpınsa da, gücünü; Ermeni piçten, Aptal laz'dan, kuyruklu Kürt'ten, mum söndüren alevi'den öteye geçiremez. Tarihin biçtiği role göre ezer ama hepsi sadece bu kadardır. Binlerce yılın tecrübesini kültürünü aşağılamaya ne kendi çapı yeter ne de anadolu'nun ezilmiş, yoksullaştırılmış, göçertilmiş mazlum milletlerinin mukaddes töreleri, mukaddes kültürleri kendini savunmayacak kadar aciz düşmüştür. 11.05.2009