rojdaceliker@hotmail.com

 

 

 

”Türkiye Yöneticileri” ve DDKD'nin D'si
Küçük bir kelime oyunu önerisi

Türkiye Devletinin AB üyeliği önündeki temel engel Türk Silahlı Kuvvetleri veya kısaca Türk Ordusu. Biliniyor: devlet; yasama, yürütme ve yargı olarak kendini örgütlemiştir. Dünyada yegane sistem olarak giderek kabul gören liberal demokrasilerde bu 'iş bölümü', bağımsızlık şiarı ve uygulaması ile donatılmış ve demokrasinin temel prensiplerini oluşturmuştur. Alternatifini ya Kuba, Kore'nin kuzeyi veya Suriye gibi anti-emperyalist” sistemler; ya İran gibi teokratik-ırkçı-sömürgeci sistemler veya Türkiye'de egemen olan sözde 'yarı-demokrasiler' oluşturuyorlar. Bu üç alternatif sistem de, günümüz global siyasi arenada kaybeden taraf durumundadırlar.

 

Güney Kurdistan Federe Devleti şahsında şekillenen 'ABD'nin Ortadoğu Projesi' aslında daha büyük alanlari kapsayan bir gelişmeler yumağının yansımasıdır ama özellikle Türk tarafı veya Türkiye'deki mevcut rejim açısından, tıpkı Saddam ve Irak örneğinde görüldüğü gibi, ölüm-kalım meselesidir. Paralel olarak da Kürdistan, veya en azindan bir şekilde Kürdler, yaşam firsatı buluyorlar. Aynı zamanda da, Türk Deleti'nin içinde bulunduğu çıkmaz ve paradokslar yumağı gün geçtikçe su yüzüne çıkıyor.

 

Türk Ordu temsilcisi Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın konuşmasına (Hürriyet gazetesinin internet sitesine göre) 'ilk tepki', Başbakan Vekili, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin tarafindan verildi. Genelkurmay ne demişti? Bir-iki çarpıcı başlık ( http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5185268.asp?m=1&gid=112&srid=3428&oid=1#

 

  • Bazı sorular sormak istiyorum. Her fırsatta 'laikliği yeniden tanımlayalım' diyenler yok mudur, bunlar devletimizin en üst kademelerinde yer almıyor mu? Cumhuriyetin temel nitelikleri ağır bir saldırı altında değil mi? Her fırsatı TSK'ya saldırı için kullananlar kimlerdir? Bu sorulara hayır Türkiye'de bunlar yoktur diyebiliyor muyuz? Diyemiyorsak irtica tehdidi vardır ve buna karşı her türlü önlem alınmalıdır.

 

  • TSK'nın terörle mücadelede taraf olduğu defalarca açıklanmalıdır. (Bu a çıklama çok önemlidir. Hem ‘terörü' (PKK'yi, Kürdleri) bir taraf olarak görmesi, hem de orduyu hükümet ıle yönetime ortak etmesi açısından. Halbüki AB ordunun elini siyasetten tümden çeklmesini taleb ediyor).
  • Geçtiğimiz hafta da Irak Devleti Başkanı sıfatı taşıyan kişi tarafından terör örgütünü ateşkese ikna edeceği açıklaması yapıl mıştır. TSK silahlı tek terörist kalmayıncaya kadar terörle mücadelesini sürdüreceğini çeşitli defalar açıklamıştır. Terör örgütü için tek çare silahını kayıtsız şartsız bırakıp Türk adaletine sığınmasıdır.
  • Dost ve müttefik ülkenin genelkurmay başkanı üzerindeki üniforma ile Türkiye'ye gelip yanlışlarla dolu eleştirilerde bulunabilmiştir. TSK'nın konumu konusunda içeriği pek çok maddi hata ile dolu yeni bir belge yayınlanmıştır. [AB'nin son Türkiye raporu, b.n.]

 

Bütün bu mesnetsiz açıklamalara devletin hiçbir kademesinden açıklama gelmedi. Siyasi her türlü polemiğin dışında kalmak için azami çaba gösteren TSK'nın AB paravanı arkasına saklanılarak yapılan saldırılara karşı kendini korumak da en tabi hakkıdır. Bizi savunan olmuyor, kendimizi savunmaktan çekinmeyeceğiz.

 

Bu raporların kim veya kimlerin desteği ile yapıldığını biliyoruz. Bu raporlar daha da artarsa belgelerle açıklama yapacağız. Bu raporun açıklanmasına Türk yetkililer de katılmış konuşma yapmışlardır.

 

  • Asker olarak bizim siyasetle ilgimiz yoktur. TSK'nın demokrasi dışı hangi söylemleri vardır? Genelkurmay Başkanı'nın kime bağlı olduğu bellidir .

Görüldüğü gibi, Türk Ordusunun 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh' maskesi altında eleştirmediği, saldirmadığı kesim yok. 'Asker olarak siyasetle ilişkimiz yoktur' deniyor ama 'Genelkurmay Başkanı'nın kime bağlı olduğu bellidir' dendiği Hükümet, bir tehdit olarak tespit edilip ona karşı her türlü mücadelenin yapılması gerektiği belirtiliyor.

 

Peki Hükümet'ten ne cevap geldi? Nihayet 'devletin tepesindeki şeriat', Türk versiyonu olsa bile demokrasi ile seçilmiş olan AKP Hükümeti'nin kendisi.

 

Başbakan Vekili, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin 'ilk tepki' olarak 'Komutan doğru söylüyor' dedi ( http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5186169.asp?gid=0&srid=0&oid=0&l=1 ). Tam olarak şöyle dedi Türk Hükümet temsilcisi:

 

“O raporu [AB Raporu] okumadım ama [Genelkurmay Başkanı'nın] kendi beyanlarından çıkardığım sonuç o ki, TSK'ya ve ordumuza o raporda ve o raporun irdelendiği toplantıda haksız bazı suçlamalarda bulunulmuştur. TSK'nın başı olarak Genelkurmay Başkanımızın bu iddialarla ilgili bir değerlendirme yapması ve cevap vermesi, son derece doğaldır. Haklıdır ve yerindedir”

 

'Ancak' diye devam ediyor Hükümet temsilcisi M. A. Şahin, 'Türkiye, yöneticilerinin birbirleri hakkındaki beyanlarına cevap yetiştirmek için enerjisini sarfetmek lüksüne sahip değildir' . Hükümet sözcüsü bu sözü ile Ordu'nun da yönetime ortak olduğunu itiraf ediyor. Halbuki AB'nin istemediği tam da bu. Dolayısı ile Türk Ordusu yalnızdır ve tıpkı PKK konusunda olduğu gibi, 'silahı tümden bırakmak' zorundadir. Muhattabi Kurdistan Federe Devleti olduğu için, Türk Ordusu PKK gibi kendisini 'fesih etmek' zorunda olmayacak. Sadece elini tümden siyasetten çekecek ve diğer modern ve demokratik devletlerdeki rolünü oynayacak.

 

Türkler kendilerine 'yönetici' araya dursunlar, biz Kürdler ne yapmalıyız ve neden DDKD?

 

Bir çağri yapıldı ve 'DDKD'liler' biraraya gelip toplanmaya ve toparlanmaya başladılar. En son Diyarbakır'ın Ofis semtinde bir Büro açılmış bulunuyor ve sanırım geleceğe dair ne yapılacağı konusunda en azından gözle görülür bir egemen ortak anlayış yok. Devrimci Demokratlar, Çalışma Grubu ve Hür Kürdler derken geçici ve küçük de olsa bir krizin yaşandığını söylemek yanlış olmaz. Bana göre DDKD'nin kendi kitle örgütü kişiliğini ortaya koyması ve bu kişiliğine göre çalışmalarına başlaması ile birlikte 'siyasi yapılanmanın' da daha sağlıklı bir şekilde yürüdüğü görülecektir.

 

DDKD (Devrimci Demokratik Kültür Dernekleri), Türk sömürgeci devleti tarafindan mahkeme karari ile kapatilan bir dernekler topluluğudur ve aşağıda da tekrar belirteceğim gibi, bir Federasyon'dur. Kapatilmasinin en büyük sebebi de DDKD'nin bir 'öğrenci-aydın hareketi' olmasına rağmen Kürdistan'ın bütün kesimlerine ulaşan bir örgütsel ve ruhsal ağ oluşturmuş olmasıydı. DDKD, 'Batman petrolleri bizimdir' sloganını Kürd köylülerine, 'Ji Kurdan re Azadi' sloganini da ögrenci ve işçi Kürd insanına attırabiliyordu. O her iki slogan da bugün Kuzey Kürdisyan'ın hiç bir yerinde atılmıyorlar – onlar yerine daha geri slogan ve 'talepler' DTP/PKK tarafından Kürdlere söylettiriliyor. Altı çizilmeye değer husus, DDKD'nin petrol ve özgürlük sloganlarının günüz realitesi ıle ne kadar uyuştuğudur.

 

Yakin Kürdistan tarihinde DDKD temel bir yere sahiptir. Bu sebepten dolayı da DDKD'yi sadece 'Şıvancılar' veya KİP gibi kavram ve durumlar çerçevesinde ele almak doğru değildir. (Şahsen gururlu bir Şıvancı idim. Yaşım 32). DDKD'nin derneksel kişiliği anımsandığında görülecektir ki DDKD aslinda sadece bütün kuzey Kürdistan toplumsal varliğını bunyesinde bulundurabilecek potansiyele sahip olan bir NGO'dur. Yani DDKD bir sivil toplum örgütüdür. Misyonu da o yönlüdür. Bu dün de böyleydi, bugün de böyledir.

 

Sayın Azad Bişeng'ın Kurdinfo.com'da yayınlanan beyin cimnastiği ( http://www.kurdinfo.com/nivis/azad_peseng_12.htm ), DDKD'nin bahsettiğim Sivil Toplum Örgütü karakterini yansıtıyor. Yazı Kürdçe dilinde yazılmış. Yazıdaki Soranca lehçesi belirgin ve bir düşünce sistematiğine de sahip. Fakat yazı hem bazı siyasi mesajlar vermeye çalışıyor, hem de bir sivil toplum örgütünün yapabileceği işlere parmak basıyor. Bunu yaparken de son derece zor anlaşılan kavram ve kelimeler kullanmış ve okuyucuyu yormaktan eksik olmamış. Sayın Azad Bişeng'in bir 'çıkar çatışması' içinde olduğunu düşünüyorum. Tıpkı Türk ordusunun siyaset yaptığında içine girdiği konum gibi. Birbirleri ile zıt olan, uyuşmaları mümkün olmayan şeyler. Dolayısı ile Siyaset yapanların yerine getirmeleri gereken koşullar vardir. Tıpkı sayın Bişeng'in sıraladığı sorun ve konularla ilgilenecek olan DDKD gibi bir sivil toplum örgütünün bu görev ve sorumluluğunu yerine getirmesi için yaratmak zorunda olduğu imkan ve koşullar gibi.

 

'Devrimci Demokratlar Bürosu'nun' Diyarbakır'ın bir semt apartmanında açılması beni son derece üzüyor. O yüzden kesinlikle sunulan kutlamalara katılmıyorum. Tabii 'kafa karışıklığı' burda da kendini gösteriyor. Devrimci Demokratlar isminin neden kullanıldığına dair yapılan açıklama ( http://www.kurdinfo.com/ddkd/beyan_ds.htm ), o ismin ne kadar rendice edici, kısıtlayıcı ve dışlayıcı ve ukalaca yapilan bir davranış olmasi konularına cevap veremiyor. Grûba Xebatê'nin önüne koyduğu birleştirici ve yaratıcı görevi desteklemek ve mevcut diğer 'insiyatiflerin' (Kurdoka, Hür Kürdler vs) birleştirilmesi dururken, yeni bir yari-ilegal bir oluşum ortaya atmak ve üstelik bir 'büro' bile açmak bana akıl işiymiş gibi gelmiyor.

 

DDKD, bütün Kürdlerin gönlünde taht kurmuş dört harftir. Her ne kadar Öcalan'ın PKK'si kendi dışındaki Kürdlere düşmanca davranmışsa da, bu emelleri sadece bazı Apocular'ın önyargılı olmalarına sebep olmuştur, o kadar. Bugün Diyarbakır Meydanı'nın orta yerinde bir boşluk vardır ve bu boşluk o dört harfi bekliyor. Devrimci Demokratlar'ı degil! Kürdistan Özgürlük Partisi'ni de değil. D D K D 'yi bekliyor Diyarbakır ve 'o dört harften başka harf olmasın' diye de diretiyor.

 

Önerim budur: DDKD'yi yasaklayıp kapattığı için Türk devleti mahkemeye verilsin ve DDKD tekrardan açılsın. Bugün Diyarbakır ortasına DDKD tabelasını büyük bir şekilde asmak kanunen mümkündür ve yaratacaği coşku ve heyecan da hem DDKD mirasının büyüklüğünü gözler önüne serecek, hem de Kürd özgürlük harketinin değerli vakit ve kuvvetinin Türk Polis ve Savcıları ile harcanmasını önleyecektir. Burda altı çizilmesi gereken konu, Kürdlerin önceliklerini iyi tespit edip Türk devleti ile gerekli olan mücadelesini doğru yöntem ve taktiklerle yapmasi ve gereksiz çatışmalardan uzak durmasıdır. 'Devrimci Demokratlar Yürütme Kurulu'nun' dediği gibi sadece 'Kürd halkının mücadelesine önemli kadrolar yetiştirmiş bir gençlik örgütü' değil. DDKD bir değerdir ve bütün bu sözde 'reform' ve gelişmelerden sonra DDKD'nin hala kapali olması bu 'önder kadroların' DDKD'ye ne kadar değer verdiğini (veya vermediğini' de gösteriyor.

 

 

Sizlere bir kelime oyunu öneriyorum. Türk Devleti'nin bu konudaki ustalığını biliyoruz. Kürd'e 'Kar-Kürt', Kürdistan'a da önce Doğu ve Güneydoğu Anadolu, sonra o Kürdistan'ı da bölüp sadece Güneydoğu dedi. Tabii burda aslında Sevr Antlaşmasındaki Kürdistan'ı kabul etmeye yazır olduğunu gösterdiğinin farkında bile değil, bu 85 yaşındaki Türk Devleti.

 

Sayın Aydın ve sayın Yıldırım'ların çagrıları http://www.kurdinfo.com/ddkd/ddkd_1.htm ile başlayan sürece hakim olan isim, DDKD. Ben yanlışlıkla hep ilk D'yi 'Doğu' olarak bilirim. Etrafımdaki gerçek DDKD'li büyüklerim usanmadan hatırlatıyorlar ama benim hafızam da, sanki inadına, Doğu Devrimci Kültür Dernekleri isminde ısrar ediyor. 'Doğu' olacak ve DDKD olacak. DDKO (Doğu Devrimci Kültür Ocakları - yanlış değilsem) ve DDKD arasindaki bağlanti ve DDKD içinde ve etrafındaki KDP, KİP gibi 'ilegal yapılanmalar' hakkında fazla bilgi sahibi değilim. Ama yeniden kurulacak olan ve bir Kuzey Kürdistan sivil toplum örgütü olarak misyonunu gerçekleştirmek için mücadele edecek olan DDKD, eskisi gibi Sloganvari İsimli Grupların 'siyaset' yapacağı bir alan veya yorgunluk atacakları bir çayhane olmayacak. AB ile ortak projeler geliştirecek. Uluslararası benzer kurum ve kuruluşlarla bilgi-tecrübe alış-verişinde bulunacak. Uzmanlara raporlar hazirlatacak ve bunu finanse etmek için AB, üye devletler ve 'Kürd sermayesi' nezdinde harekete geçecek. Yani işlevlik sahibi bir Sivil Toplum Örgütü olacak DDKD.

 

DDKD ismine eklenecek bir şey olacak: Federasyon. Yani DDKD-federasyon olacak ismi. Çünkü DDKD bir dernekler federasyonudur ve artık Kürdistan ve Türkiye gündemine federasyon kavramının yerleşmesinin zamanı çoktan geçmiştir.

 

Doğu Devrimci Kültür Dernekleri ısmi yanında Eastern Revolutıonary Cultural Associations olarak kullanılır. Zaten ikisi de yabancı dil ve eğer Küdler kendi dillerini hayatlarinin her alaninda kullanamiyorsa, onlar da İngilizce'yi kullanirlar.

 

DDKD-federasyon'un gerçek anlamda misyon ve işlevlirlik sahibi bir Kitle Örgütü olması, aslında onyıllardır özellikle Avrupa'da yerleşmiş ve toplumsal-siyasal-kültürel çalışmalarda yoğrulmuş olan ve geniş bir ilişki ağına sahip olan Kürdlerin ilgi ve emeği ile gerçekleşecektir. Bu ulusal bir seferberliktir ve Kuzey Kürdistan'da DTP de kendi çizgisini belirlemek zorundadır.

 

Türk ordusu PKK'nin 1 Ekim'de ilan ettiği ateşkesi istemeden kabul etmek zorunda kaldı ama ABD ve KFD (Kürdistan Federe Devleti), PKK başkanı Murat Karayılan'ın ‘ateşkesi' ve yaklaşımından memnun değiller, atılan adımları olumlu karşılıyorlar ama yeterli bulmuyorlar. Örneğin PJAK ve PÇDK ve Öcalan'ın Kuzey Kürdistan siyaseti üzerindeki hakimiyeti gibi konularda PKK'nin samimi olmadığı düşünülüyor ve Murat Karayilan'a yönelik tutuklama gibi bir gelişme mümkündür. Öyle olumsuz ama belki gerekli bir gelişmenin olmamasi tümüyle sayın PKK yöneticilerinin elindedir. DTP de barışçıl ve özgür siyaset şiarını içselleştirip yükseltmek ve böylece kendi örgütsel onurunu korumak/kurtarmak zorundadır. Verilmiş şehitlereö emek ve değerlere gösterilecek en büyük saygı budur. Herkes bu olumlu koşul ve firsatlari iyi değerlendirmek ve yapıcı.olumlu katı sunmak zorundadır. Kürd halkı bunu emrediyor!

 

Bu, işin siyasi yönü.

 

DDKD'yi bir sivil toplum örgütü olarak tanımladık ve misyonunu da o yönlü belirledik. Kültür Dernekleri. Onun yanında neden Doğu Devrimci İşçi Dernekleri, Doğu Devrimci Kadın Dernekleri, Doğu Devrimci Çevre Dernekleri olmasın? Kürdistan toplumunun sorunları ile özel ve sistematik ilgilenerek, siyasetimizi sloganik ve statik olmaktan çıkarıp beklenen içerik ve dinamizm sahibi bir sanata kavuşturabiliriz.

  4.10.2006