Eyüp Hanoğlu

orhan doğan, barış ve kardeşlik

 

rutbeli-rutbesiz generalleri ve general kafalıları çok olan ülkelerin, mağdurları ve mazlumları da çok olur. onlar bazen laz, çingene, pomak, süryani veya ermeni.. bazen ezidi, hristiyan veya alevi.. bazen de kadın, eşcinsel, devrimci, emekçi veya çocukturlar.

 

türkiye'nin bir çok sürprize gebe bir ülke olduğu doğrudur da; bu sürprizlerin biz "makus talihini" yenemeyenler nazarında pek hayra alemet olmadığı da doğrudur. o yüzden sürprizlerden genelde korkarız.. çünkü kutudan ya darbe çıkıyor ya ırkçılık, ya ihanet çıkıyor payımıza ya satılmışlık; ya çıyan çıban çıkıyor bir yerlerimizde, ya kardeşlik duygularımız zedeleniyor ya da sol kavramların faşistlerin ırkçılık sofralarında baharat değeri gördüğü ve manipüle edilerek egemenlerin ayaklarının altına "sol" olarak sunulduğu bir yerde, vicdanlarımız bütün bir insanlık hatta kainatlılık kadar sızlıyorken; düpedüz bir faşist tarafından ve faşizm adına ankara'nın ortasında sol gözümüzden veya hrant dink gibi şişli'de ensemizden vurulabiliyoruz.

 

o da yetmiyor; " kürtler gün yüzü görmesin " diye genelkurmay, baykal, chp, medya, derin devlet, jitem, özel harp dairesi, yüksek seçim kurulu, parlamento ve tüm diğer örgütlü refleksiyle devletin, topyekün saldırıya geçtiği bir dönemde; haksızlığa, savaşa, kan dökmeye, mayına karşı vicdanlarımızla "barııışşşş" diye haykıran, yere göğe sığmayan çığlığımız, van'ın bir hastane odasında orhan doğan'ın kalbinde krize dönüşebiliyor.. ölüm ve çatışma haberleriyle irkiliyoruz.

 

içinde nefes alıp verdiğimiz hayatın bütün oksijen alanlarına düşmanlık, korku, tehlike, karmaşa, savaş ve kan tıkılıyorken; barış ve kardeşlik korkusuyla yaşayan statükonun ensesinden tutup yaka paça meclisin dışına atarak kurtulamadığı orhan doğan'a sonunda kalp krizi yetişti..

 

orhan doğan ve arkadaşları, her ne kadar terör destekçisi, bayrak düşmanı ve " bölücü örgüt üyesi " olarak sunuldularsa da; tersine bu ülkede türk-kürt, gerilla-asker ayrımı yapmaksızın akan kanın durması için mücadele ettiler ve bunu yaparken de türkiye toplumunun kardeşlik değerlerine sahip çıkıp barış için konsensüs aradılar.

 

ilginçtir, bayraksız bir kainatı en çok; geçmişi, bugünü ve geleceği, bayrakların bekası altında ezilenler özlerler.. onların bayraksız bir kainat düşü, belli bir bayrağa düşmanlıklarından değil, bayraklarla arasına derin sınırlar çizilen dünyanın gazabına en çok uğrayan onlar olduğu içindir. bunu anlamak için çingene, kürt veya nesli tükenmekte olan amazon kurbağası olmamız gerekmiyor.

 

kürt sorununda barışı savunmak için de; etnik köken olarak kürt olmak önemli değildir. düşünün ki; sizin de yaşadığınız bir tarihsel kesitte, birlikte yaşadığınız bir halk bu kadar çaresizleştiriliyor, bütün çözüm yolları kapatılıyor, ne dağda ne şehirde, ne siyasette ne de günlük hayatın içinde kabul görüyor. yanıbaşınızda kardeşlerinizin başına bunlar gelirken, birbirinin ardısıra cenaze arabalarının arkasından gencecik hayatlar solup, annelerin ve ailelerin bağrı yanarken, birileri ölüm üzerinden ideoloji ve rant üretip statükolarını korumaya çalışırken, bizler susmuş olmamızı, onların çığlığını duymamış oluşumuzu ve yaşanan dramı kanıksamış bir halde seyrediyor oluşumuzu hangi tarihsel duruşumuzla anlatacağız.

 

binyılların kardeşliğine dayanan geçmişiyle insanlığın yarattığı ortak kültüre ve değerlere beşik vermiş anadolu toprağı; bilinçli olarak kışkırtılan bu düşmanlığa, halklar arasında ekilmeye çalışılan kin ve nefret tohumlarına teslim edilmemelidir. hangi kesimden olursa olsun, bu ülkenin bütün vicdanlı insanları yükselen savaş çığırtkanlığına, ırkçılığa ve asker, gerilla veya sivil halk olsun, akan kanın durdurulmasına karşı sesini yükseltmedikçe anadolu toprağı gün yüzü görmeyecektir. bunun için "biz" ve "onlar" şeklindeki düşünme biçimlerimizden vazgeçip, konjoktürün, günlük siyasetin pragmatik davranışlarından kurtularak birbirimizi anlamamız, duymamız ve insan yanımızın vicdanına kulak vermemiz gerekmiyor mu? tarihiyle, vicdanıyla ve değerleriyle yüzleşmemiş bir toplum, bütün bu meseleleri sırtında kambur olarak taşımaya daha ne kadar devam edecek?

 

bugün 29 haziran.. van sıcaktan değil sadece, hakkı verilerek asaletle yaşanmış bir hayatın çektiği azapla yanıyor. yüreklerimize su serpecek biricik tesellimiz ise, gösterdiği kişilikli tavrın ve soylu duruşunun, ondan sonrasına miras kalmasıdır.

 

o; yaşadığı hayatın bütün zorluklarına, acılarına, kendisine ve arkadaşlarına yönelen baskılara rağmen, başını hep dik tuttu ve kardeşlik değerlerinden asla taviz vermedi. kendisine yüzünü buruştutarak sevgisiz bakan gözlere o sevgiyle ve tebessümle yanıt verdi. televizyon ekranlarına ve gazete manşetlerine yansıyan görüntülerinde hiç bir zaman asık suratlı, sinirli, sevgisiz bir orhan doğan göremezsiniz. o, kaybettiği arkadaşlarının hatırasına adadığı hayatı boyunca; verdiği barış, kardeşlik ve özgürlük mücadelesiyle sadece kürtlerin değil anadolunun ötekileştirilmiş bütün renklerinin sesi olmak istedi. tarihin hakkaniyeti onu unutmayacaktır.

 

ümit ediyoruz orhan doğan'lar, hrant dink'ler yaşarkenki tavırları ve duruşlarını çoğaltan birer tohum olarak düşmüş olsunlar bereketli anadolu toprağına.

 

orhan doğan'ı uğurlarken; aramızdaki etnik, dini, kültürel, sosyal, cinsel, siyasal farkılıklarımızı aşıp birbirimizi sevgi ve kardeşlikle kucaklayarak hatırasına uzatacağımız gül demeti, onun ve hrant dink'in kardeş bir anadolu rüyasına da katkı olacaktır. yaklaşan 2 temmuz sivas madımak katliamı'nın yıldönümünü ve hrant dink davasını da hatırlayarak; düşleriyle ve insani değerleriyle buluşmuş bir yeryüzü kardeşliğinin hasretiyle orhan doğan'ı, hrant dink'i ve 14. yılında madımak ateşiyle hala yanan dostlarımızı saygıyla anıyoruz.

 

eyüp hanoğlu

29 haziran 2007, köln