Heşt TV, Kürtlere cennet mi vaat ediyor

Fehim Işık*

Eğer Kürtçe bir kanalda Kürt dili, edebiyatı, tarihi, müziği ve kültürü ile ilgili özel programlar, belgeseller yoksa, Kürtler kendilerini ilgilendiren özgün konularla ilgili bilgilendirilmeyecekse, olgular Kürt yaşamı göz ardı edilerek değerlendirilecekse TRT'nin diğer kanalının akıbetine uğrayacak ve bir müddet sonra sessiz sedasız yitecektir.

Eğer yayın programında bir değişiklik olmazsa TRT, 1 Ocak'ta Kürtçe yayına başlıyor. Birkaç aydır teknik hazırlıklara başlanmış. Daha çok da TRT'nin farklı kanallarında yayınlanan film ve belgesellerin Kürtçe çevirileri ve dublajları yapılıyor.

Yeni kanalın adı Heşt TV olarak açıklandı. İlgililer TV adını ‘heşt' sözcüğünün Kürtçedeki karşılığı olan ‘sekiz' rakamı ile adlandırmanın yanı sıra, Kürtçede ‘bihûşt' olarak söylenen ‘cennet' kavramı ile de tanımlıyor. Heşt TV Kürtlere cennet olarak sunulurken, bu cennetin çözüm yolunu açacağı ve kardeşliği güçlendireceği iddia ediliyor.

HEŞT TV'NİN MİSYONU NE

TRT'nin Kürtçe yayına başlama kararı, farklı tepkiler de aldı. Parlamentoda temsil edilen partilerden AKP'nin, özellikle Kürt milletvekilleri bu girişimi bir devrim olarak nitelediler. Bir kısım CHP ve MHP'li politikacı ise devletin dibine konulan dinamit olarak tanımladılar. Kürtler arasında da, farklı bakış açıları var. DTP'lilerin bir kısmı, geç kalınmış bir adım olarak tanımlamakla beraber, ‘ama', deyip atılan adımın samimi olması gerektiğine dönük ihtiyatlı bir yaklaşım sergiliyorlar. Roj TV'den yapılan yayınlarda Heşt TV'nin ‘Kürt Özgürlük Hareketini bitirmeyi amaçlayan' bir girişim olduğu ifade ediliyor. Hatta bu girişime destek veren, çalışmalara katılan Kürt aydınları ve yazarları eleştirilip bir kısmına hain yaftası bile vurulabiliyor. İstanbul Kürt Enstitüsü de TRT'nin Kürtçe yayına başlama girişimini samimi bulmayanlardan. HAK-PAR, KADEP, KÜRT-KAV gibi kurumlar da, atılan adıma sıcak bakmakla birlikte bazı DTP'liler gibi ihtiyatı elden bırakmayanlar gurubunda. Daha çok ‘Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer,' misali, ‘bekle gör' politikası güdüyorlar. Elbet AKP'li olmamakla birlikte girişimi, AKP demokratlığının başarılı bir sonucu olarak görüp tarihi adım olarak niteleyen, ya da farklı bir bakış açısıyla yerel seçimlere dönük siyasi bir yatırım gibi değerlendirenler de var.

Hiç kuşku yok, atılan adım önemlidir. Devletin Kürtçe yayıncılığa soyunmasını önemsememek mümkün değil. Üstelik bu adım, psikolojik sınırları zorlayarak sorunun çözümünde özel bir rol da oynayabilir. Bu açıdan Heşt TV'nin Kürt sorununun çözümüne hizmet amacıyla gündemleştirildiği, söylenebilir. Buna bağlı olarak sorunun günümüzdeki boyutuna, Heşt TV'nin bu sorunun çözümüne ne derece hizmet edebileceğine kısaca da olsa değinmekte yarar var.

Son söylenecek sözü başta demenin, her zaman olmasa bile bazen yararı var. Kürt hareketinin silahla buluşması da d‚hil, yaşananların neredeyse tümü Kürt sorununun nedenleri değil sonuçlarıdır. Bu sonuca yol açan etken de devletin kuruluşundan bu yana sürdürülen ret, ink‚r ve asimilasyon politikasıdır. Bu politikadan vazgeçildiği iddia ediliyor. Oysa Kürtlerin önemli bir bölümünün, özellikle de DTP'nin ‘tek devlet-tek bayrak' politikasında uzlaşma belirtileri vermelerine rağmen ‘tek millet' politikasının ısrarla sürdürülmesi; vazgeçilmiş gibi görünen ‘tek dil' bakışının ‘tek millet' kavramının içine sıkıştırılması; Kürtçenin yerel bir dil olarak görülmesi ve halen yasal bir statüye kavuşturulmaması; tarihi politikalardan vazgeçilmediğinin ibareleri olarak değerlendiriliyor. Üstelik bu değerlendirme pek yanlış da değil.

KÜRTLERİN ADI YOK

Gelin şu ilginçliği birlikte yorumlayalım. Devlet Kürtçe yayına başlıyor, ama Kürtlerin adı resmen yok, dili resmen yok, kimliği resmen yok. Hiçbir yasada Kürt kimliğini ve Kürt dilini güvenceye alan bir ibareye rastlamak mümkün değil. Bu ibarelere rastlanmadığı sürece de, Kürtlerin, devletin attığı adımları samimi görmesinin koşulları da oluşmaz. Süreci ama'larla, şüphelerle değerlendirmenin bir nedeni de bu değil mi, sizce?

Sorun, psikolojik bir sınıra dayanmış durumda. Sorunu kontrol eden kim olursa olsun, çözümü için barışçıl ve demokratik koşullar mutlaka bulunmalı. Sorunun üstünün örtülmesi artık mümkün değil. TRT'nin Kürtçe yayına başlaması, Kürtçe eğitim ve öğretimin önünün açılması ve üniversitelerde Kürdoloji bölümlerinin kurulmasına dönük yürütülen tartışmaların hiç birini Kürt sorununun çözümünden bağımsız girişimler/tartışmalar olarak ele alamayız. Ancak tüm bunları da etkileyen en önemli olgu, hiç kuşkusuz zihniyettir.

Zihniyeti bir örnekle ele alalım. Geçenlerde televizyonlarda iki haber tüm bültenlerde vardı. Biri DTP milletvekillerinin Kurban Bayramını Kürtçe kutlayan tebrik kartları, diğeri ise Kürt sanatçısı Ciwan Haco'nun Heşt TV'de program yapması. Aynı bültende Ciwan Haco barışın elçisi olarak, DTP'li milletvekilleri ise Meclis'in antetli kartına Kürtçe kutlama ibareleri yazan haramzadeler olarak değerlendiriliyordu. Bu yaklaşım sizce psikolojik tedaviye de ihtiyaç duyacak kadar ciddi bir zihniyet karmaşası değil mi?

Eskiden beri etkili olan bir bakış açısı var ve bu bakış açısının halen ortadan kalkmadığı görülüyor. Yüce devletl°larımız ‘her ne olursa olsun, ama benim kontrolümde olsun' zihniyetinden henüz kurtulmuş değiller. Bu zihniyet, şimdiye kadar tehlikeyi büyüttüğü gibi bundan sonra da büyütür. Her şeyden önce bu zihniyet terk edilmeli, değişmelidir. Konumuz Heşt TV olduğu için, biraz da bu kanalın özelinde olguları değerlendirerek sözlerimizi tamamlayalım.

Kürtçe kanalda yayınlanacak bazı belgeseller ve programların çevirileri için bana da metinler verildi. Kürtçe kanala özel, tümüyle Kürtçe hazırlanan yeni programlar var mı, bilmiyorum. Ama çevirileri de yapılan eski programların neredeyse tümü TRT'nin asık suratlı ve sansürcü döneminin ürünleri. Bunlar arasında Kürtleri kötü tanıtanlar varsa, elenmiş, ancak Kürtleri cezbedecek yeni bir şey de yok. Örneğin Türk müziğinin tanıtıldığı, Arap ve Fars müziği ile kıyaslandığı bir belgeselde, bu kıyaslama Kürt müziği ile yapılmıyor; aksine Türk müziğinin ilahi gücünden dem vuruluyor. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün...

SADECE DİL Mİ KÜRTÇE OLACAK

Burada şu soru akla geliyor. Kürtçe yayın ile amaçlanan sadece dilin Kürtçe olması mı? Dilin Kürtçe, pardon, Türkiye'de konuşulan yerel bir dille olması yeterli olacak mı?

Merak edilen bir olgu da, yayında yer alacak haber programlarının dilinin nasıl olacağı. Kürtler, ya da Kürtlerin bir kesimi bu kez Kürtçe ile mi aşağılanacak? Elbet bunları yayın başladıktan sonra daha sağlıklı değerlendirmek mümkün. Ancak şimdiden şunu söyleyebiliriz: Eğer Kürtçe bir kanalda Kürt dili, edebiyatı, tarihi, müziği ve kültürü ile ilgili özel programlar, belgeseller yoksa, Kürtler kendilerini ilgilendiren özgün konularla ilgili bilgilendirilmeyecekse, olgular Kürt yaşamı göz ardı edilerek değerlendirilecekse, hiç unutulmasın yeni Kürtçe kanalda, haftada bir Kurmanci ve Zazaki lehçelerinde yayın yapan TRT'nin diğer kanalının akıbetine uğrayacak ve bir müddet sonra sessiz sedasız yitecektir.

* KÜRT-KAV Yönetim Kurulu üyesi-Yazar / isikfehim@gmail.com-
Taraf Gazetesi - Istanbul - 17.12.2008