Bedirxan Epözdemir

Epozdemir1@zonnet.nl

 

 
Siyasi duruş mu kazanmak mı?

Periyodik olarak yazı yazmayalı neredeyse üç ayı aşmış. Elbette ki bunun nedenleri var. Şimdilik yazılmasını uygun bulmasam bile, ilerde yazılır, belki.

İnsan uzun bir süre yazmayınca körleniyor mu ne?

Yahut çoraklaşıp, tembelleşiyor mu?

Oysa yazmamak, yazmayı kendine uğraş edinenlerin içini kemirir, durur, sürekli.

Hele bu süre oldukça sıcak gündem maddeleri ile dolu ise, yazmamak ayrı bir üzüntü kaynağı.

Kuşkusuz, en sıcak gündem maddesi siyasetti bu sürede.

Halende sıcaklığını koruduğu için biraz siyasetten bahsedelim.

Bugüne dek siyasetle ilgili çok şey söylendi.

Bu yazının amacı elbette ki siyaset bilimini detaylı bir şekilde irdelemek veya siyaset felsefesini araştırmak değil. Bu daha çok siyaset bilimcilerinin bir uğraş alanı.

Ama siyasetle ilgili bazı belirlemeler vardır ki zaman-zaman çoğu kişi tarafından tekrarlanır durur. Çoğu kez özde değil, sözde kalsa bile siyaseti kendisine uğraş edinenlerin, dillerinde düşürmedikleri tanımlamalar vardır;

Siyaset, bir sanattır.

Siyaset, geleceği görebilmektir.

Siyaset, ince bir iştir.

Yahut geri kalmış ülkelerde, demokrasiyi yaşamayan toplumlarda var olan kirli ilişkiler, siyasetti de kirlettiği için, siyasete bir öcü gibi bakılır.

Yalan-dolan, kandırma-kandırmaca diye algılanır.

Kaçılır, korkulur adeta siyasetten.

Bulaşmasın diye köşe-bucaklara saklanır, bazende.

Siyaset, kalitesini yitirdiği zaman, önünü görmediği zaman anlamsızlaşır.

Bu kez ayak oyunları devreye girer.

Kayırmalar, kaydırmalar birbirini kovalar.

Ve lider sultası, tuz ile buz eder, her şeyi…

Sloganlarla, ajitatif söylemlerle, acıların ve özlemlerin tacirliğini yapmak, kitleleri kucaklamaya yetmiyor. Elbette ki bunlarla duygularınızı dışa vurur, kısa erimli deşarj olabilirsiniz. Ama uzun erimde kitleleri kucaklamak, onların en geniş anlamdaki birliklerini sağlamak ve amaçlarınıza ulaşmak gibi bir derdiniz varsa, bir takım donanımlara ihtiyacınız vardır. Unutulmamalıdır ki, kaliteyi yükseltmek donanımlı olmaktan geçiyor.

Kitleleri kucaklamak, onların desteğini almak ve güvenlerini sağlamak, bir program sorunudur. Program, kitlelerin uzun ve kısa erimli özlemlerini ve taleplerini kucakladığı zaman bir anlam ifade eder ve yaşam bulur. Program, aynı zamanda uygulayıcılarının da aynasıdır.

Günlük yaşamdaki pratiğiniz, davranış ve hareketleriniz, sizin programınızı uygulanabilirliğinizin yansımasıdır.

Toplumu tanımadan, acil istemlerini kavramadan, ona reçeteler sunmak, sorunları çözmez.

Bazen çok güzel programlara sahip olabilirsiniz.

Yaldızlı, cilalı sözler programınızı süsleyebilir.

İstem ve özlemlerinizi en güzel bir şekilde sıralayabilir, hata onları kuşe kâğıtlara da basıp, kitapçık haline de getirebilirsiniz.

Unutulmamalı ki, siyaset ve siyasi örgütlenmeler, adına yapıldıkları toplumların düzeyine göre şekillenirler.

Her türlü geri ilişkileri bünyesinde barındıran toplumlardaki siyasetçiyi anlamak ve algılamak, oldukça zordur. Bu tür toplumlardaki siyasetçi için siyasettin genel normları geçerli değildir.

Çağdaş olmayan toplumlarda siyasetti, siyaset normlarına göre yapmaksa ateşten bir gömlek. Çünkü geri kalmışlık çağdaşlığı hazım etme yeteneğinden oldukça uzak.

Siyaset, karargâh kültürü ile dizayn edilirse, uzun erimde yığınlar, bunun derin acısını çekerler. Siyaset, Kışla talimatıları ile yürütüldüğü zaman, özgür beyinler yerine özürlü beyinler piyasaya egemen olur. Bu da gelecek için yıkımdır.

 

Kuşkusuz, geri kalmışlığın yarattığı gerilim, kendine özgü örgütlenme ve siyasetçi tipini yaratıyor.

Bu siyasetçi tipinin belası çekilmiyor.

Çünkü red ve inkârcıdır.

Her şeyi kendisiyle başlatır, kendisi ile bitirir.

İyileri hep kendi hanesine, kötüleri başkasının hanesine yazar.

Benden sonra tufancıdır.

Üretmez, hep tüketir. Birleştirici değil, dağıtıcıdır.

Kendisini her şeyin merkezinde görür.

O, varsa her şey doğrudur, yoksa yanlıştır.

Amaları, yahutları, lakinleri çok kullanır.

Yani rezervlidir, sürekli.

Siyasettin ateşlendiği, oldukça sıcak olan bu dönemde, doğal olarak bunları yazma gereğini duydum.

Siyasette salt kendi siyasi duruşunu sergilemek yetmiyor.

Kanımca toplum olarak, bugüne dek hep bundan kaybettik.

Oysa siyasettin en önemli görevi, başarmak ve kazanmaktır.

Yenilgilerden ders çıkarmak, yengileri müjdelemektir.

Bu muştuların özlemi ile…

11.03.2009