Eda Düzgün
eda_duzgun@hotmail.com
Kent ve yaşam

Bir toplumda bazı döngülerin değişiminin neden bu kadar zor neden bu kadar sıkıntılı olduğunu o şehrin toplu taşıma araçlarını kullandığında anlayabiliyorsun.

Şehirde yaşayan insanların kültürel alt yapısını ve sosyal seviyesini gözlemlemek mümkün oluyor. Toplumumuz insanlarının bazı karekteristik yapılarının değişmemesi yönünde ne kadar ısrarcı davrandıklarını görmek benim açımdan üzücü oluyor.

 

Güncel yaşadığım bu olayları kayıt altına aldığımda bir toplumda değişim ve dönüşüm süreçlerinin bir hayli sancılı olduğunu,mevcut mantaliteyi yıkmanın viyadükleri yapmadan çok daha zor olduğunu görmek benim canımı sıkıyor.

 

Gaziantep şehrinde yaklaşık iki yıldır toplu taşıma aracı olan otobüslere binerken bilet kullanılması şartı getirildi.Bu kurala göre yapılması gereken,tabii ki bilet almayan kişinin otobüse binemeyeceği veya bindirilemeyeceği mantalitesinin yaşama geçirilmesiydi.

 

Maalesef bu alışkanlığı kazanmak öyle kolay olmayacaktır. Nasıl mı? Anlatayım: Israrla bilet almadan otobüse binen vatandaş karşısında şoförler şöyle bir taktik uygular olmuş. Bileti olmayanları otobüse bindiriyor öteki durakta bunları otobusten indirip karşıdaki büfeden bilet aldırıp tekrar otobüse bindiriyor. Bu sefer mevcut durakta biletsiz kişileri bindirip öteki durakta da tekrar aynı işlemi yaptırarak günlük şoför-yolcu aktivitesini bu şekilde devam ettiriyor. Ama yurdum insanı iki yıldır otobüse binmeden önce neden bilet almadığı sorgusunu hala yapmamaktadır.

 

Bileti sonradan alarak ta otobüse binerim mantığını hak sayan bu zatlar otobüse nasıl biniliri bilmediği için nasıl iniliri de bilemez.Bilemezki ineceği durakta STOP düğmesine basması gerekirken o, orta kapıyı yada arka kapıyı açar mısın diye şoföre bağırmayı daha uygun bulmaktadır.

 

Otobüse binerken yanında bilet bulundurma şartının bir zorunluluk olduğunu, yere balgam atmanın saygısızlık olduğunu,sokakta yüksek sesle konuşmanın bir gürültü biçimi olduğunu yada cep telefonlarıyla olur olmaz ortamlarda yüksek sesle konuşup tüm hayat hikayesini etrafa anlatması gibi bu ve buna benzer ritüellerin güncel yaşamda tekrar etmesi acayip sıkıcı geliyor bana.

 

Yine Gaziantep şehrinde bilmem kaç KM yeşil alan olarak düzenlenip park yapılan bu alanın hemen üzerinden yüksek gerilim hattının geçtiğini eğer burada yaşamıyorsanız tabii ki bilemezsiniz, ve bu parkın adının SAĞLIKLI YAŞAM PARKI olduğunu hiç bilemezsiniz.

 

Oysaki yüksek gerilim hatları yakın çevresine yüklü miktarda radyasyon yayar.Bu radyasyon kanser dahil olmak üzere başka hastalıklara neden olur.British medical journol tıp dergisinde yayınlanana geniş kapsamlı bir araştırmada yüksek gerilim hattının altıyüz metre civarında oturan kişilerin risk altında olduğu bu yerleşim alanlarında LÖSEMİ hastalığının ortaya çıkma olasılığının %70 oranından daha fazla olduğu bu araştırma sonucunda açıklanmıştır.

 

Bu şehirde yüksek gerilim hattının sağlıksız,ve ciddi sorunlara neden olduğunu bilen yada bilmeyen sayın yetkililer hiç utanmadan parka'' sağlıklı yaşam parkı'' adını vermekte hiçbir sakınca görmemişlerdir.

 

Her gün yaşadığım bu sıradan olaylar aslında çok önemli birer sosyal olgu olarak karşımıza çıkıyor.Bir kentin maddi olarak zengin olması sanayisinin güçlü olması o kentin dokusunu maalesef fazla değiştiremiyor. Esas olan alışkanlıklarımıza eleştirel bir gözle bakıp onları değerlendirmek olmalıdır. Bunun da olmazsa olmaz ilk şartı aile içi eğitim, daha sonra okullarda verilecek eğitim ve öğretim müfredatlarının gözden geçirilıp güncellenmesi olmalıdır.

 

7.08.2008