R.Qehreman

 

 

 

‘Bir yanım hüzün, bir yanım param parça bir yanım gürül gürül akan bir dünya'                                            

(Diyarbakır'da Class otel' de 3-4 Kasımda gerçekleştirilen Devrimci Demokratların ‘Kader Toplantısı' sonrası yankılar gelişmelerle ilgili eleştirisel yaklaşımım ve mevcut siyasi çevrelerin çalışmaları, bakış açılarını değerlendirme düşüncelerimdir.)

 

 Hemen başından değerli büyüğümüz önderlerimizden İran İKDP lideri Şehit Dr. Kasımlo'nun bir sözü ile başlayayım ki bazı arkadaşların tansiyonları normale dönsün, reaksiyonları, ön yargıları değişsin.

 

‘Dost dosttur, arada sırada seni savunmazsa da, düşman da düşmandır, arada sırada seni savunsa da.'

 

Birçok internet sayfalarında yazılar, sohbetler, spekülasyonlardan sonra Diyarbakır Class Otel'de 2–3 Eylül 2006 tarihinde 300–350 kişilik hatırı sayılır toplantı öncesi çağrı metninde şöyle denmişti:  

 

‘DD gelenekten gelen insanları toparlayıp ortak akıl oluşturmak, Kürdistan'da mücadele edenlerle buluşturmayı sağlayıp, birlikte mücadeleye katılmayı sağlamaktır.'

 

Toplantı sonrası 58kişilik meclis(tabi ki çok fazlaydı) siyasi partiler bile tereddüt eder. 15 kişilik yürütme, Ciwan-kurd derneği kurulmuş, Roja Kurd dergisi çıkarılmış. Sonra yine Class Otel'de 14 ay sonra beklenenden az bir grupla (100 – 120 kişi) bu kez tabii ki siyasi çevrenin de netleşip programlaşması, tüzük, isim zorunluluk haline gelmişti. Çünkü bu kararlar alınmıştır. 30 kişilik meclis 9 kişilik yürütme, 2 de sözcü seçilmişti. Sonuç bildirgesi, listeler ilan edilip duyurulmuştu. Artık bir çok çevre şahıs toplantımızı, gelişmeleri olumlu olumsuz konuşacaktı, değerlendirmeler, eleştiriler, ön görüler yapacaktı. Ben de bunlardan biri olarak değişik sorumlulukların bilincimle kalemim ve dilim döndüğünce konuşmaya, yazmaya çalışacağım.

 

Toplantı bir önceki toplantıya göre soğuk havada geçti. Bir tedirginlik, ürkeklik hakimdi. Divan başkanı M. Vural ağabeyimizin diğer toplantılar ölçü alınırsa başarısız, dikkatsiz ve tepkili olduğu söylenebilir. Çok kısa zaman önce genel başkanlığına getirilmesi düşünülen partiye HAK-PAR'a, TEVKURD'a, tahammülsüzlüğü anlaşılır şey değildi. Kısaca M. Vural ya başkanlık yapmaya hazır değildi, ya da toplantı organizasyonunu düzenleyen yürütmedeki arkadaşlarımız gibi hazırlıklı gelmemiş, toplantıya, konulara konsantre olamamıştı diyebilirim. Toplantı eksikliklerimizden tutun, meclis seçimine kadar olumlu etkileri olması gerekirdi. İlk günden daha toplantı yeni ısınmışken tümümüz önce toplantıyı bitirip akşam yemekli eğlencemizi yapıp gitme hesapları yaptık, daha sonra 1-2 arkadaşın program üzerine konuşması olmazsa, belki de program üzerine öneriler alınmayacak tartışmalar olmayacaktı, Roja Kurd dergisindeki program taslağı, geçirilmiş olacaktı.

 

Diğer yandan iki yıl boyunca büyük emekleri geçen DD örgütlenmesinde rol oynadığını söyleyen, kendileri söylemezlerse de kitle tarafından uygun görülen, laik görülen birçok arkadaş meclis seçiminde 1-2 arkadaşımızın divana liste vermesi anında resmen teslim olmalarına kimse anlam veremedi. Ya bir işi yapmayacak, başlamayacaksınız ya da gereğini yapacaksınız. Yoksa komik durumlar ortaya çıkar.

 

Kendi emeklerine sahip çıkamayanlar, yarın öbür gün halkın emeğine sahip çıkamazlar. Kazandıkları mevzileri koruyamazlar. Kavgasını vermediğin bir şeyin sahibi nasıl olursun? Kaldı ki bu işler toplantı anına bile bırakılacak işler değil. Toplantı öncesi ne yapıp yapıp konsensüs sağlanmalıydı. En iyi, en becerikli, en uygun, en birikimli arkadaşlar herkesin ortak istemiydi.

 

Bu konsensüsü hasım yokken yapamıyorsanız, hasım varken dişe diş görüşmelerde ne manzaralar yaşayacaksınız, kimbilir!

 

Bu nedenlerdendir ki geçmiş toplantı konuşmalarımızdan olsun, yazdıklarımızdan olsun, anımsayanlarımız olacaktır. Kazın ayağı tavada gözüktüğü gibi değil demiştim. Geçmiş anımsanırsa geleceğin fotoğrafını çekememek, görmemek imkansız gibi bir şey. Ama her nedense çekmek, görmek istemedik. Bütün bu olup bitenleri süre içerisinde bir çoğumuz aidiyet duygusu körelmesine rağmen, köprünün altından çok sular geçmesine rağmen O.Aydın, M. Ali Yıldırım arkadaşlarımızın 3-5 satırlık çağrı metniyle bağlarız, sonlandırırız hala anlamış değilim. Kendimizi bir yandan bir ülkenin geleceğini inşa edenler arasında göreceğiz. Diğer yandan da her şeyin bu kadar pragmatik, bu kadar kolay olabileceğini düşüneceğiz. Birçok ülkede, birçok olayda, kurumda, siyasette, hukukta bu kadar kolaycı, pragmatist, suni elektrik oluşmamıştır, oluşmaz da… çünkü henüz biz bize benzemiyoruz. Birbirimizi tanımıyoruz, ilk defa birbirini görenlere bile rastlayabiliriz. Bunları söylemekten, yazmaktan neden bu kadar sakınıyoruz ki. Bunlar negatif olarak ne zaman olsa karşımıza çıkacaktır. O halde gereği ne yapmamızı gerektiriyorsa, nasıl bir çalışma, ne gibi projeler zincirine sahip olduğumuzu görerek işe öyle başlamalıyız.

 

Mevcut koşullar hem siyasetimizi hem hukukumuzu aşmış ise aidiyetimizin yaşamımızda hiçbir etkisi kalmamış ise birçok olaya, hatta dünyaya akıl, güç, teknik, bilgi, hakim güç haline gelmiş ise, hepsinden önemlisi rüyalarımız ütopyaya bile dönüşmüyorsa niye daha realist düşünmüyoruz ki. Yineliyorum: birçok gelişmeyi, alt yapıyı, birilerinin istemlerini görmemezlikten, anlamamazlıktan geldiğimiz aşinadır. Bireysel küçük grupsal tatmin olmalar da söz konusuydu. Bunları kısaca sıralamaya çalışırsam; başta HAK-PAR' ı onaylamayanlar içinde oldukları halde kendini dışında görenler, bir şekilde geciktiklerinden siyaset sahnesine çıkmak isteyenler, siyasi boşluğun olduğunu söyleyenler, illegaliteden kopuşu gecikenler, vefa borcunu ödemek isteyenler, bunların dışında olup hislerini de engelleyerek en yakın gördükleri arkadaşlarıyla hareket edip bir umut ışığı olarak görme girişiminde olanlar, bir de en iyi yönetimler gruplar gelse de olayın içinde görünmek isteyip de her zaman geri çekilen, ortada kalan, gaz veren, dedikoducu, spekülasyoncu grup da dâhil vs. şahıslar kendilerini bu projenin içinde gördüler.

 

Sonucu sorarsanız 3-4 Kasım kader toplantısı kabul edilirse “cennete” bu şekilde zor gideriz diyebilirim. Ama konunun amaları yok değil.

Her ne kadar toplantıda C. Baykara, N. Gündem arkadaş bu gelişmelerin benzerinin ‘KDBP' döneminde yaşandığını, henüz siyasetten, parti, inisiyatif olmak için şartlarımızın olgunlaşmadığını, fazla parçalanmayı kaldıramadığımızı, söyledilerse de bu saatten sonra geri adım atamayacağımızı, bu işten en olumlu şekilde faydalanabilmenin yolları olabileceğini savunanlardanım.

 

Hemen söyleyeyim 21 kişilik meclisin kalan 9'unun 3-4 ‘ü yani Avrupa kanadı hemen hemen kesinlik kazanmış durumda, diğer iş arkadaşımızı Diyarbakır'da emeği geçen, donanımlı, etkin, çok yönlü arkadaşlardan seçmemiz iyi olacaktı.

Akabinde iyi sonuçlar alabilmek için, DD deyim yerindeyse devam eden süreçte, hızla yenilenmeye, yeniden inşaya, birbirimize ısınmaya, özelliklerimizi daha  bir öğrenmeye pratik içerisinde olgunlaşmaya, gençleri içimize katmaya ihtiyacımız olacaktır.

 

Aksi takdirde yine ciddi işler için hazır olabileceğimizi savunmak imkânsız. Peki bu nasıl olacaktır? Hangi yöntemlerle, kimler yürürlüğe koyacaktır.

Bu işler birçok deneyimli arkadaşlarımızın bildiği, fakat uygulamadığı, çok filozofi yeteneklerin gerektirmediği işlerdir. Aramızdaki saygın ağabeylerimiz üzerlerine düşeni bu sefer kesin yapmalılar. Sık sık özel sohbetler, ziyaretler, değişik sosyal aktiviteler düzenlemelidirler.

 

Diasporadakiler de benzeri görüşmeler yaparak yemekli “barış” toplantılarıyla yol alabilirler. Diğer yandan geçmişle ilgili değerlendirme komisyonu yazan-çizen ekiplerce de çalışmalar, raporlar bu ilişkileri iyileştirme görevi yapmalılar.

Hepimiz çok iyi biliriz ki biz de diğer dostlarlımızla birçok siyasi çevrede küskünlüklerin nedeni ideolojik değildir. Kişiseldir, kıskançlıktır, duygusallıktır. Bu nedenledir ki bu kişisel hata ve fantezilerimizi ulusal çıkarlarımızın önüne koyma gibi bir lükse sahip değiliz. Zamanımızı bu kadar hor kullanamayız.

 

M. Aydoğan, M.Tanrıkulu, Ş.Öncü, M.Tanrıverdi, Ş. Dip, M.Cıbran, M. Ali Çılgın, A.Beğik, M. Kiper, M. Çetin, N.Çılgın vb arkadaşlarımız yukarıda anlatmaya çalıştığım yol ve yöntemlerle, kendi ustalıklarını da kullanarak en kısa zaman da ülkedeki arkadaşlarına iyi mesajlar göndermek zorundalar. Bu pozitif  davranışları çok önemli örnekler teşkil edecek, belki de bir çok konuda dönüm noktası olabilecek nitelikte olacaktır.

 

Aksisini düşünmek bile istemiyorum. Hiçbir gerekçeleri de beni ve bir çok arkadaşı tatmin etmez. Kararımız filozofi bilgilere tok. Olumlu icraatlar pozitif mesajlar bekliyoruz.

 

Şayet söylediklerimizi dikkate almayıp eski küskünlüklerinde ısrar ederlerse, enerjilerinin bir bölümünü işbirliğimize harcamazlarsa, gerekli desteklerinden imtina ederlerse, ciddi anlamda ilişkilerimizi gözden geçirmemiz gerekecektir. Yazılarımızın bile aynı sayfalarda olması anlamsızlaşacaktır.

 

Eski emeklerini hiçbir zaman, hiçbir kimse inkar edemez. Bıraktıkları intiba bizler için mezara kadar yeterli olsa da, cennetimize kafi gelmeyecektir. Son kez sizlerden kendim ve sevgili arkadaşlarım adına bir emektar olarak bir refleks bir sıçrama bekliyoruz. Kürtlük, ülke sevdası, veya siyasi aklı öne çıkararak  önce kendi aranızda sonra bizlerle buluşmanızı istiyoruz ve bekliyoruz.

 

Bu konumuzu da pozitif düşüncelerle kapatıyor. Güzel düşler kurmaya devam ediyorum. Daha şimdiden ricalarımıza vereceğiniz olumlu tepkiler bizler hayli heyecanlandırmıştır. Farklı bir örnek teşkil etmesi dolayısıyla bizlere yeni bir motivasyon sağlayacaktır. Geçmişle ilgili aidiyet ve çalışmalarla ilgili eski ve yeni toplantılarımızdaki birçok konuşmacı arkadaş 30 yıllık değerlendirmelerini yanlış düşünceler üzerine inşa ediyorlar. Şöyle ki bir defa 30 yıllık eski aidiyet yerinde olduğu gibi kalmamıştır. Yerinde kalan bazı fevri arkadaşlarımız olsa bile değerlendirmeleri böyle olmamalı. Koşullar siyaseti de hukuku da aşar, bundan da siyaset de olmaz hukuk da.

 

Ama bizlerin konumu böyle değil. Tamam, 12 Eylül' de bizler de herkes gibi savrulmuşuz, kırılmışız, ekonomik zorluklar altında koçberlikten nelere katlanmak zorunda kalmışız. Diasporadakiler de bizler de eksik yetersiz olsa birçok oluşum içerisinde demokratik kuruluşlarda parti çalışmalarında yer almışız. Yukarıda da değindiğim gibi içinde olduğumuz halde birçok kuruluşu yok saymışız, emeğimizi görmemezlikten nasıl gelebiliriz. Hadi kendimizden bahsetmiyorsak, çevremizdeki dostları nasıl görmeyiz.' Hem kendi başına hiç bir parti yeterli değil.' Diyeceksiniz. Hem de onları yok kabul edeceksiniz. Bu işlerin, bu koşullarda, görülen zorluklarda ben, sen, o, bizle, sizle olmayacağını herkes tarafından görüldü, kendini hissettirdi. Bizlerle olacak, bizler de hazır değiliz. O zaman herkes kendi cenahından üzerine düşeni yapmalı, diyaloglar yolu tıkatılmamalıdır. Mevcut siyasi çevrelere de kısaca göz atacak olursak önümüzü bir nebze daha aydınlatacağımız inancındayım.

 

Her zaman söylediğim gibi birçok dostum bizleri yüz binlerle, milyonla ifade ederken ben 300 – 500 diyorum. Ancak bu 300 – 500 kişi iyi bir durumda olurlarsa, donanımlı, yeni akıl, ortak akıl, yeni ruh, yenilenme, yeni kişilik kısaca kendini geleceğe etkin bir biçimde hazırlayan çok yönlü modern bir profile sahip olurlarsa korkulacak çok şeyin olmadığını söyleyebilirim. Aksi takdirde korkumuz büyük, geleceğimiz zindan karanlık olur.

 

Dediğim gibi DTPliler de dâhil 10-20lerle ifade edilebilecek aklıselim insanlar bulmak mümkün. En büyük umudum 300–500 le ifade ettiğim ortak siyasi akılda buluşabilecek hizmet edebileceğimiz, kendini yenileyen, her koşula ayak uydurmaya çalışan, yılmayan, kanının son damlasına kadar bu halkla, bu yolla olan öncüler, aydınlar, liderler, akıl üreticileri şahıslardır. Bunlar en sevindirici yanlarımızdır. Sevindirici olmayan yanlar ise; ülkemizin en barbar koşullarının, ufak tefek ihtirasların, duygusallıkların yer yer kendini göstermesiyle birbirimize karşı acımasız, küskün olabiliyor, önemli toplantılara kayıtsız kalabiliyoruz. Nasıl oluyor da içinde bulunduğumuz oluşumların dışında kilerine arka dönebiliyoruz, ağır sözler sarf edebiliyoruz. Nasıl oluyor da canımız, kanımız, kardeşlerimiz dediğimiz çiçeği burnunda devletimiz için bir yürüyüş yapamayız, 3–5 job yemekten çekiniriz? A.Öcalan için bile, Saddam için bile onlarca, yüzlerce kişi kendini yaktı hasıma zarar vermek için intihar etti,

 

K. Kürtlerinin siyasi durumunu küçücük bir analiz etmek için uzman olmamız gerekmiyor. 22 Temmuz 2007 genel seçimleri, HAK-PAR ve Kadep' in ortaklaşa düzenlediği, diğer güçlerin de desteklediği (DTP hariç) sınır ötesi operasyon olarak adlandırılan Kürdistan' a savaşa hayır mitingini değerlendirirsek gerçeğimiz ortaya çıkar düşüncesindeyim.

 

PKK-DTP kör dövüşü içerisinde olmalarına rağmen bedel-şehit edebiyatıyla 4 milyon oy sahibidirler. Son konferans ve kongrelerinde büyük fikir ayrılıkları söz konusu 800 delegeden 200 ü kongreye katılıyor ve basının tümü geliyor. Eş başkanlar görevlerini yerine getiremediklerinden özür dilemişler. Demokratik cumhuriyet, demokratik özerkliğe dönüşmüş, konfedarilizm konusu olmamış veya basına yansımadı. İmralı konseptinden dolayı kişisel özerkliği olmayanların demokratik özerkliği nasıl savunacaklarını merak ediyorum. Hal böyle olmasına rağmen D. Bakır B. Şehir Belediyesindeki en son konferansında S. Demirtaş' ın görüşmeleri ciddiye alma mesajı yabana atılmamalı, peşi bırakılmamalıdır. 5–10 kişinin yaptırdığı hatalar zincirine milyonlar terk edilmemeli. A. Okumuş arkadaşın konuşmasına bakılırsa milyonlar heba edilmeli. ‘hiçbir şekilde, hiçbir suretle işbirliği, güç birliği vs görüşmeler yapılmamalıdır.' Demişti.

Mevcut halleriyle belediyelere sığınmış, koruyup kollamaya çalışıyorlar. Son genel seçimlerde Diyarbakır' daki AKP oy oranı kendi oylarına hayli yaklaştığından haklı bir tedirginlik içerisindeler. Diğer Kürt muhalefetinin değerini anlamaları için iyi bir fırsat, iki tarafta pozitif anlamda değerlendirmeye tabir tutmalılar.

 

KADEP S. Elçi ve gurubuyla kurulmuş on aylık bir parti çok kısa bir sürede birçok gerçeği görmüş ve can havliyle birlik görüşmelerine başlamış olmasına rağmen S. Elçi ihtiraslarından vazgeçmiş görünmüyor. DKP döneminden daha fazla bir kitleyle kucaklaşamamıştır.

 

TEV KURD Erdoğan'ın Kürt sorunu ile ilgili açıklamasından sonra toplanan aydınlarla başlayan bir çalışmadan oluşmuş, Kürt birliğini hedefe koymuş, paydasını Kürtlük temeline oturtmuş, eylemlilik halinde olmayı isteyen, olan yetenekli kadrolara sahip, iyi bir programları, tüzükleri de söz konusu, hedefledikleri birlik şartları ve gurupların mevcut durumları, halleri, işlerini hayli zorlaştıracak, hayli yorulacaklardır. Diyarbakır mitinginde haklı bazı gerekçeleri olsa da konseptlerine uygun hareket etmediklerini düşünüyorum. Bu bile benim ve birçok kişinin iyi niyetli düşüncelerini şüphe ve tereddüde bırakmıştır.

HAK-PAR  Hep-Dep-Hadep sonrası en kaliteli, seçkin, geniş, renkli bir konsepte programla birleşenleriyle 2002 şubatında kuruldu. Hiçbir birleşen Hak-Par' ın hakkını vermedi veremedi. Gurupsal anlayışlar devam etti. Devrimci Demokratlar KDBP adı altında katılmalarına rağmen gerekli katılımı ve desteği gösteremediler. Havadan sudan gerekçelerle istifa yollarını hazırlayanlar oldu. Kendi aralarındaki sorunları Hak-Parla sorunları varmış gibi yansıttılar. Kendi geçmişlerini, arkadaşlarını zora sokmaktan başka bir şeye yaramadı istifalar. Nasıl ki Hak- Parda iken çalışma gurubu, Tev kurd çalışmalarına katılma ne kadar doğaldıysa, Hakparda çalışmak da DD'lara doğal gelmeliydi. İsveç' de her aydın şahıs en az 5-6 kuruluşa partiye üyedir. Bizde neden olmuyor anlayamıyorum.

 

Tek tek şahısların dışında ‘özgürlükçüler' diye adlandırılan daha önce DDP-DBP partilerinde yer alan dostlarımız, 80 sonrası belli bir dönemden sonra kendilerini günümüze denk koruyabilen en örgütlü, disiplinli, dürüst, özverili arkadaşlardan dostlardan oluştuğunu söyleyebilirim. Hızla açık olmak, şeffaflaşmak istekleri hissediliyor, buna rağmen örgütlü olduklarından diğer guruplarca fazla sempati görmüyorlar. Dema Nu, çıra vs kurumları mevcut çalışmaları emrine sunmaları daha iyi bir hizmet içerisine girmelerini beraberinde getireceğini savunuyorum.

Mevcut oluşumların dışında eski Rizgariciler olarak bilinen Diyarbakır'da ikamet eden bir çevrede, diğer çevrelerce saygı görmekte çalışmalarını samimi duygularıyla devam etmektedirler. Bunlarla konumları biraz benzer olan tek tek şahıslar, PWD ciler, eski Kürt insitatifi gurubundan olanlar, K. Bakur içerisinde yer alanlar vb şahıslar.

 

Kararlılıkları, dostlukları, sıcaklıkları ile mevcut gurupları hayli sevindirmekte dayanışmaları güç vermektedir. Bu ilişkilerin uzun vadede hayli sıcak tutulması, korunması gerekmektedir. Yazımı sonlandırmayı düşünürken DD arkadaşlarla yakın ve orta vadeli hedeflerimiz konusunda birlikte yapmamız zorunlu işleri özetlersem; içten örgütleme, diasporadakilerle ilişkiler daha köklü sağlanmalı.

Finansman sorunu sürekli gelir getiren komisyonlara devredilmeli, başka bilinen projeler bu komisyona sunulmalı.

 

Mecliste olmasa bile yürütmede 3-5 arkadaş profesyonelce çalıştırılmalı.

Arkadaşlar arasında sevgi, saygı tohumları atılmalı, sosyal etkinlikleri aktiviteler, ziyaretler, benzeşme hedefleri gerçekleştirilmeli.

Hak-hukuk-kaide-kural-disiplin konusunda seminerler verilmeli, komisyon raporları yaygınlaştırılmalı.

 

Her fert kendi sorumluluğunu bilmeli, güncel kitaplar okumalı, basını yakından takip etmeli dışarıda konuşmuyorsa bile ailede kesin kez Kürtçe konuşmalıdır. Kendisiyle birlikte ailesini ve çocuklarını geleceğe hazırlamalıdır.

Devrimci demokratlara, dost güçlere en iyi çalışmalar, diyaloglar isteyerek sevgi saygılar sunuyorum.

15.11.2007 AMED