S. Çiftyürek
TEVKÜRD Yürütme Kurulu Üyesi
TEVKURD, sorunları ve geleceği

Kürt Ulusal Birlik Hareketi (TEVKURD) ve ilk adım olarak Kürt Ulusal Demokratik Çalışma Grubu (KUDÇG) üzerinde daha önce söyleyeceğimizi söyledik, yazacaklarımızı da ana çizgileriyle yazdık. Gerek birliğin şekli ve niteliği, gerekse birliğin temel bağlayıcı belgeleri olarak program ve tüzüğe ilişkin epeyce konuştuk, yazdık. KUDÇG ve TEVKURD' ün kuruluş sürecinde birliğin biçimi, niteliği, program ve tüzüğüne ilişkin büyük-küçük bir dizi toplantı ve yayınlarda tabiri uygunsa işin felsefesini yaptık. Yapılan felsefenin ürünü olarak üzerinde uzlaştığımız belgeler ışığında ciddi bir pratik geliştirebilseydik, bugün işimiz daha kolay olurdu. Daha önce yazdığım yazılarda da belirttim; program ve tüzüğün başı bağlandıktan sonra TEVKURD' ün temel sorunu artık pratik politikanın verilerini az-çok; ama mutlaka arkalayabilmektir. Pratiğin verilerini arkalamadan tüzük üzerine yeni bir tartışmaya girdiğimizden gerek meclis ve komisyon toplantılarında gerekse de kongre salonunda bu eksikliği hep ama hep hissettik. Tarafların sık sık “beni anlamadın”, “derdimi anlatamadım” ya da “halen birbirimizi tam kavrayamadık, demek ki tartışmaya ihtiyaç var” şeklindeki vurgular, aslında pratik-politikanın verilerini ciddi arkalamadan, soyut tartışmalarla hem birbirimizi anlamakta zorluk çekeceğimizin hem de TEVKURD' ü bir adım ileriye taşıyamayacağımızın belirtileridir.

 

Teorinin griliğinden çıkıp yaşam ağacının yeşil ve canlı verilerine dayanmış bir dil ile konuşabilseydik ya da önümüzdeki süreçte konuşabilirsek eminim birbirimizi daha iyi anlar, kavrar ve farklılıklarımız üzerinde ortak payda da buluşuruz. Daha önce de formülasyon olarak da ifade etmiştik; salondan sokağa çıkmalıyız, çıkmazsak tıkanır sür-git soyut tartışmalar içerisinde boğuluruz. TEVKURD açısından “tıkandı” demek halihazırda erken, ancak tıkanmanın sınırında olduğumuzu da bilerek davranmalıyız. Soyut tartışmalar giderek TEVKURD' ün birlikte hareket zeminini adeta mayınlıyor, bu mayınlı tarladan ne kadar erken uzaklaşırsak bu, o kadar TEVKURD ve herkesin lehine olur.

 

TEVKURD yapısı, bu mayınlı araziden çıkmasının verilerini ne oranda sunuyor diye sorulduğunda; kurulan yerel birimin faaliyeti ve Tüzük Kongresi'ndeki tartışmalara bakmak gerekiyor. Tüzük üzerindeki tartışmadan daha çıkar çıkmaz yeni bir tartışmaya odaklanmamıza rağmen hem merkezi düzeyde hem de yerel birimlerin olduğu yerlerdeki sınırlı pratik-politik faaliyet bile bu verileri bize sunuyor. Gerek zihinsel gerek fiziksel aktivitenin merkezine program ve tüzük doğrultusunda iş yapmak konulursa, TEVKURD' ün hızla tıkanmanın eşiğinden uzaklaşabileceği inancındayım.

 

Bu açıdan bakıldığında 24 Şubat 2008 Tüzük Kongresindeki tartışmaların da ağırlıklı olarak pratiğe dönük arayışlarla yüklü olduğunu görebiliriz. Tüzük kongresine ilişkin daha somut örnek verecek olursak:

 

Birincisi; kongreye nicel katılım yüksekti. Ayrıca geçmiş genel toplantılarla kıyaslandığında kadınların katılma oranlarında da ufak da olsa bir iyileşme vardı.

 

İkincisi; nitelik bakımından da belli bir düzeyi yakaladığı görülüyordu. Tartışmanın dinamik ve düzeyli geçmesi kongrenin niteliğinin bir göstergesiydi. Dinamik geçen tartışmalarda tarafların birbirinin kararlılıklarını test ettikleri de söylenebilir. Çünkü belli bir tadilata açık olarak mevcut tüzükle devam diyenlerin yanı sıra alternatif tüzük sunanlar da kendi görüşlerinde ısrar ettiler. Ayrıca zihninde ve gönlünde mevcut tüzükle devam diyen; fakat sahip oldukları örgütsel aidiyet gereği bunu açıklıkla dile getirmeyip arada sıkışıp kalanlar da oldu. Ayrıca kongrede yüksek sesle dile getirilmese de parti ve örgütleri tümüyle dışlanarak bireyin esas alınacağı bir örgütlemeyi savunan bir başka öneri de vardı. İbrahim Güçlü bunu son meclis toplantısı da dahil savunageldi. Son meclis toplantısında da “parti ve örgütler çekilsin, geri kalan partileşsin” dedi. Kısacası taraflar karşılıklı kararlılıklarını test ettiler, ama birlikte yürümenin önemini de vurguladılar ve bunu da geçerken belirtmeliyiz.

 

Üçüncüsü; mevcut tüzük üzerinde yapılacak kimi değişikliklerle birlikte, yürürlükteki tüzükle yürüyelim diyenlerin üzerinden, TEVKURD' ün kendi kendini savunmasına da şahit olduk. Uzadıkça sıkıcı ve yorucu olmaya başlayan tartışmalara rağmen, TEVKURD, Tüzük Kongresinde “TEVKURD” olma sınavını verdi ve bunda kısmen de olsa başarılı çıktı. Başka bir ifadeyle bu kongre ile belli ölçüde TEVKURD' lülük kimliğinin şekillenmiş olduğu da görüldü.

 

Dördüncüsü; tüm tartışmalara ve farklılıklara rağmen pratik politikada da ortak bir dil oluşturmada yol aldığımızı, kongre tartışma ve önerilerinde de gördük. Bunu daha da geliştirmek hepimizin sorumlulukları arasındadır.

Bunları belirttikten sonra, tüzük kongresi gündemini oluşturan ya da meşgul eden sorunları ele alabiliriz.

 

HER BİRLİK MODELİ KENDİNE ÖZGÜ BİR ÖRGÜTTÜR

4 Eylül 2005 Ankara toplantısı ile ilk adımı atılan, 17-18 Aralık 2005 Diyarbakır toplantısı ile boyutlanan ve az-çok hedef belirleyen ortak yürüyüş, nihayet 26 Mayıs 2007 Diyarbakır toplantısı ile program ve tüzüğe ulaşmış oldu. Ancak tüzüğün onaylandığı kongrede HAK-PAR' lı dostların tüzüğe ilişkin itirazları da giderek belirginleşiyordu. HAK-PAR yeni yönetimince kongreye iletilen görüş, o zaman için alternatif görüşleri somut olarak içermekten uzak olup, yalnızca “bu tüzükle olmaz” demekle sınırlıydı. Kısacası, HAK-PAR' ın tüzük itirazı kongreye yakın tarihte giderek uç vermiş ve kongre sırasında ise “bu tüzükle olmaz” olarak şekillenmişti. Dolayısıyla Mayıs kongresinde tüzüğe ilişkin alternatifler somut olmayınca, Kongre, Tüzük Komisyonu'nun vardığı uzlaşma uyarınca mevcut tüzük de program gibi kongrenin onayından geçti; ancak altı ay içerisinde yeni bir tüzük kongresinin yapılması da karara bağlandı. Bu karar gereğince, 24 Şubat 2008 Tüzük Kongresi gerçekleşti.

 

HAK-PAR' lılar tarafından mevcut tüzüğe alternatif bir tüzük önerisi kongre öncesinde yazılı olarak sunuldu. Tüzük Kongresi öncesinde, Komisyon, Meclis ve Yürütmede üzerinde epeyce tartışıldı; fakat farklılıklar üzerine uzlaşmaya varılamadığından sorun kongreye taşındı. Kongre'de de taraflar görüşlerinde ısrar edince, birbirine biraz daha zaman tanımak ve bu sürede son kez bir sonuca varmak için tartışma amacıyla tüzük sorunu yine kongre kararı ile olağan kongreye havale edildi. Bu kararla denilebilir ki sorunun çözümü için zaman kazanılmış oldu.

 

Okuyucu, farklılıkları daha somut algılamak için tartışmanın esas konusunun ne olduğunu haklı olarak sorabilir. Benim algıladığım, HAK-PAR' lı dostların sunduğu tüzük taslağı ve tartışmalarda dile getirdikleri görüşlerinden hareketle tüzüğe ilişkin belli başlı şu farklılıkların olduğunu belirtebiliriz:

 

 

•  Mevcut tüzükte kentlerle sınırlı da olsa taban örgütlerinin kurulması yer alıyor. HAK-PAR en başta buna itiraz ederek “taban örgütü tüzükten çıkarılsın” diye öneriyor. TEVKURD' de üzerinde en çok tartışılan sorun olmasına rağmen şu ana kadar tarafların üzerinde uzlaşamadıkları sorunların başında yine “taban örgütleri meselesi” olarak görülüyor.

 

•  Adından da anlaşılacağı gibi TEVKURD, kendini bir hareket olarak tarif ediyor ve öncelikle bir hareket olmayı hedefliyor. HAK-PAR' lı dostlar, taban örgütleriyle bağlantılı olarak TEVKURD' ün hareket olma hedefini “ yeni bir örgüt olma” olarak algılıyor ve buna da itiraz ediyorlar. Meclis ve Kongre konuşmalarında HAK-PAR yöneticisi Fehim Demir arkadaşımız bu itirazı açıkça şöyle dile getirdi: mevcut tüzüğe işaret ederek “bu tüzükle partinin yaptığından farklı ne yapılmaz” diye sorarak devamında “sorun mevcut tüzüğün yarattığı sıkıntılarda değil, biz tüzüğün temel mantığına karşıyız. Esas sorun TEVKURD' le yeni bir örgüt yaratma hedefidir. TEVKURD' ün mevcut tüzüğünün mantığında örgüt olmak bulunuyor. Biz bunu doğru bulmuyoruz. Bizce TEVKURD günlük işlerle uğraşmamalı, bunu yapanlar zaten var.” şeklinde özetledi. Dema Nu gazetesi adına konuşan Arif Sevinç de paralel görüşler dile getirdi.

 

 

•  Diğer bir tartışma konusu, TEVKURD tüzüğünde parti, örgüt gibi yapılarla bağımsız bireyin temsil edilmesinde sorunlar olduğu yönündedir ve bu itiraz ya da eleştiri az-çok herkesçe kabul görmüş olup, ilgili maddenin yeniden düzenlenmesi öngörülmüştü. Demek ki TEVKURD tüzüğü üzerine sürdürülen tartışmalarda şu ana kadar uzlaşma sağlanamayan iki temel sorun bulunuyor: taban örgütleri ve örgüt olma sorunu.

 

•  Biz MESOP olarak mevcut tüzükle yola devam edilmesi gerektiğine bugün de inanıyoruz. Tüzüğe ilişkin yeni değişiklik önerileri, yaşamın pratiğinden süzülerek taşınabilirse katkı sunacağını belirttik, belirtiyoruz da. Sözü edilir bir pratik, politik mücadeleyi arkalamadan, tartışma üzerine tartışmayla getirilen değişiklik önerilerinin, sürece katkı sunmayacağı görüşündeyiz. Tüzük bize geniş mi dar mı geliyor? Ya da neresi, nasıl geniş veya dar? Bu sorulara halihazırda bizi ileriye taşıyacak yanıtlar bulmakta zorlanırız, zorlanıyoruz da.

 

HAK-PAR' lı dostlarımız TEVKURD' ün bir örgüt olmasına ve taban örgütleri kurmasına karşı çıkıyorlar. Her şey bir yana tüzüğün kendisi zaten örgüt demektir. Çünkü her tüzük şu ya da bu biçimiyle belli bir örgütü tarif eder. Dikkat edilirse, HAK-PAR' ın sunduğu tüzük taslağında da adı, organları, işleyişi ve bileşenleriyle bir örgütü tarif etmiyor mu? Ediyor; ancak mevcut bağlayıcı tüzükten farklı bir örgüt modelini öneriyor. Demek ki HAK-PAR yöneticilerinin tüzüğe ilişkin: “TEVKURD ile yeni bir örgüt yaratma hedefi bulunuyor” belirlemesi, sorun ya da sıkıntının esasını oluşturmuyor.

 

Zaten dünyadaki örneklerde incelendiğinde, cephe nitelikli yapılanmaların tamamı geniş manada birer örgüttürler. Güney Afrika Ulusal Kongresi, FKÖ, Cezayir ve Vietnam Ulusal Kurtuluş Cepheleri, Bulgaristan Anti Faşist Cephesi, Hindistan Ulusal Kongresi vb. bunların tümü birer örgüttüler; ama elbette kendi koşullarının özgün örgütlenmeleriydiler. Bu belirttiğim örneklerin tümü aynı zamanda birer çatı örgütüdür ve hepsinin yine kendine özgü taban örgütlenmeleri olmuştur. İktidar, hele hele çözümlenmemiş ulusal sorun koşullarında, iktidar alternatifi olarak cephe nitelikli örgütlenmeleri, taban örgütü olmadan düşünmek mümkün değildir.

 

Bizim modelimiz olarak TEVKURD ‘de bir örgüt, örgütlenmedir ve cephe niteliğinde olup taban örgütlenmesine sahiptir, olmalıdır da. Taban örgütü olmayan cephe nitelikli bir yapılanma özgülümüzde çözümlenmemiş ulusal sorun nedeniyle ayrıca da olamaz. Özgülümüzdeki TEVKURD, ne ANC, ne FKÖ, ne Cezayir, ne de Vietnam modelidir. TEVKURD, tüzüğü ve programıyla bize özgüdür, bizim yürüdüğümüz ve yürüyeceğimiz yolun tarifidir. Başka deneylerin reçetesi olarak önümüze konulmamıştır. Tüzüğümüz ve modelimiz şu ana kadarki tartışma ve arayışların ürünüdür; daha ilerisini yaratmak istiyorsak, salondan sokağa doğru sıçrama yapmalıyız.

 

Biz komünistlere dönük olarak zaman zaman “soğuk savaş döneminin kavramlarıyla konuştuğumuz” , kendimizi yenilemeyip “klasik örgütlenmede ısrar ettiğimiz” kimi dostlarımızca söylendi. TEVKURD mü eskinin, geçmişin tekrarı yoksa 1980 öncesi UDG' nin benzerini önermek mi? Değerlendirmeyi artık okuyucuya bırakıyoruz.

Önce KUDÇG, sonra TEVKURD bize özgü; yani ülkemiz, halkımız ve örgütlü örgütsüz ulusal demokratik güçlerimizin gerçekliğinden, ama dünün değil bugünün gerçekliğinden hareketle, bize özgü bir örgütlenme, bir model, bir yoldur. Dahası denenmemiş; ama denenmeye değer yeni bir cephe türü örgütlenme modelidir. Bundan sonrası; işe girişelim, yol alalım ki o zaman tüzüğe ilişkin yeni önermeleri daha bir öz güvenle ele alabiliriz.

Özetle, TEVKURD' ün taban örgütleri olmak zorunda. Biz MESOP olarak tüzük üzerinde kimi değişikliklerin yapılmasına açığız, ancak taban örgütlerinin tümüyle tüzükten çıkarmasına karşıyız.

 

HAK-PAR' lı dostlar zaman zaman “önerdiğimiz tüzük, mevcut tüzükten farklı değil” dediler. Uzatmadan belirteyim, madem önerdiğiniz tüzük mevcut olandan çok da farklı değildir, o halde bunca tartışma niye? Ve neden alternatif tüzük önermek yerine, mevcut olanın üzerinde değişiklik önerisiyle gelmiyorsunuz?

 

Taban örgütlerine ilişkin kimi değişiklik önerileri olabilir, buna açık olmak lazım. Ancak taban örgütlenmelerinin varlığı üzerine görüş birliği sağlanırsa o zaman, yapısına ve işleyişine ilişkin değişiklik önerileri ele alınabilir. Taban örgütlerinde ısrar edilmeli, çünkü yaşanan sınırlı pratiğimiz gösterdi ki taban örgütleri, tabanda/yerelde sınırlı da olsa, belli bir canlılığı ve yaratıcılığı temsil ediyor.

 

HAK-PAR Genel Başkanı Sertaç Bucak, tüzük kongresindeki konuşmasında “ TEVKURD' ü önemsiyoruz, birlikte çalışmak istiyoruz; ancak taban örgütü konusunda farklı düşünüyoruz” ve devamla “taban örgütü olursa biz olmayız” dedi. Eğer gerçekten TEVKURD' ü önemseyip birlikte çalışmak isteniyorsa, o zaman taban örgütü konusunda “olursa olmayız” şeklinde bir dayatmaya, özellikle de genel başkan sıfatıyla başvurmamak gerekir.

 

Sıkıntının Esas Kaynağı

 

Kendi adıma HAK-PAR' lı dostlarımızın TEVKURD' e ilişkin esas sıkıntılarının, taban örgütü veya TEVKURD' ün örgüt gibi davrandığı ya da davranacağı sorunu olmadığı görüşündeyim. Bence HAK-PAR' ın TEVKURD' e ilişkin esas sıkıntısı, ikisinin de cephe bileşenli ve ulusal demokratik program perspektifli olmasından gelmektedir. HAK-PAR kendi bileşeninde liberal, sosyalist, İslami, milliyetçi siyaset damarının olduğunu belirtir. Benzer bir bileşen TEVKURD' de de bulunuyor. Benzer bileşen ve benzer siyasal programa sahip olan iki örgüt, uzun süre yan yana birlikte yürüyebilirler mi? Biri diğerinin varlığını gereksiz hale getirmez mi? Esas sorun ya da sıkıntılardan birinin bu olduğu kanaatindeyim.

 

Zaten HAK-PAR' lı dostlarımız da gerek Yürütme, Meclis toplantılarında gerekse ikili sohbetlerde sık sık “biz parti olarak zaten çoğulcu, farklı siyasi renkleri barındıran bir yapıyız” diyerek partiye davetiye çıkardılar. Ve hatırlanırsa, KUDÇG “partileşsin” önerisi ilk başta en çok HAK-PAR saflarından geldi. Aslında HAK-PAR yöneticileri gerek partileşme, gerekse kendi partilerine katılma çağrısını yaparken reel bir durumdan hareket ediyorlardı. Reel durum, HAK-PAR ile TEVKURD' ün benzer siyasal bileşen ve benzer programa sahip olmasıydı. Yani HAK-PAR' lılar diyorlardı ki ya da diyorlar ki “yeni bir cephe örgütü kuracağımıza gelin zaten bir cephe örgütü niteliğinde olan HAK-PAR' a katılın.” Bu öneri ya da çağrı dün KUDÇG bugün TEVKURD “partileşsin” demenin bir başka söyleniş tarzıdır. Dostlarımızın bu önerisi karşılık bulmadı. En başından beri biz MESOP olarak liberal, milliyetçi, İslami dinamiklerle aynı cephede yer alabileceğimizi, ama aynı partide asla yer almayacağımızı belirttik, bu tutumumuzu bugün de koruyoruz. Ulusalcı, liberal, İslami dinamiklerle aynı partide siyaset yapamayız; ama aynı cephe ya da benzer yapılarda birlikte siyaset yapabiliriz, yapıyoruz da .

 

Biz MESOP olarak, ısrarla komünistler, milliyetçiler, İslamcılar ve varsa liberaller ayrı ayrı kendi parti veya örgütlerini net çizgilerle kursunlar ki, o zaman bu farklı dinamikler ortak paydada daha rahat birlikte davranabilsinler. Yoksa ortak payda olan TEVKURD ile parti olarak HAK-PAR örneğindeki gibi, en başta barındırdıkları bileşenler bakımından örtüşme veya aynılaşma olursa orada sorunlar, sıkıntılar varlığını bir biçimiyle hep korur. Çünkü biri diğerinin varlığını nesnel olarak dışlayabilir. HAK-PAR ile KUDÇG sonra TEVKURD arasında bu sıkıntı hep var oldu. Meclis, Yürütme toplantılarında zaman zaman, TEVKURD' ün mü, yoksa HAK-PAR' ın mı sorunlarını tartışıyoruz? Trafik, bu açıdan bazen birbirine karışmıştır. HAK-PAR, bu sıkıntıyı önce KUDÇG' a, kendini adres gösterip “partileşmeli” diyerek aşmaya çalıştı. Ancak bu gerçekleşmedi ve KUDÇG, TEVKURD' e dönüşüp “hareket olacağı” iddiası ile sahnede yerini alınca HAK-PAR' lı dostlarımız bu kez TEVKURD' ü, TEVKURD olmaktan çıkaracak tüzük önerisiyle geldiler.

 

Denkleme Alınan Kuzey Ve TEVKURD' ün Artan Önemi

 

Malum son aylarda özellikle de son günlerde Türk siyaseti, “çözüm” , “siyasi çözüm”, “Güneydoğu paketi” vb. kavramlarla dolup taşıyor.

“Kürt sorununa barışçı çözüm ibaresi, geçmiş yıllara kıyasla çok daha sık tekrarlanır oldu. Bazılarının dediği gibi bunun nesnel ‘momenti' yakalandı. Onun için mi böyle; yoksa herkes bu olaydan bıktı da ‘nesnel moment' olsun olmasın kendi özel dileğini mi söylüyor?” ( Murat Belge 4-3-2008/ Radikal)

 

ABD, 5 Nisan görüşmesi gereği Türk hükümetini Kürt sorununda da baskılıyor, “PKK sorunu sadece askeri yöntemlerle çözümlenemez, başka adımların atılması gerek” diyor. ABD, Türkiye'nin kara ve hava harekatına sağladığı destekle, başka hedeflerin yanı sıra Türkiye rejimine askeri seçeneğin çözüm olmadığını göstermek istedi. Bir nevi “buyurun bir kez daha operasyon yaparak operasyonun çözüm olmadığını görün” derken, bunu özellikle Türk Genelkurmay'ına göstermek istedi ve gösterdi de. ABD, Türkiye'nin son sınır ötesi operasyonu ile sadece Türk rejimine ve Genelkurmay'ına değil, M. Barzani ve PKK' ye de mesaj verdi. Denilebilir ki, Türkiye'nin son sınır ötesi operasyonu, gerçekte ABD'nin bölge çıkarları doğrultusunda herkesi yeniden bir dizayn etme hareketi idi.

Daha önce TEVKURD yürütme kurulu üyesi imzasıyla yazdığım yazıda “ABD'nin Kuzey'i de düşük vitesle de olsa giderek denkleme dahil edeceğinin verileri güçleniyor.”demiştim. Son günlerdeki gelişmeler bunu doğrular nitelikte. Eğer gelişmeler bu yöndeyse, demek ki önümüzdeki süreçte Kuzey'de de sorunun siyasi çözümü yönündeki tartışma, arayış ve kimi adımlarla daha fazla yüzleşeceğiz.

Kuzeydeki Kürt Ulusal Demokratik hareketinin gelişmeleri kucaklayıp yönlendirebilmesi için öncelikle kendi birliğini yaratması gerekir. Cephesel birliğini geliştirerek, talep ve hedeflerde ortak payda üzerinde uzlaşarak sorunun muhataplığını tekleştirmesi gerekiyor.

 

“Önce arazi temizliği yapmalı. Taraflar kim? Devlet ve Kürt halkı mı, ‘Bölge insanı' mı? Türkler ve Kürtler mi? Kim neyi temsil ediyor? Türk'lerin temsilcisi devlet mi Kürt'lerin ki PKK mi, DTP mi, farklı partilere dağılmış Kürt eşrafı veya siyasete yeni katılanlar mı? Türk'lerin hepsi resmi siyaseti benimser mi, Kürt'lerin hepsi benzer şeyler mi ister, özler?...Türk'lerin çoğu resmi devlet politikalarını çok da haksız bulmuyor, Kürt'lerin ne istediğini tam da bilmiyor…” (Nuray Mert 04-03-2008 Radikal)

 

“Görüldüğü üzere Kürt aydınlarının çözüm önerileri geniş bir yelpaze oluşturuyor. Kimi eyalet diyor, kimi federasyon, kimi özerklik, kimi Demokratik Cumhuriyet…kimi Anayasa değişikliği bekliyor, kimi anadilde eğitim…Ayrıca tam istenen nedir? Gerçekte birlikte yaşamaya dayalı bir model mi?, yoksa kopuşa yardımcı olacak bir nefesleme ve güçlenme arayışı mı?, o da belirsiz. Ankara'nın kafası mı? oradaki karışıklık da karşı taraftan az değil.” (Melih Aşık 04- 03-2008 Milliyet)

 

Gerek basındaki bu ve benzeri tartışmalar, gerek Cumhurbaşkanı Gül'ün açıklamaları ve hükümetin kimi paket hazırlıkları yan yana konulduğunda, Kürt Ulusal sorunu hemen çözümlenir sonucunu çıkarmak yanlış olur; ancak sorunun dünden farklı bir mecraya girdiğini de görmemiz lazım. Başka yayınlarda da benzer alıntıları aktarmak mümkün, ancak bunlara gerek yok. Eğer basında bunlar belli bir yoğunlukla tartışılıyorsa ve hükümet ile devlet yetkilileri sorunun “çözümü”nden söz ediyorlarsa, Kürt ulusal demokratik hareketinin hızla geniş birlik yönünde adım atması gerekiyor. Muhatap olacak ya da alınacak adresin, yani tüm Ulusal Demokratik güçlerin birliği yönünde adımların hızla atılması gerekiyor. Bu açıdan en başta DTP' ye görev düşüyor. TEVKURD Ulusal Demokratik Hareketin birliği yolunda atılmış ciddi bir adımdır, ancak en başta DTP olmak üzere tüm ulusal demokratik güçlerin saflarında birleştirilemediğinden eksik bir adımdır. Bu eksiğin giderilmesi yönünde hepimize görev ve sorumluluklar düşüyor.

 

Gelişmeler; TEVKURD' ü hızla siyasetin güçlü bir alternatifi haline getirmemizi dayatıyorken, bizler giderek tartışma yorgunu olmaya başladık. Tam da bize göre ülkemizin, halkımızın ve siyasetimizin gerçekliğini yansıtan bir birlik kurduk ve artık işe koyulalım dediğimiz anda yeniden başa dönen bir tartışmaya çekildik ve bu tartışma yorgun olmaya başladı. Tekrar vurgulayarak belirtiyorum: Bu durumdan TEVKURD hızla çıkmayı başarabilmedir. Yazıyı iki arkadaşımızın Tüzük Kongresi konuşmalarından birer cümle ile noktalayacağım.

Bedran Acar: “yorgunluğumuz iş yapmama yorgunluğudur” derken,

Kek Şemsettin: “sorunumuz çalışmak ya da çalışmamak” diye özetlemişlerdi.

 

8.04.2008