Mahmud Övür

Zeki Alasya Kürtçe konuşuyor, Türkiye büyüyor!

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 2008'in AB yılı olacağını söylemişti. Görünen o ki, AB ile müzakereler sürüyor görünse de beklenen olmadı. 2008 AB yılı olmak bir yana daha da karamsar geçti.


Ve umutlar 2009'a kaldı.
Doğrusu 2009 Türkiye 'de, dünyanın bazı ülkelerine kıyasla iyi başladı. Türkiye toplumu daha yılın ilk gününe TRT Şeş'in Kürtçe yayınıyla uyandı.

Düne kadar yasak bir dil şimdi TRT ekranlarından milyonlara ulaşıyor.
85 yıllık cumhuriyet tarihi bir yana, demokratikleşmenin yaygınlaştığı son 50 yılda konuşulması bile gerilim yaratan Kürtçe konusunda adım atılmış, derin bir ezber bozulmuştu.

Ekranda Başbakan Erdoğan 'ın Kürtçe konuşmasını izlerken bir an o kaotik 70'li yıllara gittim. Siyasallaşmanın yoğunlaştığı o yıllarda Kürt hareketleri dar bir alanda da olsa "Ana dille eğitim" kampanyası başlatmıştı.

 

O kampanyanın bir parçası olarak, İstanbul'daki Diyarbakır Öğrenci Yurdu'nun loş salonlarında daha sonra bir kör kurşuna kurban giden rahmetli Mehmet Oruç , "Kürtçe Kursu" veriyordu. O gizli kurslardan bugünlere gelmek gerçekten bir devrim.


Yazımı yazarken bir yandan da TRT Şeş'i izliyorum. Ekranda adı nedeniyle devlet kapılarında onca sıkıntı yaşayan Rojin var. Kanalda Kürtçe bir sohbet programı yapıyor. Kamera stüdyo konuklarını her gösterdiğinde dilleri yasaklanan Kürtlerin gözlerine bakıyorum. Gözleri gülüyor Kürtlerin...
Sonra Zeki Alasya, Selma Güneri , Vatan Gazetesi Yazarı İclal Aydın ve Halit Ergenç 'in rol aldıkları bir dizi geliyor ekrana. Ve onlar da Kürtçe konuşuyor.
Onlar Kürtçe konuştukça benim gözümde Türkiye büyüyor.
Ne kıyamet kopuyor, ne Türkiye bölünüyor.

"Kürdüm" diyene linç vardı
Yine 30 yıl önceye gidiyorum. İktidarda Ecevit hükümeti var. Bayındırlık ve İskân Bakanı da Şerafettin Elçi .


Elçi, bir demecinde, "Ben Kürdüm" diyor ve Meclis ayağa kalkıyor. Elçi neredeyse bir kaşık suda boğulacak. O dönemin sosyal demokrat lideri rahmetli Bülent Ecevit, Elçi'nin arkasında durunca olaylar duruluyor.


Ama Kürtçe üzerindeki baskılar hiç durmuyor. Hele 12 Eylül askeri darbesi geldikten sonra tam bir zulüm yaşanıyor. Kürtçeden söz etmek bile yasaklanıyor. Ve Türkiye çok şey kaybediyor.
Şimdi 2009'dayız. Yeni bir Türkiye 'nin kapısı aralanıyor. Yasaklarla bir yere gidilmeyeceğini çoğumuz anladık.


Keşke son 25 yılda onca yaşamı kaybetmeden, onca değerimizi yitirmeden bu adımı atabilseydik. Eminim Türkiye çok daha özgür ve zengin bir noktada olurdu.


Geç de kalsak tarihi adımlara tanıklık ediyoruz... 85 yıllık Alevi meselesinin çözümüne yönelik çalışmalar, Nâzım Hikmet'in, Ahmet Kaya'nın yeniden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına alınma girişimleri bütün ezberleri bozuyor.


Kuşkusuz böylesine köklü adımların atılması devlet siyaset ilişkisinde yeni bir uyumu işaret ediyor.
Ama hakkını da vermek gerekiyor, AK Parti, iktidarının ikinci döneminde de değişimci rolünü bir şekilde sürdürüyor. Bu da ister istemez Türkiye solunu şaşırtıyor.


Bu noktada belki de en zor görevi TRT üstleniyor. Kısa sürede TRT gibi "tabuları olan" bir kurumdan TRT Şeş gibi bir yapı çıkartmak gerçekten kutlanması gereken bir tavır.
Bu çabanın arkasındaki imzayı da anmakta yarar var.


TRT'de değişimin simgesi Genel Müdür İbrahim Şahin'i kutluyorum. Geçmişte Güneydoğu'da bürokrat olarak görev yapan Şahin'in soruna gerçekçi yaklaşımı Türkiye 'yi inanılmaz rahatlattı.
Türkiye değişiyor ve değişimden korkmamak gerekiyor.

 

9.01.2009

Sabah