Şêxo Arroj Amedî
sexoarroj@hotmail.com
Kürdistanda sunni ayırımlar ve yaratığı Anti-Kürdistani Cephe

Kürdistan'da 150 yıla yakın bir süredir Kürd ulusunun kendi coğrafyasına egemen olma mücadelesi devam etmektedir. Bu mücadele süreci kendi içinde kahramanlıklar, kazanımlar, direnişler, teslimiyetler, ihanetler ve yenilgiler barındırmaktadır. Kürd ulusunun kendi coğrafyasına egemen/iktidar olma mücadelesi sürecini bütün bu farklı yönleriyle birlikte objektif olarak araştırmak, elbette ki, araştırmacıların işi; bu işi konu uzmanlarına bırakmak lazım. Kürdistan'da siyasi hedefleri olan kişi, kurum, örgüt, partilerin bu araştırma sonuçlarından yararlanarak, Kürd siyasi tarihinde yapılan yanlışları mahkum edip ezilen bir ulus olan Kürdlerin kendi coğrafyasında egemen/iktidar olma mücadelesini başarılı kılacak perspektifler sunmaları ve o doğrultularda pratiklerde bulunmaları gerekmektedir. Doğaldır ki bu, Kürd ulusunun kendi coğrafyasında egemen/iktidar olmalarını kayıtsız şartsız savunan ve bunun önüne hiçbir gerekçe koymayan kişi, kurum, örgüt ve partilerin işidir. Bu siyasi anlayışın dışında olanların, Kürd ulusunun coğrafyasına egemen/iktidar olması gibi bir sorunları ve hedefleri olamayacağı için bu sürecin de bir parçası olamazlar. Kürdistanî siyaseti olmayanların Kürdistan'da soyut, şekilsel ayrılmaları ve parçalanmaları aslında reel siyaset açısından bir bölünme olmayıp özünde Kürdistanî siyaset ile entegrasyon siyaseti arasındaki ayrım noktalarını kamufle etmeye yarayan geniş anti –Kürdistanî cepheyi yaratmaya yöneliktir; yani, aslında ayrım yoktu r. Bir çok noktada bir birlik vardır. Ayrıntılarda ana hedef için küçük farklılıklar mevcuttur ve bunlar Kürd/Kürdistan ulusuna/halkına büyük stratejik ayrımlar gibi gösterilerek Kürd/Kürdistan ulusu/halkı kandırılmaktadır.

 

Ayrı yerde duranların aslında amaçları, Kürd/Kürdistan ulusuna/halkına bakış açıları, mantıkları, çözüm önerileri aynı olmasına rağmen örgütlenme, yöntem ve araçlarında farklılıklar vardır. Bu ortak noktalarını kısaca şöyle özetleyebiliriz:


1-Kürdistan'da mevcut birey, kurum, örgüt ve partilerin neredeyse tümü Kürdleri bir ulus, ve, Kürdistanı tek bir parça görmemektedir. Bu bakış açısından kaynaklı ulusal bir siyaset oluşturamayarak Kürdleri ve Kürdistanı dörde bölmüşlerdir.Açıkçası sorun ilhakçı devletlerin Kürdistanı dörde bölmelerinden çok Kürd halkının öncülüğüne soyunmuş, yada soyunmaya çalışan kişi, kurum, parti ve örgütlerin Kürdleri dört ulus; kürdistanı da dört parça olarak algılamaları ve kitlelerin bu yönde düşünmelerini sağlamaya çalışmalarıdır.

 

Kürdistan'da yaklaşık bir yüzyıldır bu konu muğlak bir halde bırakılmaya çalışılmıştır: Kişi, kurum, örgüt ve partiler bu konuda net tavrını belirlememiştir. Bu konuda söylem bazında belli bir netliğe sahip olanlarsa ya zaman içinde geri adım atmışlardır yada söylemde Kürdleri bir ulus ve Kürdistanı tek bir parça görmelerine karşın pratikleri ve siyasal hedefleri bu söylemlerini boşa çıkarmıştır. Kürdistan'daki siyasi yapılar,(bu yapıların şekli ne olursa olsun) ve aydınlar işe başlarken kocaman bir yalanla başlamaktalar, yada daha iyi niyetle söylersek, kocaman bir gerçeği görmeden işe koyulmaktalar. Bu gerçek, KÜRDLER BİR ULUS, KÜRDİSTAN BİR PARÇA, EGEMEN DEVLETLER DE İLHAKÇI (1) BİRER DEVLETTİRLER.


2-Kürdistan'ın kuzeyindeki birey, kurum, örgüt ve partiler misak-i millicidir: Kürdistan sorununun çözümünü ister demokraside ister özerklikte ister federasyonda görmek arasında özünde fark yoktur; hepsinin ortaklaştığı nokta misak-i milli sınırlarıdır; yani bijî demokrasi, bijî özerklik, bijî federasyon, sloganını atanlar aslında pek ala bijî misak-i milli, sloganı altında buluşabilirler; çünkü her üç talep de sorunu misak-i milliyi tartışma haline getirmeden çözmeye çalışmaktadır. Bu tür anlayışlarda sorun Kürdistan sorunu değil, türkiye'nin sorunudur ve türk egemenlik sistemi üniterizimle değil federalizmle devam edecektir. Kürdistan'daki birey kurum örgüt ve partiler şu sorulara cevap vermelidirler: Kürdler ezilen bir ulus, Kürdistan ilhak edilmiş bir coğrafya mıdır, yoksa Kürdler türklerin bir yaması ve Kürdistan diye bir coğrafya yok mudur? Kürdler ezilen bir ulus, Kürdistan ilhak edilmiş bir coğrafya ise ezilen ulusun ve ilhak edilmiş bir coğrafyanın kurtuluşunun ne olduğu bu kadar açıkken Kürdlere teslimiyeti mi dayatmaktalar?

 

 

3-Kürdistan'daki birey, kurum, örgüt ve partiler Kürd ulusunu bir özne olarak görmemekte ve sistemin nesneleştirdiği Kürd ulusunun, irade sahibi bir özne haline dönüşmesi yönünde ne bir niyetleri var ne de bu yönlü bir pratikleri var. Dolayısıyla sistemin nesneleştirmeye çalıştığı, iradesini kırmaya çalıştığı ve bu politikasında bir ölçüde başarı sağladığı ne kadar gerçekse, Kürdistan'daki Kürd siyasi aktörlerin aynı doğrultuda davrandıkları o kadar açıktır. Kürdün nesneleşmesi konusunda bir ortaklaşma vardır. Sistemin gözünde Kürd ve Kürd ulusu neyse Kürdistan'daki bütün siyasi aktörlerin gözünde de odur: düşünemeyen, doğru kararlar veremeyen, sorgulamayan, aynı zamanda iradesiz, irade sahibi olmasına gerek olmayan, Kürdista'nın kurtuluşu hakkında düşünmesine gerek olmayan, kullanılması gereken, emirlere uyması gereken ham bir nesnedir; sivri zekalı yaşamları direnişle, zaferle ve başarılarla dolu 50 yıla yakın bir süredir bu işi yapan efendiler Kürdler yerine düşünür de, sorgular da, karar da verirler. Peki Kürd halkı bu kadar sivri zekalı efendilere sahip bir ulus ise Kürdlerin mevcut durumunu bu sivri zekalı efendiler nasıl açıklayacaklar? Bu eğilimlerin temsilcileri şunun farkına varmalı: ulusal kurtuluş mücadelesi bir ulusun işidir; üç beş efendinin işi değil! Bütün ulusun bilinci, iradesi, yeteneği kolektifleşmeden bir ulusun kurtuluşu mümkün değildir.

 

4-Kürdistan'daki siyasi aktörler ile ulus arasında hiçbir zaman eşitler arasında olması gereken bir ilişki kurulamamıştır. Onlar hiçbir zaman Kürdistanlı işçi ile, emekçi ile köylü ile, yani kısacası sokaktaki adamla eşitler arasında kurulması gereken bir ilişki tarzı geliştirmemişlerdir. Çünkü içten ve gerçek anlamda hiçbir zaman kendilerini bu ulusun birer parçası olarak görmemişlerdir. Onların dışındakiler ve onlar vardır. Onlar ulusu eşit hak ve ödevlere sahip birer topluluk olarak görüp yetenekler doğrultusunda birer işbölümüne girmektense, yeteneklerini, bilgilerini, deneyimlerini hep birer egemenlik aracı olarak kullandılar ve kullanmaya devam ediyorlar.

 

5-Kürdistan'daki siyasi aktörler düşmana karşı izledikleri açıklık siyasetinin %1 ini kendi halkına karşı izlemediler; yani düşmanın bildiğini hep kendi halkından sakladılar; bu da Kürdistan'da yeni bir uzmanlık alanı yarattı: şifre çözücülük! Her siyasi aktörün her yazısından sonra şifre çözücüler, beyanı tefsir ederlerken açık olanı perdeleyip, “beyan sahibi, aslında bunu söyledi bunu anlattı,” der oldular; yada kafalarında hep ayrı bir plan, halka söyledikleri ayrı şeyler oldu. Siyasette gizlilik ve açıklık kavramları birbirine karıştı. Düşmanın bildikleri halktan saklandı yada saklanmaya çalışıldı. El altından düşmanla yapılan görüşmeler övünç kaynağı olarak gösterildi. Öyle ya, yüzyıllardır bizlere kan kusturan, coğrafyamızı talan eden, dilimizi yok etmeye çalışan, tarihi alanlarımızı sular altında bırakan düşman lütuf etmiş bizimle görüşmüş! Yaşasın! Haydi bayram edelim! Doğrudur; iki düşman güç gerektiğinde bir masanın iki tarafında oturabilir ama bu ilkeler çerçevesinde ve eşitler arasındaki bir görüşme olmalı ve bu görüşme halkın onayından geçip sonuçları halka duyurulan görüşmeler olmalı. Diplomasi hayranı diplomat kılıklı Kürdler, bunun adına diplomasi diyebilirler ama dünyada diplomasiyi kendi halkına karşı yapan, diplomat kılıklılara Kürtler dışında bir ulusta rastlamak da mümkün değil.


6-Kavramların içeriği ve anlamı el birliğiyle boşaltıldı. Kavramlar binlerce yıllık insanlık tarihinin ürünüdür. Her kavram bir süreç içerisinde bir durumu karşılama ihtiyacından doğmuştur ve insanlar bu kavramlar aracılığıyla nesnel durumu dile getirip sistemli düşünürler. Siz yüzlerce yıllık, binlerce yıllık kavramların anlamlarını kendinize göre değiştiremezsiniz. Her kafasına esen her kavramı kafasına göre tanımlarsa bu kavram artık nesne ile bağı kopmuş boş bir ses haline gelir; bu da insanın düşünme yetisini dumura uğratır. Aslında ilhakçı güçlerin yüz yıllardır yapmaya çalıştığı ama başaramadığı şey buydu ama şu anda Kürd siyasi aktörlerin eliyle kısmen bunu başarmıştır. Bağımsızlık, özgürlük, direniş, fedakarlık, Kürdistan gibi kavramların birer nesnel karşılığı vardır. Sen bu kavramların nesne ile bağını koparıp kayıtsız şartsız bağımlılığa bağımsızlık, efendine itaat etmeyi süslü sözcüklerle sonsuz özgürlük, teslimiyete büyük direniş, ağzına her bağımsız birleşik Kürdistanı alana ilkel milliyetçi, maceraperest, siyaset ve diplomasi bilmeyen, uluslar arası ilişki ve konjonktürden bihaber deyip anlamsız birer sözcük haline getirerek ne olduğu belirsiz birer sözcük durumuna getirirsen, bu kavramlarla düşünen kürd/kürdistan halkı ne için mücadele etiğini bilemez hale gelir. Ne için mücadele ettiğini bilemeyen bir halk da hiçbir amacına ulaşamaz. Çünkü amacı belirsizdir, belirsizleştirilmiştir. İlhakçı sistemin yüzyıla yakın bir süredir yapmaya çalıştığını bugün Kürd siyasi aktörler yapmaktadır.

 

7-Kürdistan'da hiçbir siyasi, ahlaki, felsefi ölçüt kalmamıştır: Kürdistan'da siyaset uzun erimli stratejik hedefleri olmadığından, her şey günü kurtarmaya yönelik stratejik derinlikten yoksun bir hale gelmiştir. Strateji, taktik arasında doğru bir ilişki kurulamamıştır. Her şey taktiğe heba edilir duruma gelmiştir. Tabii ki taktik stratejiyle çelişmiyorsa anlamlıdır; stratejiden yoksun taktik mantıksal açıdan taktik olma özeliğini kaybeder. Kürdistan'da siyasetin ne stratejisi ne taktikleri vardır; hedef belirsizdir. Hedef belirsizleşince beraberinde başarı ölçütü ortadan kalkar ve ne başarıdır ne başarısızlık; ne zaferdir ne yenilgidir. Her şey birbirine karışıp belirsizleşir. Kolaycı siyaset tarzının bir eğilim olarak güç kazanıyor olması boşuna değil! Kürdistan'da herkes zafer naraları atmaktadır, çünkü zaferin ölçütü yoktur; herkes kendini başarılı saymaktadır. En dar anlamda başarının ölçütünü partilerin programlarındaki hedefleri olarak bile ele alsak hangi parti çıkıp ben programımdaki hedeflerin %1'ini gerçekleştirdim diyebilir? Hiç bir parti bunu diyemeyeceği için soyut anlamsız naralar atarak gerçeği manipüle etmekteler. Kürdistan muzaffer Romalı komutanlarla dolup taşar hale gelmiştir ama ortada zafer yoktur. O halde şu muzaffer komutanlara, liderlere, öncülere sormak lazım: zafer nedir? Kürdistan'ın ilhakı sona ermiş de Kürd ulusunun haberi mi yok? Asimilasyon süreci durmuş da Kürd ulusunun dili mi yok? Kürdler ilhakçı güçlerin egemenliği altında açlıkla mücadele etmiyor da ekonomik açıdan dünyanın en geri bırakılmış uluslarından biri değil de klinik bir vaka haline gelmiş olarak kendilerini öyle mi zannediyorlar? Cevaplarını duyar gibiyim hepsinin: “Evet, hala da durumları kötü ama eskiden daha iyi”! Ne var ki gerçekler perdelenemez. Gerçeğin üstüne ne tür bir perde çekerseniz çekin, gerçekler, altında tutuldukları örtünün doku aralarından sızarak kendilerini gün yüzüne çıkarma gücüne sahiptirler.

 

Kürdistanî Siyasetin önünde duranların temel gerekçeleri, nesnel koşullar yoktur tezidir. Siyasetin işlevinin nesnel koşulları değiştirmek olduğu gerçeği bir yana, Dünya konjonktürü ve nesnel koşullar 100 yıldır bu kadar Kürdlerin lehine dönüşmemişti, Dünya konjonktürünü belirleyen güçlerin bu coğrafyada sınırların koruyuculuğunu yapanları ezerek yeni sınırlar yaratmayı önüne koyup coğrafyada müdahalelerde bulunduğu süreçte, bu siyasi aktörler Kürtçülük adına ilhakçı devletlerin sınır bekçiliğinin siyasetini üretmektedirler ve bu olumlu objektif koşullara rağmen Kürdler (Güney Kürdistan'daki durumu saymazsak) her açıdan tarihlerinin en kötü durumunu yaşamaktalar: siyasi, ekonomik, kültürel, ahlaki ve daha birçok açıdan tarih boyunca bu kadar geri bir düzeye gelmemişlerdi. Bu iddiamı destekleyecek yüzlerce veri sunabilirim ama yazının konusu, bu değil. Bunun aksini iddia eden muzaffer Romalı komutanlar aksi doğrultuda bir iki veri sunarlarsa bu beni üzmez, aksine sevindirir

 

8-Farklı olduklarını iddia eden siyasi aktörlerin birbirlerine karşı üslupları, eleştirileri de büyük benzerlik göstermektedir, ki bütün taraflar asıl hedefi manipüle etmeye yönelik bir pratik içindeler. Her aktör ilhakın kendini sürdürmesinin sorumlusunu kendi dışındaki aktörlere bağlamaktadır. Bu da kitlelerin zihninde ilhakçı devlete karşı bir bilinç oluşturmayıp kendisinin dışında olan Kürde karşı bir bilinç oluşturmaktadır. Kitlenin algı boyutunda asıl düşman ilhakçı devlet değil onun dışındaki kürdtür! Halbuki ulusal bilinç, siyasi öznenin ezilen ulusa karşı ulusu yeniden kurma faaliyetidir. Bu da ezen, ezilen ulus arasında ayrıştırma siyasetini zorunlu kılar. Kürdistan'da sınıflar vardır ama egemen sınıf yoktur, egemen olan ezen ulustur, ezen ulusla, ezilen ulus ayrıştırılmayıp, ezilen ulus içinde ayrıştırma ile siyaset üretme Kürdistanî siyaseti gündemden düşürmedir ve ezen ulusun siyasetinin bizzat ezilen ulus tarafından içselleştirilip yeniden üretilmesidir.

 

Bu saydığımız ortak noktaları daha da çoğaltabiliriz ama burada asıl önemli olan şu ki; kürdistan'da hedefler, ilkeler üzerinde şekillenmesi gereken ayrılıklar hedef ve ilkelerin dışındaki farklılıktan kaynaklanan ayrılıklardır. Bu ayrılığa nelerin neden olduğunu söylememize şimdilik olanak yok. Çünkü herkesin ayrı bir nedeni vardır. Çoğunlukla yapay oldukları da gözden kaçmıyor. Eski geri ya da yeni ileri bir paradigma kurabilen kavramlardan tümden kopuk, geçiş dönemlerine özgü bunalımlı ve yalpalanmalara açık argümanlar çerçevesinde dolanan dilleri, onları belli bir eğilim sınıflandırmasına ya da ideolojik kategoriye dahil edilmelerini güçleştiriyor. Ama şu kesin ki, bu suni ayrımlar Kürdistan'daki gerçek ayrışmanın önünü kesmeye ve asıl ayrımları manipüle etmeye yaramaktadır. Kürdistan'da her düşünce pek ala kendi aidiyetini koruyarak ulusal taleplerde buluşabilir. Ne var ki ayrım noktaları net olmalı. Ayrım noktaları net olmalı ki ortak noktalarda birlikte hareket edilebilsin. Ancak Kürdistan'daki netsizlikte, ideoloji bir yanılsama işlevi görmektedir. İdeolojiler siyasi iktidar hedefi ve şekli üzerinde ayrışır; siyasi iktidar hedefi aynı zamanda ittifakların da temelidir. Ülkesinde devlet olmayı hedeflemeyen komünist, liberal, İslami vb. tüm ideolojik ayırımlar bir yanılsama ve iliziyondur aynı zamanda: Ezen ulusun kendini sürdürme siyasetenin bir parçasıdır. Ancak siyaseten Kürdistan devletini hedefleyenlerin, devletin şekli konusunda ideolojik ayrımları olur. Bu ayrışma ile oluşan ideolojiler kendini farklı parti olarak örgütler ve diğer partilerle ittifak yaparlar. Ancak Kürdistan'da bunun tam tersi gelişmeler olmuştur: Tarafların sahip oldukları ideolojik ilkesizlikler ittifak ve birlik ilkelerinin tayin edilmesini etkilemiştir. Böylelikle ilkesiz ittifak ve birlikler, ölü yapılar olarak ortaya çıkar çıkmaz başka sorunlarla karşılaşarak kısa sürede işlevsizleşip çözülmüşlerdir. Sürekli birlik adı altında yapılan girişimler mantıksal olarak daha fazla ayrışmaların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Birlik ilkeler çerçevesinde gelişir; bu yüzden birlik içinde herkesin hedef ve ilkelerini netleştirip kendi rengiyle ulusal birliğin bir parçası olması beklenmelidir.


Sonuç olarak Kürdistan'da suni birçok ayrılık olsa da gerçekte Kürdleri bir ulus, Kürdistanı tek bir parça olarak gören, Kürdistan'ı misak-i millinin (ve İran, Irak, Suriye'nin) dışında, Kürdleri bu işin asıl sahibi, yani öznesi olarak gören, Kürdler arasındaki ilişkiyi emir komuta zincirinden kurtarıp eşit hak ve ödevlere sahip yeteneklerden kaynaklı farklılıkları önemseyen, eşitler arasındaki ilişkiyi esas alan, ulusa karşı olabildiğince açık, kavram kargaşasının yaratabileceği tuzaklara takılmadan, hedefleri ve ilkeleri net ve en önemlisi kurtuluşu BAĞIMSIZ BİRLEŞİK ÖZGÜR KÜRDİSTAN'da görüp, bunu yaratmaya çalışanların birliğini ve diğerleri arasında keskin ayrım çizgisi konmalıdar.


Böylesi bir düzeye varılsa da varılmasa da görünen odur ki, önümüzdeki sürecin, bu ideali paylaşanlarla diğer eğilimleri temsil eden kesimler arasında sıkı ve keskin ideolojik ve politik tartışmalara, hatta zaman zaman yoğunlukları artarak çatışmalara sahne olacağını söylemek, şimdiden mümkün.

 

06.06.2008 Amed

sexoarroj@hotmail.com

Dipnot:

1-Kürdistan statüsüz bırakılmış bir coğrafya olmasından dolayı sömürge kavramı yerine ilhak kavramını kullanmayı daha uygun buldum. Tartışmaya açık bir kavramdır