Burhan Kemal
burhan.kemal@yahoo.de

 

Alevileri Türkleştirme Çabalari Ve Kürtler

 

Toplumsal mücadelelerde hak ve hukuku belirginleştirme, ezilen halkın kararlı bir şekilde haklarını savunma ve o uğurda verdiği bedellerle orantılıdır. Daha çok mücadele, daha çok hak! 1960'li yıllarda Ankara'da bir milletvekilinin evinde, Erzincanlı varlıklı bir kişinin milletvekili ile konuşmalarına tanık olmuşdum. Kısaca Kürt ve alevi olduğu için devlet, evinde arama yapmış. Kitaplığında bir Kürtçe kitap buldukları için, onu bir süre içeri almışlar. Netice itibarıyla huzuru kaçtığı, bölgeyi terk etmesi için baskı yapıldığı ve bu nedenle Ankara'ya gelip yerleşeceğini söylüyordu. O dönemde „Kürt“ adını dile getirmek bile suç sayılıyordu...

 

Sözde Türk bilim adamları „Kürt“ denen bir milletin olmadığını, hararetli yazılarıyla dile getirirken „Kürt“ kelimesini de karın üstünde yürürken, çıkartılan „kart, kurt“la özdeşleştirmekteydiler! Onların ifadesine göre „Kürtler“ olmayınca, bunun yerine geçecek olan „Dağlı Türk!“ deyimi, onlara göre en uygun ifadeydi. Yine Türk Tarih Kurumu'nun eski başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, yazı ve konuşmalarında Kürtleri, Türk soyuna bağlarken, alevilere de „Ermeniden dönmeler“ ibaresini kullandığında büyük tepkiler görmüştü. Bu deyimi kullanırken bir yandan Ermenileri aşağılamış, diğer yandan alevilerin de onlardan aşağı olmadığını, onlar gibi olduklarını söylemişti. Bu adı geçen adam, ne yazık ki Cem Vakfı (Cumhuriyetçi Eğitim Merkezi) 'nın düzenlediği „Aleviliğin Bilimsel Sempozyumu“ndaki (19.04.2009) bir oturumu, Cem TV“de canlı yayında yönetirken izledim. Sempozyumda en çok vurgulanan konu, alevilerin hemen hemen tümünün Türk ve Ortaasya'dan gelme ağırlıklı olması, dikkatlerden kaçmıyordu. Ayrıca kendilerince önemsedikleri önemli davetliler arasında MHP'nin başkanı Devlet Bahçeli ve diğer eski Türk ırkçıları da ön sıralarda yer alıyorlardı!

 

Türkiye hükümetlerinin tümü de, son yıllarda Kürt sorununa büyük oranda darbeler vurmak için büyük gayretler safettiler. Bunun sonucu olarak yaptıkları planların, gelişen oluşumlarla artık meyve vermeye başladığını da görmekteyiz. Netice itibarıyla yine „Tekrar böl, parçala ve yönet!“ politikası ortaya çıkıyor. Despot devletler, gücünü toplumları bölüp, parçaladıkları oranda sürdürürler. Günümüzde Türkiye devleti, bu işlevini çok güzel bir şekilde yürütmektedir. Örneğin alevileri kontrol altına almak için, dede soylu bir profesörü görevlendirmiş. Bu şahıs yıllardır diyanet işleriyle gizli-açık bir şekide ilişkilerini sürdürmektedir. Sonradan Malatya'ya göç etmiş olan bu aile, hep gerici partilerde yerini aldılar. Dedelik secereleri bu nedenle biraz karışık. Bilinen profesörün anası ve babasının Kürt oluşları ve annesinin Türkçe'yi ancak şehire göç ettikten sonra öğrenmesi... Bu aile ayrıca Türk de değil! Türk olsa da, bir Türk aile ile tüm Malatya bölgesindeki alevi Kürtleri etkiliyorlarsa, bu devletin önemli bir kazanımıdır.

 

Bu ailenin vefat eden oğullarından biri emekli general Turgut Sunalp Paşa'nın kurduğu MDP „Horoz“ partisinde ( Milliyetçi Demokrasi Partisi) Malatya il başkanlığını da yapmıştı. Halbuki adı geçen bölge 1960'lı yıllarda yapılan senato seçimlerinde, Türkiye'de en çok sol oyun çıktığı bölge ve „ Sosyalizmin Kalesi„ olarak adlandırılmıştı!.. Ne oldu da, bu bölgede gerici faşistler, bu kadar kuvvetlendiler? Nasıl oldu da, o kadar güçlü, kuvvetli sol çökertildi?!.

 

Solun yanlış hesapları, bölgede ezilen halkı ya göç ettirdi, ya da gericilerin kucağına, bugünkü gibi itti! Bu sadece bir bölge. Sanki diğer yörelerde durum Malatya'dan daha farklı mı?

 

Türkiye'de genel olarak ezilenler tüm emekçi kesimleridir. Kürt halkı ayrıca, bir de ulusal baskı altında katmerli olarak ezilmektedir. Alevi Kürtler ise, hem inanç temelinde, hem de Kızılbaş Aleviliklerinden dolayı tarih boyunca hep ezile gelmişlerdir. Osmanlılardan bu yana, devlet katında sun'i-şafi işbirliği, alevileri ortak düşman ve hor görme hali, genellikle Kürt kökenli şeyhülislamların eliyle sürdürülmüş. Kürtler arası mezhepsel çelişkilerin halen kaynağı, başbakanlığa bağlı, Türkiye Cumhuriyeti Dinayet İşleri Reisliği kanalıyla ve günlük merkezi çıkartılan hutbelerle halen cam'ilerde sürdürülmektedir. Bu da dinin, şafi ve alevi Kürt toplumundaki eski etkisini sürdürmekte olduğunu ve ulusal birliğin oluşmasında engelleyici, gerici rolünü koruduğunu göstermektedir.

 

Buna rağmen Kürt ulusal mücadelesinin sıcak ve olumlu gelişme gösterdiği 1980'li yıllarda hem Zaza, hem de Kurmanc olan Kürtler ile sun'i-Şafi inançlı Kürtler arasında gelişmekte olan sıkı işbirliği, devleti ürküttü! Devletin araya soktuğu ajan ve pravakatörler Fırat'ın batısına düşen illerdeki ulasal duygu ve düşünceleri hallaç pamuğuna çevirdiler. Adı geçen bölgede daha mücadeleye kavuşmadan birkaç defa gençler topluca imha edildiler! İnsanların birbirine güven duyguları çökertildi. Bu bölge ile Fırat'ın doğusuna çizilen bu uygulamalı hat, bir de tesbih tanesi gibi peşpeşe kurulan barajlarla pekiştirildi. Bu günü, artık eskisi gibi görmek mümkün değildir! Çünkü devlet bu illerde kurdurduğu Cem Vakfı ve Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezleri'yle alevileri kontrol altına aldı. Bu gibi kuruluşlar, sadece alevileri kontrol altına altında tutmakla yetinmeyip, ayrıca alevileri Türkleştirmektedirler. Bu konuda devletle içiçe çalışan bu güçlerin, hayli mesafe aldıklarını, günlük yaşamda görmek mümkündür. Bölgede okul çağındaki tüm öğrencilerin artık evlerinde de Türkçe konuştukları, Kürtçe'yi unuttukları hesaba katarsak, konunun önemi daha kolayca anlaşılır, sanırım! Hele son yıllarda bedel veren ve Kürt özgürlük savaşçılarının en çok çıktığı Dersim'de anti Kürt propağandanın hem yurtiçinde, hem de yurtdışında yapılması, ayrı bir milletmiş gibi gösterme çabaları, bu konunun hasasiyetini daha da iyi bir şekilde ortaya koymaktadır...

 

Devlet daha önceleri Türkiye soluna uyguladığı ve başarıya ulaştığı, bu çember içine alıp etkisizleştirme politikasını, artık alevilere de uygulamaktadır. Bu politikayı tam olarak dikkate alamayan Kürt örgütleri, onlar halen birbirleriyle uğraşa durmaktadırlar! Egemen devlet ise, yavaş yavaş asimilasyona uğrattığı bölge halkıyla kaynaşarak, kaleyi içten fetetmektedir...

 

Sun'i-şafi kökenli Kürtler, safların ayrışmaya yöneldiği alevi Kürtleri, devletin saflarına iterlerse, kendi demokratik güçlerinden çok şey kaybedeceklerini bilmelidirler! Kürt partileri, bu konuda bilimsel bir araştırma yaparak, neticeye uygun bir politikayi şimdiden gündeme taşımasalar, neticede çok geç kalmış olurlar!

 

Toplumsal olaylarda karar verme anı çok önemlidir. Karar vermede, zamanlama ne önce, ne de sonraya bırakılmamalı. Yani karar tam zamanında verilmelidir. Aksi taktirde, zamanında alınmayan kararların, sonradan alınmasının hiç bir hükmü olmaz!..

 

Kürtler bir ulus olarak var oldukları için, o ulusun içideki lehçe ve din farklılıklarını göz önüne alarak, ona göre bir politika üretmeleri gerekirdi. Birbirlerine arkasını çevirmiş olan mevcut Kürt partileri, bunu yaptıklarını sanıyorlar! Kürt sorununu tartışmak üzere bir araya dahi gelemiyen Kürt lider ve partilerinin tek başlarına Kürt ulusunu temsil etme konumları çok zayıf. Çünkü birilerinin yaptıklarını diğerleri bozuyor, arada sırada da birbirlerini menfaat karşılığında gambazlamaktalar. Halbuki devletin yaptıkları ile onların yaptıkları arasında, devlet lenine büyük bir gelişme var. Devlet yaptıklarını iyi gördüğü ve değerlendirdiği için, yeni Kürt açılımıyla, Kürt parti ve örgütlerini tamamen işlevsiz bırakmak istiyor. Bu nedenle de Türk devleti tarihte görülmemiş derecede politik ve askeri alanda, esnek yapmacık manevralar yaparak, Kürt halkının gönlünü kazanmaya çalışıyor!..

 

Yukarda değinilen konularda olduğu gibi, devlet asimilasyona hız vererek, bir Kürt lehçesini ayrı bir dil, o dili konuşanları da ayrı bir millet gibi gösterme çabalarını hızlandıracaktır! Devlet bu arada Alevi Kürtleri de, din yoluyla, dede ve ocakların emrine verilen milyarlarla, alevi köylerinde cami yapımlarını hızlandıracak, sunileştirme temelinde, Türkleştirme planlarını hedefe ulaştırmaya çalışacaktır. Ayrıca gerici iktidar partisine giden şeyh ve tarikatların etki sahasındaki azımsanmayacak kadar çok olan şafi-sun'i Kürt oylar da gittikçe artacak. Mezhepsel çelişkilerle Kürtleri birbirine düşüren devletin bu çalışmalarını, acaba Kürt örgüt liderleri halen görmüyorlar mı?!.

Kürtler bugünkü dağınıklıktan şayet kendilerini kurtaramazlarsa, devlet bundan yararlanarak, Kürtleri kaplara böldürmeyi ve egemenliğini böylece sürdürmeyi deneyecektir. Böylece yıllarca verilen tüm bedeller boşa gidecek, mücadele bencil ve egoislerin gölgesinde yeniden iğdiş edilecek! Böylece devlet, bu çalışmalarıyla her zaman yaptığı gibi, bir taşla iki kuşu vurmayı yineliyecektir. O zaman yazık olur, yapılan tüm emek ve çalışmalara!..

 

Bu konuda bazı Kürt parti, önder ve kadroların tam da ders çıkarma ve yeni kararlar alma dönemidir! Diğer bir deyişle, sağ duyulu yurtsever liderlerin, önemli karar verme aşamasında olduklarının bilinciyle hareket etmeleri bir zorunluluk haline gelmiştir. Bizlerden söylenmsi, onlardan da yurtseverlikleri gereği, bunu yerine getirmeleri!..

Eh, boşuna dememişler: „Bir müsibet, bin nasihattan daha iyidir!„ diye...

 

Burhan Kemal

25.04.2009