rojdaceliker@hotmail.com

 

 

'Diyarbakir Patlamasi'

PKK ve Ocalan sorunu g ün geçtikçe canalıcı ve karmaşık özelliğini ortaya çıkarıyor. Güney Kürdistan'da halkımız devletleşme ve bağımsızlığını pekiştirme mücadelesi veriyor iken, kuzey Kürdistan'da ABD ve Türk devletinin anti-Kürd bir ittifak sağlamış olmaları Kürd ulusal özgürlük mücadelesi açısından büyük bir trajedidir. Nasıl bu noktaya gelindi? Kürdistan'ın diğer parçaları açısından son derece olumlu ve geliştirici koşullar sözkonusu iken kuzey Kürdistan herhangi bir varlik gösteremiyor. Neden?

Konuya sadece 'batının Kürd düşmanlığı' olarak bakmak tabii ki eksik olur. Evet, Kürdistan'ın bugünkü durumundan ilk etapta batı (özellikle Fransa ve Britanya, AB, ama tabii ki ABD de) sorumludur. Kürdistan'ın yabancı yönetim altına bırakan bu devletlerdir. Bugüne kadar da bu yabancı ve vahşi yönetimleri destekleyen de hep bu devletler (ve herkes) oldular. Sadece eğer Kürdler üzerinde özel bir baski olursa, yani rapor edilmiş veya raporu tutulmuş bir işkence veya 'faili meçhul' olursa Amnesty veya Human Rights Watch gibi örgütler bunları rapor halinde kamuoyuna sunarlar. Sömürgeci devletler bu insan hakları raporlarını sevmezler ama pek de önemsemezler. Bilirler çünkü eğer yansırsa medyaya çıkar sadece küçük bir gazetenin küçük bir köşesinde. Eğer herhangi bir Kürd lobisi mevcut olsaydı, bu tür insan hakları raporları Kürdistan, Türkiye ve Dünya kamuoylarına sunulup Türk devletinin gerçek yüzü ortaya çıkarılmış olurdu. Bunu gerçekleştirebilecek potansiyel olduğu halde bu potansiyeli değerlendirebilecek önderlik maalesef mevcut değildir.

Dolayısı ile başkasini suçlamak çok şey ifade etmiyor. 'Kader tayin hakkı' herhangi bir resmi sözleşmeye bağlı değildir. Eğer kendi hayatını ilgilendiren konularda kendi sorumluluğunu yerine getirirsen zaten kaderini de sen tayin etmiş olursun. Bunun resmiyete dökümü sadece bir sermoni sorunudur.

DTP başkanı Ahmet Türk'ün 'barış çağrısı' bir traji-komedidir. Açık ki Türk önüne konulmuş olan bir kağıt parçasını okuyor. Ben de daha önce benzer çağrılarda bulunduğum ve Mûrad Ciwan 'ın çağrısına ( http://www.netkurd.org/nivisar.asp?yazid=19&id=930 ) katılıyor olduğum halde, daha radikal bir çözüm taraftarı olduğumu belirtmek isterim. Eğer DTP kitlesi kendi özgür iradesini ortaya çıkarabileceğini göstermek istemiyorsa, bu aslında DTP'nin duygu sömürüsü üzerinde varlığını sürdüren kuru ve boş bir mekanizma olduğunu gösteriyor. DTP içinde ‘İmrali konseptini' red edebilecek kimse var mı? Ahmet Türk ‘Kürdistani' olabilir mi? Naci Kutlaylar ne diyor? Bunun tartışmasını tecrübeli bilgililerden bekliyorum.

PKK'ye yapılan ‘çağrıların' herhangi bir anlamı var mı? Göremiyorum. Hep aynının tekrarı.

Güney Kürdistan'daki PKK gerillaları (önder ve komutanları ile beraber) Kürdistan Federe Devleti adaletine ‘teslim' olmalılar. Bu, herhangi bir ‘sığınma' değil, gerçek anlamda teslim olmak olacaktır. Yani kesin silah birakma sözkonusu olacaktır ve kimsenin artık Aponun ayetlerine gülecek vakit ve takadı kalmamıştır.

PKK kendi insiyatifi ile silah bırakıp kendini lağvederse irkçı Türk devletinin bütün kirli emelleri Dicle'nin suyuna düşecektir. CNN ( http://www.cnn.com/2006/WORLD/europe/09/13/turkey.blast/ ) şimdiden ‘Diyarbakır patlamalarını' PKK'ye yükledi bile ve ‘Erdoğan'ın tüm Türkiye adına ne kadar üzüldüğünü' de belirtti. Genel anlamda PKK ve özel olarak ‘İmralı süreci' üzerinde bilimsel/tabusuz araştırmaları gerçekleştirip kamuoyuna sunmak amacıyla bilim adamları ve uzmanlardan oluşan bir komisyon büyük değerler yaratacaktır.

 

ABD, Türk devleti ve ‘Irak' arasında yapılan ‘PKK müzakereleri' bazı önemli sonuçlar doğuracaktir. Bütün Kürdler açısından bu sürecin sonunda kazanç sayılabilecek şey, Güney Kürdistan Federe Devletinin devletleşerek ve kurumlaşarak güçlenmesi ve varlığını pekiştirip meşrulaştırması ve de kuzey Kürdistan'da ve Türkiye'de (Türk şehir merkezlerinde milyonlarca Kürd yaşıyor: onların azınlık hakları da sözkonusu) ‘Kürd sorununun' bir bütünlük içinde çözümünün dünya gündemine oturmasi olacaktir. Bunun gelişmesi son derece mümkündür. Bu iki gelişme, yüzyıllık, binyıllık Kürd rüyasının gerçekleşmesidir. Nihayet Kürd savaşmak için dünyaya gelmiş değil. Onu da mutlu edecek bir çözüm (formül) bulunduğu zaman anlamlı olur. Nedir bu formül? Onun tartışması yapılmalı. Federasyon derken neyi kastediyoruz? (Çünkü ‘çözüm formülü' matematiksel bir formülden çok siyasal toplumsal bir süreç olacak ve sonuçta Kürdlerin bir ulus olarak kendi kendilerini idare etmeleri her çözümün özü olmak zorunda). Kürdistan nerdedir? (Tam olarak. Tahminler bir anlam ifade etmiyor artık). Görülüyor ki Kürdlerin yapacak çok işleri var. Tabii ki Türk devleti, Türkün devleti de kendine düşen sorumlulukları yerine getirmesi şartı ile.

`Stalîn digot, sîleh û sîleh... Ne sîlehê bê, dijmin narevê...`... Tê bîra we? Bû? Na!

Dolayısıyla böyle bir sürecin gerekleri dururken TAK gibi bir varlik mantık dahilinde midir? TAK nedir? Kimdir? PKK midir, MİT midir yoksa ikisi de midir? TAK ve TİT arasindaki fark ile PKK ve MHP arasındaki fark eşdeğer midir? Kürdün asil gündemi ulusallaşmak ve bu varlığını resmileştirmek olmalı iken kendini bu gündeme dayatıp işgal edenler kimlerdir? Bu kesımlerin redi Kurd için de Türk için de gereklidir. Bizi birleştiren tek bir şey varsa o da budur.

Kürdler açısından kendi özgürlük mücadelesini El-Kaide seviyesine indiren bir ‘önderlik' sözkonusu değildir ve benim şahsi görüşüme göre Abdullah Öcalan Kürdistan ve dünya tarihine kötü bir kişi olarak geçecektir. Tam tamına nasıl kötü olduğuna yukarda bahsettiğim komisyonun çalışmalari da katki sunacaktir.

14.09.2006